menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

37 yıllık turist rehberi Şerif Yenen ile Anadolu’nun kronolojisine paralel tematik bir rota: ‘Turkish Odyssey’

26 0
19.04.2026

37 yıllık turist rehberi Şerif Yenen önce 1998 yılında ‘Turkish Odyssey’ başlığıyla tek cilt olarak çıkardığı, geçen yıl yeniden düzenleyip güncellediği üç ciltlik kutulu Türkiye gezi rehber kitapları setini göndermiş. 500’er sayfalık üç cilt rehber… Rehber İngilizce yazılmış. Bu kadar geniş kapsamlı olmayan Türkçesi de varmış. Şerif Bey bu kültürel rehber, Turkish Odyssey için “Bir Türk’ün yazdığı ilk en kapsamlı İngilizce rehber” diyor. Başka rehberler de yazmış ve ABD’de Washington DC’deki Smithsonian Enstitüsü’nde Türkiye ile ilgili her yıl konuşmalar yapıyor. Küçük ve özel gruplara turlara da devam ediyor. Turist Rehberleri Birliği ve Vakfı Başkanlıkları yapmış. Uzmanlık alanı Türkiye ve yurt dışına tur yapmıyor.

Bu üç ciltlik eserin ilk cildi teorik konular. Anadolu’nun halkı, tarihi, kültürü, sanatı, mitolojisi, dileri, dinleri, müzeleri, müze koleksiyonları, deyişleri, örf ve adetleri... O kadar detaylı o kadar kapsamlı ki gidip görmeye niyetiniz olmasa bile genel kültür olsun diye de okuyabilirsiniz. Unesco Miras Listesi’nde olanlar, sırada bekleyenler, Taş Devri’nden Cumhuriyet dönemine kadar Anadolu’dan geçen kültürler, devletler, milletler ve gerilerinde bıraktıkları eserler...

Birinci ciltte altyapı gibi sayılacak bilgilerden sonra 2. ve 3. ciltlerde bölgeler anlatılıyor. 2. cilt Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgeleri 3. cilt ise Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki görülmesi gezilmesi gereken yerler yine haritalarıyla, tarihi ve kültürüyle, ekonomisi ve tarımıyla detaylı bir biçimde satırlar arası gezdiriyor. Öyle ki sünnet düğünlerinden namaza, Türk kahvesine, fal ritüellerine, ezana, yağmur duasına kadar detayıyla...

Şerif Yenen buluşmamızda anlatmaya, “Türk turistler nedense seyahat deyince Avrupa, Asya, Amerika dünyayı dolaşırlar, moda olan destinasyonlara giderler ama kendi ülkelerini keşfetmek akıllarına gelmez. Pandemi, vize zorluğu ve Türk lirasının değer kaybetmesi bir araya gelince yüzlerini Türkiye’ye çevirebildiler. Kaç kişi Mardin, Diyarbakır, Van, Kars’a turist olarak gitmiştir? Pandemide oturdum yeniden gözden geçirdim, üç yıllık bir çalışmayla yeniden bastım. Çeşitli dillere çevrildi. Biz tura çıkarken yanımıza 10 tane kitap alırdık. Mitolojisinden tarihine, arkeolojisinden mimarisine kadar. İşte bunların hepsini tek kitapta toplamak istedim” sözleriyle başlıyor.

Ben kendisinden yerli ya da yabancı Anadolu’yu gezip görmek isteyen bir turiste 10 destinasyon önermesini rica ediyorum. O da “Güzel soru ama...” diye lafa başlıyor. “Biz Türkiye’de gezen turistlerin kültür ihtiyacını artırmak istiyoruz. Benim önerim tematik turlar. Anadolu birçok uygarlığı misafir eden bir coğrafya. Ben 'binelim otobüse, Adana’dan başlayıp Diyarbakır’dan çıkalım'dan öte 'Anadolu’nun kronolojisine paralel bir tematik rota izleyelim'i öneriyorum.”

