menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İran savaşının ara bilançosu

31 0
28.03.2026

ABD ve İsrail’in İran’a ortaklaşa saldırısıyla başlayan savaşın süresi bir aya yaklaştı. Ve ilk kez diplomasinin devreye girmesiyle geçici de olsa bir ateşkese varılması olasılığı belirdi. Bu aralar Amerikan basınında Trump’ın yakın danışman çevresine savaşın “birkaç hafta içinde bitirilmesini istediğini” söylediği sızdırıldı.

Baba Hamaney gitti, Oğul Hamaney geldi. Rejim yerinde kaldı, Devrim Muhafızları gücünü korudu. Öldürülen bir çok liderin ardından, bu aralar görüşmelerde en yetkili isim olarak Meclis Başkanı Muhammed Bagir Galibaf'ın ismi öne çıktı. İkinci bir isim de Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri olarak atanan Muhammed Bagir Zülkadir...

Rejim için, saldırılar karşısında ayakta kalabilmek, hâlâ yeterli bir başarı ölçütü olarak değerlendiriliyor. İki hafta öncesine kadar ağzından rejim değişikliği lafını düşürmeyen Trump'ın, bugün İran yönetimi ile müzakere edildiğini açıklaması da rejimin yerinde duracağının teyidi olarak yorumlanabilir. Artık Trump’ın önünde ya “zafer” ilan etmek ya da “buraya kadar” demek şeklinde bir ikilem var. Zaferin peşinden gitmeyi seçerse, işi zor görünüyor, zira rejimi değiştirmek için vermek zorunda olduğu savaşın daha aylarca süreceği öngörülebilir.

İsrail ise kendi ulusal çıkarları doğrultusunda İran’a saldırtabileceği bir ABD Başkanı bulma fırsatını kaçırmadı. Tıpkı İran rejiminin birçok üst düzey askeri ve siyasi yöneticisini kısa zamanda vurma fırsatını kaçırmadığı gibi...

Yeterli olmasa da İsrail açısından İran’ın zarar gördüğü her seçenek geçerli. Yine de fırsat değerlendirmek, stratejinin yerini alabilecek bir kavram değil. Örneğin İsrail, imkan bulmuşken Lübnan’ın güneyinde de 30 km derinliğinde bir alanı işgal ederek “tampon bölge” kuruyor. Fakat bu eylemin uzun zamandır planlanan bir stratejinin parçası olup olmadığı bilinmediği gibi, İsrail'in güvenliğine uzun vadede ne ölçüde katkı sağlayabileceği de belirsiz.

İran ise “asimetrik güç” kullanımında gerçekten önemli başarı gösterdi. Ağır darbeler almış olsa da çok düşük maliyetle, sadece Hürmüz Boğazı’nın ve Basra Körfezi’nin hakimiyetini değil, “tırmandırma merdiveninde” inisiyatifi de eline aldı.

Körfez Bölgesinde ise Dubai Modeli’nin sonu gelmiş gibi görünüyor. Suudi Arabistan’ın “Vision 2030” gibi iddialı projelerinin geleceği de artık belirsiz. Katar’ın uzun yıllar sonunda on milyarlarca dolar yatırımla devreye aldığı küresel önemi haiz LNG tesislerinde, bir ay zarfında gerçekleşen zarar da on milyarlarca dolara tekabül ediyor.

Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri, savaşın ardından ABD, İsrail ve İran’la ilişkilerini temelli gözden geçirmek zorunda kalacaklar. Bunların kendi aralarında daha sıkı bir savunma mimarisi kurmaları beklenir. Bölgede bir “silâhlanma yarışı” başlayacağını varsaymak yanıltıcı olmaz.

İsrail’de Ekim ayında yapılması planlanan seçimlere ilişkin kamuoyu yoklamalarında Netanyahu ve partisi Likud açık ara önde görünüyor. Savaşa destek de keza yüksek oranlarda seyrediyor. Oysa 7 Ekim 2023 saldırısının ardından Netanyahu’ya “siyasal ölü” muamelesi yapılıyordu. Bugün ise o dönemin aksine İsrail tarihinin en uzun süre iktidarda kalan başbakanı Netanyahu’nun bu devletin ve hatta ülkenin DNA’sını değiştirdiği iddia ediliyor.

Ancak, İsrail’in bitmeyen bir savaş halinde yaşaması, yani bir nevi modern “Sparta” olarak varolabilmesi de hiç kolay değil. Bir yandan kurban aynı zamanda hegemon, bir yandan Ortadoğu’nun Silikon Vadisi aynı zamanda yerleşimci-sömürgeci bir devlet karakteri benimsemek, sürdürülemez yapısal........

© T24