T24’e erişim engeli: Bağla(ntıla)ra saldırı
T24’ün tüm içeriklerine erişim engeli kararıyla, yıllardır irtifa kaybeden yargı erkinin uygulamaları yeni bir seviyeye indi. Türkiye’nin en büyük bağımsız haber sitesinin okurlarıyla yazarları arasına haksız gerekçelerle bir yasak, bir engel, giderek artan bir hasret girdi. Bu kararın hukuki açıdan ne kadar çürük ve temelsiz olduğu, hukukçu ve gazeteci yazarlar tarafından gayet açık bir şekilde ortaya konuldu. Esasen, basın ve ifade özgürlüğü ile haber alma hakkı açısından bu yargı kararının dayanaktan yoksun olduğunu görmek için uzmanlığa da gerek yok.
T24’ün ardından, en çok izlenen haber kanallarından Halk TV’ye de kayyım atanmasıyla yazılı ve görsel haberciliğe büyük bir engel konulmuş oldu. Tanınmış gazetecilerden İsmail Saymaz yine ev hapsinde, Murat Ağırel ise ev hapsindeyken gözaltına alındı. Kendisi de sudan bir sebeple aylarca cezaevinde kalan Fatih Altaylı’nın sözleri, kararların karakuşiliğini özetliyor: “Murat Ağırel, fon soruşturmasında karşı tarafa sormadan haber yaptığı için ev hapsinde; Sarıgül soruşturmasında ise karşı tarafa sorduğu için gözaltında.”
Erdoğan’ın şimdilerde sık sık dolaşıma sürülen eski videolarında adaletten, demokrasiden, çoğulculuktan ve insanca yaşama hakkından yana nice güzel sözler var. Geldiğimiz yere bakın: Yirmi otuz yıl öncesine ait bu videolar, bir tür kara mizah unsuru olarak muhalifler tarafından paylaşılıyor. Zira bu videolardaki söz ve tutumların fersah fersah uzağında, zulme varan bir baskı yönetiminin altında yaşıyoruz. Son on yıla damgasını vuran uygulamalarıyla giderek akıl ve vicdandan uzaklaşıp yürütmenin bir enstrümanı haline gelen yargı eliyle, Fikret’in yüz on küsur yıl önce dediği gibi “Kanun diye, kanun diye kanun tepelendi.” Düşündüğümüzü ifade etmenin sonuçlarına bakarak düşünmekten de korkar hale geldik. Ama düşünemez ve düşündüğümüzü ifade edemezsek boğuluruz, öyle bir hayat artık insana yakışır bir hayat olmaktan çıkar.
Ortak gerçeklik
Düşünebilmek için hoşumuza gitmeyen gerçeklerle de karşılaşabileceğimiz bir alana ihtiyacımız var. Bağımsız ve meslek etiğine bağlı gazetecilik, bu alanın kurulması için vazgeçilmez yapı taşlarından biridir. “Ortak gerçeklik” derken elbette herkesin aynı şeyi düşünmesinden söz etmiyorum. Ortak gerçeklik, aynı olay hakkında farklı görüşlerin olduğu, iddiaların sınanabildiği, yanlışların düzeltilebildiği bir alandır. Bu alandaki insanlar anlaşamayabilir, ama birbirlerine gösterebilecekleri olgular, başvurabilecekleri kayıtlar ve sorabilecekleri sorular vardır.
Gerçeklikle kurduğumuz ilişkinin güçlüklerinden biri, onun isteklerimize uymamasıdır. Dış dünyada, bizim onayımıza ihtiyaç duymadan var olan insanlar, olaylar ve düşünceler vardır. Olgunlaşmanın bir yönü de bunların varlığını tanıyabilmek; hoşnutsuzluğumuzu, korkumuzu ve öfkemizi onları yok etmeye kalkışmadan taşıyabilmektir.
Sorulduğunda, hepimiz gerçeğe bağlı olduğumuzu belirtiriz ama bazen (belki de sık sık) gerçeği bilmekten kaçınırız. Gözlerimiz, başkalarının örtbas ettiklerini görmekte keskindir; ama kendi bağlılıklarımızı tehdit eden şeylere karşı kör olabiliriz. Yine de bu ortak insani zaaf ile devlet gücünü kullanarak başkalarının bilgiye erişimini engellemek arasında büyük bir fark vardır. Bir iktidarın sahip olduğu güce dayanarak, duymaktan rahatsız olduğu şeyi başkalarının da duyamayacağı hale getirmesi, en hafif deyişle bir tahakküm tavrıdır.
Yasağın dışarıdan içeriye taşınması
Bir başka önemli boyut şudur: Yasak, doğrudan hedef aldığı içerikleri engellemenin ötesinde, benzer bir müdahalenin kendilerine de yönelebileceğini düşünen kişilerin davranışlarını önceden değiştirmelerine yol açar. Sansür, yalnızca yazılmış olana........