Başlıyor destinasyonları sıralamaya:

1. Paleolitik çağ çok az, Antalya civarı Karain ve Küçükçekmece Gölü civarında Yarımburgaz Mağaraları var. Ama yerleşik hayatın başladığı Neolitik çok önemli. Kuzey Mezopotamya’da başlamış Urfa ve çevresi Taştepeler dünya çapında. Sefertepe, Göbeklitepe, Karhantepe, Sayguç; 13 tepe. Hepsini görmek mümkün değil ama birkaçı görülebilir. Kitap basıldıktan sonra Sayguç çıktı, orası o yüzden kitapta yok. İnsanlık tarihinin en büyük kırılma anlarından biri, avcı-toplayıcı yaşamdan yerleşik hayata geçiş. Bu yöre, tüm dünya tarihinin yeniden yazılmasına neden olmuştur. Bu anıtsal yapılar, din, ritüel ve toplumsal örgütlenmenin tarımdan önce ortaya çıktığını göstermesi bakımından benzersiz. Bu rota yalnızca Neolitik çağla sınırlı değil. Harran, Balıklıgöl ve Urfa Arkeoloji Müzesi gibi duraklarla dinler tarihi, arkeoloji ve yaşayan kültür iç içe geçiyor. Böylece gezgin, “doldurboşalt” bir turdan ziyade, binlerce yıla yayılan bir kültürel sürekliliği özümseyerek deneyimliyor.

Göbeklitepe

2. İkinci durak şu olabilir; Kuzey Mezopotamya’daki Neolitik Çağ halkı 2 bin yıl sonra göçe başlıyor, Orta Anadolu’ya geliyor. Çatalhöyük, Alişar Höyüğü, Hacılar... Çatalhöyük, yerleşik hayatın mimari, sosyal ve sembolik boyutlarını gözler önüne seren, dünyadaki en önemli Neolitik alanlardan biri. 17 katman yerleşim bölgesi var. Ev düzenleri, duvar resimleri ve gömü gelenekleriyle bu yerleşim, insanın mekânla kurduğu ilişkiyi anlatıyor. Rotaya, imkân dâhilinde Aksaray’da Aşıklı Höyük de eklendiğinde, Orta Anadolu Neolitiği çok daha bütüncül biçimde okunabiliyor. Konya’da Mevlânâ Müzesi ve kentin tasavvufi mirası ise bu arkeolojik anlatıya manevi bir derinlik de katılıyor, böylece rota yalnızca ‘ilk köyleri’ değil, Anadolu’da düşünce dünyasının katmanlarını da kapsıyor. Konya’ya gitmişken Selçuklu mirasını atlamak olmaz. Bu Mevlânâ ve tasavvuf geleneğiyle birleştiğinde, bu dönemin yalnızca bir ’geçiş çağı’ değil, köklü bir uygarlık inşası olduğunu da anlarız. Selçuklu eserleri, Osmanlı’nın üzerinde yükseleceği idari ve kültürel zemini hazırlamış ve Anadolu’nun Türk-İslam kimliği bu dönemde kalıcı hâle gelmiştir.

Çatalhöyük

3. Arada Bakırçağ var ama oradan bir rota çıkmaz. Üçüncü durak Tunç Çağı... Anadolu’daki en önemli çağlar deseniz Neolitik ve Tunç’u sayarım. Çünkü Tunç Çağı’nda artık uygarlıklar çıkıyor karşımıza; Hatti’ler. Orta Anadolu’nun gerçek yerel halkı. Güçlü siyasi yapılar ve erken devlet geleneğiyle tanışıyoruz. MÖ 2000, hani Ankara’nın simgesi olan güneş kursları var biliyorsunuz, onlar Alachöyük’teki kral mezarlarında bulundu. Belli ki sırıkların üzerine takılmış, totem olarak kullanılmış. Derken Hitit’ler geliyor, savaşmadan Hattiler’le yavaş yavaş kaynaşıyorlar. Hatti’lerin yazısı yok, Hitit’lerin var. Asurlu tüccarlar yazıyı getirmiş. Hatti’ler yazılı belge bırakmamışlar ama Hitit’ler ‘The land of the Hatti’ diyorlar ülkelerine, bıraktıkları yazılardan anlıyoruz. Yani Çorum, Yozgat, Boğazköy, Hattuşa mutaka gidilmesi gereken bir destinasyon. Bu dönemi anlamanın en etkili yolu, Hitit’lerin başkenti Hattuşa üzerinden ilerleyen bir rotadır. Anıtsal surlar, tapınaklar ve kaya kabartmalarıyla Hattuşa, merkezi bir imparatorluk düzeninin nasıl işlediğini somut biçimde gösteriyor. Rotanın önemli durakları arasında Alacahöyük yer alıyor; burada Hititlerden önce Anadolu’da var olan Hattilerin görkemli kral mezarları görülebilir. Çorum müzeleri ve yolculuğun sonunda Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi, bu dönemi kronolojik ve tematik olarak tamamlayan vazgeçilmez duraklar oluyor.

