menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dünyamız kaşınıyor mu?

16 0
19.03.2026

Yıllar önce pek ilgi görmeyen bir tez atmıştım ortaya; Dördüncü Dünya Savaşı!..
Varlıklı Kuzey ile yoksul Güney arasında baş gösterecek bir dünya savaşıydı bu.

Dünyada yaşayan kadın-erkek, çoluk-çocuk ve yaşlı topluluklar ütopik barış isteklerinden, beklemekten ve umutlanmalardan yorulmuş ve bıkmıştı adeta.


Bunun dışında kalanlar ise, hak etmeden atıştırmış olmanın getirdiği rahatsızlığı, umursamazlık ve bu bizim şanslı oluşumuzdandır gevelemesi ile giderebiliyorlardı.


Sonuçta, saçma sapan siyasi hareketler, beceriksiz ve güvenilmez yeni liderlerin komiklikleri ile bitmez tükenmez yalanlar ve aldatmalar sürüp gidiyordu.

Bütün bunların bir araya gelmesi, tesadüf değildi Açgözlülük ile acımasızlığın yarattığı adaletsizlik, dünyamızdaki iki ayaklı hayatın keyfini ve doğal dengesini bozuyordu.

Sosyalizm ve komünizm umutları vardı, artık yok! Geriye kalanlar var mı?
Karşı yakada da liberalist umutlar dişlerini kamaştırıp duruyordu. Ama nasıl?

Nasıl olacak, iki kutuplu bir dünyada, dünya savaşları sonrası elli yıl kadar, dengesi fazla bozulmadan, barış savunularak, nispeten savaşsız bir dönem yaşandı ve geçildi.


Doğu - Batı adıyla oluşan politik ve ideolojik kutuplar, aşırılıkları dengelediler.
Ama birdenbire Kuzey - Güney kutuplaşmasının varlığı fark edildi. Neydi o?..

Yıllarca güneyin petrolü, bedava hammaddesi ve ucuz emek gücü ile palazlanmış kuzey ülkeleri, güneyin sefalet içindeki insanlarının baş kaldırmasını istemiyorlardı.

Siyaseten Kuzeydekiler, haberleşme teknolojisindeki anî gelişmeyle yaygınlaşan interneti ve mobil telefonları iştahla, siyaseten Güneydekilere de satmaya koyuldular.

Ama sattıkları telefonların içinden çıkan cin  dile benden ne dilersin deyince… Onlar da bizim ürettiğimiz ama onların tükettiği refahtan pay isteriz  dediler.


Önce teröristler, ardından mülteciler kuzeye akın etmeye başladılar. Botlara doluşup kuzeye doğru denizlere açıldılar. Battılar, devam ettiler… Öldüler, devam…

Ne var ki, Batı diye anılmaya alışmış dehşet içindeki Kuzey neye güveniyor dersiniz; Savaşa!.. Harp her zaman yeni bir denge oluşturur, güçlünün lehine elbet, dedik ya.

Oysa doğrusu;  eşitlik tehlikeli bir niteliktir, eşitler birbirlerine tahammül edemezler.  Bir an önce savaşla, gücünü ve eşitinden farklı olduğunu kanıtlamak ihtiyacındadırlar.                            

Yıllar önce, pek ilgi görmeyen bir tez atmıştım ya ortaya; Dördüncü Dünya Savaşı, diye! “I.Cihan Harbi” sonra “ II. Dünya Savaşı”, III. Soğuk Savaş ve  IV. Dünya savaşı mı?                                                       

Varlıklılar ile Yoksullar arasında sürmekte olan... Halkın bir kısmı İsrail-Amerika diğer kısmı İran, gerçekte, bizim dördüncü dünya savaşı tezimizi doğrularcasına…

İran’ın roketleriyle, ABD’nin emrindeki İsrail’in roketleri başa baş gibi. İran önde görülüyor. ABD kendi gibi varlıklılardan yardım istiyor, İlgilenmiyorlar!..

Çünkü, bu boyuttaki savaşlar dünyayı tatmin etmiyor, yeterli bulunmuyor, sorunları çözemiyor. Birileri, ille en büyük ben olmalıyım diyor. Dünyamızın sırtı kaşınıyor!..

Ayıptır söylemesi, sanki bir büyük dünya savaşı, yeni bir dünya dengesini sağlamak üzere kızaran ufukta, kıvranıp duruyor, kuralsız, adaletsiz, hep beraber üstelik!..

Netice… Bu yazı ile sizi korkutmadıysam, sevineyim mi, yerineyim mi, bilemiyorum.

Korktuysanız, bu ne işe yarayacak? Soru şu; ret mi, kabul mü, bana ne mi?

 

Barış, güçle sağlanamaz, ancak

anlayarak olabilir! Albert Einstein

----o----     

                                                                                             Bu yazı 05/09/2019'da T24’te yayınlanmıştı. Biraz değiştirildi.

                                  

 


© T24