T24’e erişimi engellemek düpedüz barış karşıtlığıdır!
İnsanın kendisini, kendine ait olanı veya bir parçası olduğu yapıyı övmesini yakışıksız, hatta nezaketsiz bulanlardanım.
Fakat bazen istisnai olarak da olsa bunu yapma gerekliliği doğar; övme pahasına gerçeği açıkça söylemek, kendi hakkını kendin teslim etmek gerekliliğidir bu. Tıpkı T24 içeriklerine erişiminin engellenmesi kararından sonra doğan gereklilik gibi…
Ben 2013 yılında “Gezi Parkı’na mesafeli duruş sergileyemediğim” gerekçesiyle o zamanki ana akımdan kovulmuş, Kürt meselesinde Kürtlerin eşit yurttaşlık haklarına kavuşması yönünde görüş belirttiğim, yazılar yazdığım, haber ve röportajlar yaptığım ve şimdilerde yasağı kalkan bir Kürt meselesi kitabı yazdığım için de bir daha oralara geri dönüşü imkânsız kılınmış biriyim.
“Ana akım” derken şimdinin ana akımını düşünmeyelim ama bugünün kendine göre ana akımı sayılan muhalif yayınlarını da içine katalım!
Muhalif olmakla bilinen bilinmeyen, ülke genelindeki neredeyse tüm yayınlarda 2013 yılından itibaren üstü kapalı, 2015 yılından beri ise gizlenme ihtiyacı duyulmadan Kürt meselesindeki görüşlerim sebebiyle yasaklı listesindeyim.
Bana tek kapı açan, “Gel burada yaz” diyen yerdir T24.
Sadece ben mi? Bir bakın yazarlar listesine; ne kadar farklı görüşe, sese, kimliğe yer vermiş bir kurumdan söz etmekte olduğumuzu bir kere daha hatırlayın isterim.
Bugün Türkiye’nin en önemli konularından biri olan barış sürecinin toplumsallaşması konusunda en büyük olanaktır aynı zamanda T24.
Bu konuda bazı ‘muhaliflerce’ çok eleştirilse, zaman zaman lince, hedef göstermeye varan saldırılara maruz kalsa da bir an bile barış konusunda geri adım veya duraksama görmediğimiz bir kurumdur T24.
Baştan söyledim, bazen hakkını vermek için övmek gerekir diye!
Düşüncelere, farklılıklara özgürce ve eşit mesafeden ev sahipliği yapmayı kendine şiar edinmiş bir yayındır T24.
Sıklıkla hükümet ve ortağından ‘yayın diline dikkat, süreç kritik bir aşamada’ açıklamaları yapılırken, barışın toplumsallaşması konusu mütemadiyen bu sürecin oluşturucularınca gündeme taşınırken, kalıcı bir barış için kararlı bir yayın politikası yürüten T24’e yayın yasağı getirilmesini açıkça şaşkınlıkla karşıladığımı söylemek isterim.
“Barışın bir ayağını daha eksiltmek mi ister bu yasak kararını verenler” diye de düşünmeden edememekteyim.
Son dönemde Avrupa Birliği ülkelerinden İngiltere’ye, Kürt illerinden Ankara, İstanbul, İzmir’e kimle konuşsam T24’ün barış süreci için de ne kadar önemli bir yayın olduğunu, özellikle bu alandaki yayıncılığının takdire şayan bulunduğunu duyarken, yönetici arkadaşlar için sıklıkla “barış ödülünü hak ettikleri” yönünde yorumlar yapılırken hukuki dayanaktan yoksun bu ‘ceza’ açıkçası benim kafamı epey karıştırdı.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in süreci ve yasal boyutunu bu kadar sahiplenmiş bir yerden beyanlarda bulunup diğer yandan tamamen bu sürecin konusu olan ‘Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu’ kurmasıyla, T24 için verilen erişim engeli kararı arasında taban tabana zıtlık olduğunu düşünüyorum.
Bu süreci ve etkilediği konuları neredeyse tüm ülkenin T24’ten takip ettiği bir dönemde bu yasak kararının ne anlama geldiğini ister istemez sorguluyorum.
Ve........