4. Demirçağa geldik. Artık Anadolu insanı demiri işlemesini öğreniyor. Dört uygarlık karşımıza çıkıyor; Van ve çevresinde Urartular, Ankara Eskişehir, Afyon civarında Frigler, Ege’de Salihli çevresinde Lidyalılar, Adana ve biraz daha doğusunda Geç Hitit devletleri. Bunlarınn her biri başlı başına birer destinasyon. Demir Çağı’nın doğudaki gücü Urartular ve Van Havzası. Van Kalesi, Urartu başkentinin hâkimiyet anlayışını ve mühendisliğini yansıtan en etkileyici yapılardan biri. Çavuştepe, Tuşpa ve Van’daki Urartu koleksiyonları, bu uygarlığın askeri gücünü, su mühendisliğini ve sanat anlayışını bütüncül biçimde ortaya koyuyor. Ortaçağ Kalesi Hoşap ve Akdamar Adası ve dünyanın en güzel taş işçiliği ile yapılan Kilise görülecek.

Friglerin Kaya Anıtları’na geldik: Gordion’dan Frig Vadisi’ne izlerini hem başkentleri hem de kaya anıtlarıyla bırakıyor. Rota, Gordion ile başlıyor, Polatlı yöresi. En görülecek şey tümülüs mezarlar, özellikle Midas Tümülüsü, Frig elit kültürünü ve ölü gömme geleneklerini anlamak için anahtar bir durak. Mısır’ın piramitlerin bir başka çeşidi. Çok ilginç Frigler tek tanrılı bir dine inanıyorlar. Dağ tanrıçası Kubeleya yani Kibele’ye tapıyorlar.

Midas Tümülüsü

Lidya’ya gelirsek onların da tümülüs mezarları var. Ayrıca paranın doğduğu topraklar. Lidyalılar ve başkent Sardes, Salihli, Lidya uygarlığı, özellikle parayı icat etmesiyle dünya tarihine damga vurmuş. Tümülüslere girilmiş, Karun Hazinesi çalınmış. ABD’den geri getirildi, Uşak Müzesi’ne yerleştirildi. Uşak Müzesi önemli bir Lidya uygarlık müzesi.

Bir konuya vurgu yaparsanız sevinirim: Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın açtığı yol bir Türk Müzeleri furyası yarattı. Ancak bakıyorum müze müze müze... İnsan boğuluyor. Müzelerin artık uzmanlaşma zamanı geldi. Müzeleri temalarına göre uzmanlaştırmalı diye düşünüyorum. Örneğin Şanlıurfa Müzesi dünyanın en zengin Neolitik Müzesi, içinde birçok başka şey de var ama o müzenin adı Neolitik Müze olmalı. Van’daki müze Urartu Müzesi olmalı. Afyon’daki Frig, Uşak’taki müze Lidya olmalı, Karun Hazineleri’nin olduğu yer. Yani müzelerin tematik müze olması konusunda epey düşündüm. Bize dünya çapında bir değer katar. Bu rota, ekonomi, siyaset ve sanatın erken çağlarda nasıl iç içe geçtiğini anlatıyor.

