menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ekonomide benzeyenler ve benzemeyenler

25 0
13.06.2026

Bilindiği gibi Yunanistan 2009’da derin bir ekonomik krizin içine düşmüştü.

Aslında halkın bir şikâyeti yoktu. Her yerden para geliyordu. Bankalar bol keseden krediler dağıtmakta hatta ihtiyacı olmayanlara bile “bonus” adı altında banka hesaplarına krediler yatırmaktaydı.

Halk yaz tatilleri, düğün, vaftiz, ihtiyaç, araba, ikinci araba, motosiklet, ev, yazlık ev, yat, hatta yoğun gece hayatı gibi kazandıkları paralarla asla ulaşamayacakları bir düzeye geldiğini sanıyordu.

Marketlerde fiyat etiketlerine bakılmadan bolca satın alınan ürünler, tıka basa dolan alışveriş merkezleri, pahalı markaların tüketimi derken, ne olmuştu da hemen bir yıl içinde her şey yanıp küle dönmüştü?  Durup dururken niçin işten çıkartmalarla, mağazaların kepenkleri indirilmesiyle işsizlik oranı yüzde 28’lere; gençlerde ise yüzde 40’lara ulaşmıştı? Alınan milyonlarca kredi nasıl geri ödenecekti şimdi?

O günlerden birinde Başbakanlık koltuğuna yeni oturan Dışişleri eski Bakanı Yorgos Papandreu, Kaş ilçesi karşısındaki grafik ve küçük Meyis adasına giderek, arkasına aldığı pırıl pırıl pırıldayan denizi ve ağır ağır yalpalanan lüks yatların demir attığı küçük limanın önüne dizilen kameraların önünde “maalesef” diyerek başladığı konuşmasında “devletin iflasın eşiğine geldiğini” açıkladı.

Papandreu’nun ülke borcunun yönetilemez hale geldiğini; ülkenin Euro para zonunda olduğu için para bastıramadığını, bu nedenle Yunan halkını zor günler beklediğini, ancak halkın merak edilmemesi, Yunanistan’ın üyesi olduğu AB ile ve gerekirse İMF ile müzakerelere başlayacağını ima eden ifadeleri tüm ülkede büyük bir şok etkisi yaratmıştı.

Yunanistan yeni bir döneme giriyordu. Halk ve Devlet adeta “hayat memat meselesi” evresinden geçiyordu.

Papandreu’nun yaptığı ve halkı hayal kırıklığına uğratan bu konuşmasından sonra “alacaklı” ya da “kredi veren” yabancı ülkelerle 5 yıl süre ile yapılan müzakerelerden hiçbir sonuç alınamıyordu.

Alacaklılar: “İflas bayrağını çekin!” türündeki tehditleri bir yana, kredi veren ülkeler ya da kuruluşlar, ülkeye verilecek yeni kredilerin karşılığındaki faiz oranları dayanılamayacak yüksekliklere ulaşıyordu.

Ekonomi uzmanı değilim. Ama Yunanistan öyle bir eşiğe gelmişti ki, artık borçlarının taksitlerini bile ödeyemez hale geldiğinden neredeyse iflas bayrağını çekmeye hazırlanıyordu.

Halkın tepkisi belirleyici oldu.

1975 yılından itibaren kâh muhafazakâr Yeni Demokrasi Partisi (YDP) kâh sosyalist PASOK partilerinin iktidarlarıyla yönetilen halk, gösterdiği sert tepkilerle adeta tek vücut haline gelmişti.

Yalnız halkın değil, devletlerinin de düştüğü bu “sefil” durumundan her iki büyük partiyi sorumlu gösteriyordu.

Halk, yalnız Atina’da değil, ülkenin hemen her........

© T24