menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

13 yıl sonra Kandil…

51 0
21.10.2026

Süleymaniye’nin o çarpık ve hızlı yapıları arasında sıkışmış bir otelde Kandil’e beni götürecek aracın gelmesini beklerken 13 sene önceyi düşünmeye başlamıştım. Aslında düşünceler girdabına daha uçakta savrulmuştum ya…13 sene!

Dile kolay.

Bir daha Kandil’e gidebileceğim bir süreç daha olma ihtimalini çok kez sorgulamış, Türkiye’nin yeniden böyle bir sürece gireceğinden hiç emin olamamıştım.O zaman bu seyahat uçakla yapılacaksa şayet, ancak Erbil üzerinden yapılabiliyordu. Erbil de o günden bugüne hızla Dubaileşmişti, silah yakma töreni öncesi gözlemleme fırsatım olmuştu.

Hızla zenginleşen insanlar gibi görünmüştü gözüme.

Buluşma yeri ve günü net olan bu randevunun saati elbette belirsizdi, bu üçüncü yolculuğum olduğundan hazırlıklıyım.

Çay üstüne çay, kahve üstüne kahve içtikten sonra bir adam çıkageldi.

İşin ilginci beni hatırlamıştı ben de onu. Tek kelime Türkçe bilmiyor, tek kelime Kürtçe bilmiyor olmasına ve dolayısıyla konuşmamamıza rağmen 13 yıl önce beni Kandil’e kendisinin götürdüğünü ve birbirimizi hatırladığımızı bir şekilde anlamış olduk.

Beyaz pikap arabaya doğru ilerlerken yine son bindiğim beyaz pikabın Kandil yolculuğundan olduğunu fark ettim.
Süleymaniye ile Kandil arası kısa bir yol değil, üç-dört saatlik bir tırmanma süreci.
Yolda KDP’nin ve YNK’nın kontrol noktaları var.
İşler 13 sene öncesine göre çok daha ‘sıkı’ hissi veriyor.
Yollara muazzam bir doğa ve ‘sarı yaz’ etkisi hâkim.
Radyoda Koma Amed çalıyor, camlar açık, rüzgâr sert.
Sanki hava yağdı yağacak.
Yollar biraz değişmiş, aşırı yağışlardan heyelanlar oluşmuş.

Ve saatler sonra karşımızda görünen “Asayişa Binare Qendil” yazısı ve Abdullah Öcalan mozaikleri, flamaları ve fotoğrafları… Bu noktayı 13 yıl önce ilk gidişimde gördüğümde yaşadığım şaşkınlığı hatırlıyorum.
Daha sonra Kürt meselesi çalışırken birçok konuda ‘bizim anladığımız veya sandığımız’la onların gerçekliği arasındaki uçurumu, hep o andaki duygum eşliğinde hatırlamışımdır.
Uzatmayayım, Bese Hozat röportajından sonra sizlerden yağan sorulara cevap veren nitelikte bir yazı yazmaya çalışacağım…

Öncelikle tıpkı 13 sene önce olduğu gibi, ilkin Kandil’in eteklerinde yer alan bir köy evine götürüldüm.
O ev de tanıdıktı, ancak bir yaşlı amca ve teyzenin beni konuk ettiğini hatırlıyordum. Teyze daha da yaşlanmış, eşini kaybetmiş, fakat aile genişlemiş, gelin ve iki kız torun eklenmiş haneye.
10 yıllık çatışmalı süreçte evlerinin çatısı defaatle çökmüş, fakat aile oradan taşınmaya direnmişti.

Orada bir tanıdık yüze daha rastladım, Zagros Hiva. Süleymaniye yazılarımı takip edenler hatırlayacaktır, kendisini 13 sene önceden tanımanın dışında, silah yakma töreninde bir şekilde yanına gidip yeniden iletişim kurmanın yolunu sorgulamıştım.

Zagros Hiva beni karşıladı, yanında Almanya katılımlı yeni dış ilişkiler sorumlusu Cudi Serhat vardı. Serhat’la da hikâyesini konuşma fırsatını daha sonra yakaladım. “Almanya’da yaşayan, politik bilinci olan, özgürlükler için mücadele eden, faşizme karşı bir gençken Rojava Savaşı ile IŞİD’le savaşan Kürtleri öğrendim. Daha önce hayatımda Kürt nedir, Abdullah Öcalan kimdir bilmiyordum. Verdikleri savaştan etkilendim ve Rojava’ya katılım yaptım” diye anlatıyor örgütle tanışma hikâyesini.

Zagros Hiva ile sohbet ederken dikkatimi nar ağaçları çekiyor, demek yine bu mevsimde gelmişim, çünkü nar ağaçları aklımda kalmış. Şimdi ona ilave........

© T24