5. Demirçağ bitti, Anadolu Pers istilalarına maruz kaldı. Satraplıkara , vilayetlere böldü, 200 yıl Pers hakimiyeti gördük. Ekrem Akurgal şöyle diyor; “Anadolu’nun altın çağı Perslerle birlikte Batı’ya geçti”. Yani Anadolu’nun aydınları filozofları, bilim insanları; Miletliler, Efesliler hepsi Pers’lerden kaçtı Atina’ya gitti, Batı’ya göçtü. Persler Anadolu’yu vatan bellememişler. Perslerden sonra yeni kahramanımız Büyük İskender. O da mekan ve dil değiştirmeyle Helenleştirme yapıyor. Anadolu’yu dünyaya entegre etmenin bir tür adımını da atıyor. Büyük İskender’in rotası da destinasyon olabilir. Makedonya, Çanakkale Boğazı, Troya, Granikos Savaşı, Gordiyon, İskenderun, İsos Savaşı sonra da Mısır’a geçiyor.

6. İskender’in ölümünden sonra ”Helenistik dönem başlıyor. Krallıklar kuruluyor. En önemlisi Bergama Krallığı. 200yıl kadar yaşıyor. Bütün Batı Anadolu Helenistik dönem diyebiliriz. Anadolu’da kent kültürünü zirveye taşıyor. Batı Anadolu ve Akdeniz kıyılarındaki antik kentler;  Efes, Afrodisias, Priene, Sagalasos, Side, Faselis, Laudikia, Pamukkale, Milet’in hem Helenistik hem de Roma dönemleri var. Tiyatroları, agoraları ve heykel sanatlarıyla Anadolu’nun klasik çağdaki kültürel zenginliğini bütünlüklü biçimde sergiliyor. Böylece Anadolu Roma dönemine girmiş oluyor.

Bergama Arkopol

7. Megara’lıların İstanbul’u MÖ 7ci yüzyılda kurdukları söyleniyor. Oysa Yenikapı kazılarıyla MÖ 6000 yılından neolitik mezarlar çıktı. Beşiktaş, Haydarpaşa, Fikirtepe kazıları bize gösterdi ki İstanbul binlerce yıldır yerleşim bölgesi. İstanbul, tek bir dönemin değil, süreklilik gösteren bir medeniyetler tarihinin sahnesi olmuş. Konuyu madem ki Roma’ya getirdik, şöyle söyliyelim. Tetraşi dönemi gelmiş, yani MS 3cü yüzyıldan sonra Romalılar devleti daha kolay yönetebilmek için dörtlü hükümet sistemine geçmişler. Çok büyük bir coğrafya ve tek bir yerden yönetilemiyor. Yani dört imparator var diyelim. Annesi Hristiyan olan Batı İmparatoru I Konstantin ve rakibi Hristiyan düşmanı Doğu İmparatoru Licinius var 2 büyük imparator olarak, 4cü yüzyılın başında Milano Fermanı ile Hrisityanlara tolerans göstereceklerini bildiriyorlar. Hristiyanlık Roma İmparatorluğu’nda yayılmaya başlıyor. Ama Licinius antlaşmaya uymuyor. 2 Roma İmparatoru 324’te Üsküdar’da savaşıyor, Konstantin yeniyor, Tetraşi dönemi sona eriyor, Roma’nın tek hakimi I Konstantin oluyor, Roma uzak kaldığı için yeni bir üs arıyor ve burayı, bugünkü adıyla İstanbul’u üs olarak seçiyor. 20bin nüfus ve sadece Sultanahmet civarı ile adı Byzantion oluyor. Yeni surlar inşa edip kenti genişletiyor, adını da Nea-Roma’ya çeviriyor. Yani Yeni Roma... Hristiyanlık yayılmaya başlıyor. İznik’te 300den fazla din adamını çağırarak bir kongre yapıyor. Bu nedenle İstanbul, “bir günde görülecek bir şehir” değil, katmanlarıyla, temalarıyla ve zamana yayılarak gezilmesi gereken bir başkenttir.

8. Ama Hristiyanlığı öne çıkartarak bir destinasyon çizeceksek Aziz Paul’un misyonerlik yolculuklarını yaptığı rota var, Tarsus doğum yeri, Antakya, Lystra, Derbe, Psidia Antakyası, Perge gibi Hristiyanlığı yaymak için gittiği yerler olarak bir turistik destinasyon olabilir. Ege Bölgesi’nde 7 kiliseler Hristiyan perspektifiyle gezilmeli. Elbette bu dinin yasak olduğu dönemde coğrafyası itibarıyla Kapadokya ve kaya kiliseleri görülmeli.

Aziz Paul’un kuyusu

9. Osmanlı’nın kuruluşu ve ilk başkenti Bursa, rotalarımızdan biri daha. Osmanlı Devleti’nin doğuşunu anlamak için, ilk başkent, orta Anadolu’da Selçuklu’ların kervansarayları, Konya ve çevresi, sadece Selçuklular değil, 17ci yüzyılda Osmanlı Beylikleri toprakları da Osmanlı İmparatorluğuna giden yolların rotası olarak gezilecek destinasyonlar arasında. Bursa, küçük bir uç beyliğinden imparatorluğa giden yolun ilk büyük adımlarının atıldığı şehir. Ulu Cami, Yeşil Külliye ve Osman Gazi ile Orhan Gazi türbeleri, Osmanlı’nın kuruluş ideolojisini ve mimari dilini doğrudan yansıtan yerler buraları.

10. Turistik rotalarımızın sonuna yaklaşıyoruz. İmparatorluğa geçişin sahnesine. Edirne Osmanlı’nın ikinci başkenti, artık bölgesel bir güçten imparatorluğa evrilen devletin vitrini gibi. Edirne, Osmanlı’nın Balkanlar’a açıldığı, yönetim kapasitesinin ve mimari iddiasının büyüdüğü bir geçiş başkenti. Selimiye Camii başta olmak üzere Edirne’deki külliyeler, Osmanlı mimarisinin klasik döneme nasıl hazırlandığını gösteriyor. Bursa’daki sade kurucu ruh, Edirne’de yerini anıtsallığa ve merkeziyetçi bir imparatorluk vizyonuna bırakıyor. Bu yüzden Edirne, Osmanlı tarihinin en kritik eşiklerinden biri, mutlaka görülmesi gerken bir destinasyondur.

Selimiye Camii

11. Cumhuriyet tarihi de anlaşılmak isteniyorsa Gelibolu Savaşı, Kurtuluş Savaşı mekanları ve Ankara da rotaların içine katılmalı. Bugün Gelibolu Yarımadası’nda gezilen siperler, anıtlar ve şehitlikler yalnızca askeri tarihi değil, insan hikâyelerini de anlatır. Burada savaş, rakamlar ve haritalar üzerinden değil; fedakârlık, dayanıklılık ve hafıza üzerinden okunur.

12. Modern Türkiye’nin doğuşu, Cumhuriyet’in kuruluş rotası da son rotamız olsun. Çanakkale’den sonra Anadolu’da başlayan süreç, artık bir imparatorluğun değil, yeni bir devletin hikâyesi. Cumhuriyet’in kuruluşunu anlamak için rota, Samsun’dan başlar. 19 Mayıs 1919, yalnızca bir tarih değil, Anadolu’da kaderin yeniden yazılmaya başladığı andır. Bu yolculuk Erzurum ve Sivas kongreleriyle devam eder. Rota, başkent Ankara’da tamamlanır. Anıtkabir, yalnızca Mustafa Kemal Atatürk’ün anıt mezarı değil, güçlü bir hafıza mekânıdır.

Bu üç ciltlik, tüm Türkiye’nin turist rehberinde ilgi çeken şeyler arasında ‘Did You Know?’ – ‘Biliyor muydunuz?’ başlığı ile ilgi çeken bölümler de var. Örneğin;

. İlk aşk şiirinin MÖ 18. yy. dan bir Sümer tabletinde yazıldığını biliyor muydunuz?

. İlk kil zarfın MÖ 1950 yılında içinde yine kilden bir mektupla Kültepe’de bulunduğunu biliyor muydunuz?

. Mitolojik bir hikâyeden alıntıyla, ilk güzellik yarışmasının, Truva Savaşı’nın hemen öncesinde üç tanrıça, Afrodit, Hera ve Athena arasında Kaz Dağları’nda yapıldığını biliyor muydunuz?

...gibi zevkle okuyacağınız bilmeceler de karşınıza çıkıyor.


© T24