menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tazminat parandesi ve Montella’nın çıkış kapısı

22 0
03.10.2026

Korkmadım dersem yalan olur. Hem de öyle sıradan bir tedirginlik değil bu; iliklerinize kadar işleyen, mesleki hafızanın o soğuk ürpertisi. 

Yıllarca mürekkep damlatmış, sahanın çim kokusunu da kulislerin tozunu da solumuş bir futbol emekçisiyim. Bugün T24 kürsüsünden kaleme aldıklarımız birilerini birtakım hülyalara sevk ediyorsa kusura bakmasınlar. Bizim vizyonumuzda futbol, doğası gereği estetiğin, akıl oyunlarının ve o kadim coşkunun sahnesi olmalıdır; tabii o fırsatı bulabildiğimiz nispette. Fakat ne yazık ki o yapıcı parantezi açabilme imkânımız gün geçtikçe irtifa kaybediyor, seyrekleşiyor.

Şimdi önümüzde iki patika var: Ya Vincenzo Montella, kulübede kadro mühendisliği yapmanın o kadim ve incelikli sanatını nihayet idrak edecek; ya da TFF’nin tepe yönetimi, liyakat ve belagat kriterlerine sadık kalarak kurulların başına ehil isimleri getirecek. İkisi de gerçekleşmezse? İşte o noktada Türk futbolunun sür sürüleceği meçhuliyet beni korkutuyor. Ya siz, gerçekten rahat mısınız?

Şu hakikatin altını da kalın çizgilerle çizelim: Hakiki gazetecilik refleksini hiçbir idari kararla, hiçbir baskıyla frenleyemezsiniz. Ben tabelada emekli yazan bir basın mensubuyum belki; ama mesleki dürtülerim hâlâ saha kenarında, ilk günkü dinamizminde. Yasin Kol gözaltına alındığında refleks icabı sosyal medyadan o paylaşımı yaptım. "Sana ne be adam?" diyebilirsiniz; usulen haklısınız da. Fakat bu mesleğin genetiğinde var bu: Siz ondan emekli olursunuz ama o sizden asla emekli olmaz. T24 çatısı altındaki o genç ve pırıl pırıl kadroda da aynı mesleki virüs, aynı kutsal sızı mevcut. Onlar gazeteci. Onları durdurmak? Na-mümkün.

Bakınız, millî takım projeksiyonuyla yola çıktığımız satırlarda kendimizi nerede bulduk... Aslında ay-yıldızlı ekibin nereye savrulduğu da muamma; vizyonumuz katran karası bir sis perdesinin arkasında kaybolmuş durumda.

Tam iki haftadır futbol kamuoyu, bahsi geçen 'FON' krizinin enkazı altından çıkan sarsıcı tablonun şaşkınlığını yaşıyor. O şokun tozu dumanı henüz dağılmamışken, bu kez TFF merkezli yeni bir fay hattı kırıldı. Sürpriz mi? Kesinlikle değil. Sızan ses kayıtları, ortalıkta dolaşan yazışmalar... Tabir yerindeyse kanalizasyon patladı, tuz dahi koktu. İğrenç bir tablo; ne kelimeler yeter tarif etmeye, ne de lügat. İşin en acı tarafı, bu yozlaşmış iklimin ortasında büyüyüp göğsünde o kutsal Ay-Yıldız’ı taşıyan çocuklar, bizim evlatlarımız. Hep aynı eski senaryo, aynı bayat nakarat. Yine aynı kanalizasyon...

Evet, Türk futbolunda foseptik patlamıştır ve ortaya yayılan koku artık semaları kaplamış vaziyette. Belli ki Montella da bu ağır atmosferden bunalmış, zihninde bavullarını çoktan toplamış. Sahadaki taktiksel karmaşası bir yana, niyeti son derece sarih: Bir çıkış kapısı arıyor.

Gelelim saha içi organizasyonundaki o akılalmaz tezatlara. Montella dedikçe, ezberlerimizi zorlayan hamleler silsilesiyle karşılaşıyoruz. İtalya karşısında iç sahada beşli savunma bloku kurup adeta modern bir Çin Seddi örmeye kalkıyorsunuz; hücum hattında ise topu topu dört personelle varlık göstermeye çalışıyorsunuz. Bu reaksiyon hücum etmek midir, yoksa kamuoyuna "hücum ediyormuş gibi" yapmak mı? Ardından Belçika deplasmanına gidiyorsunuz ve savunma çizgisini gözü kapalı 55 metre ileri çekiyorsunuz. Stoper tandeminiz kim? Abdülkerim ve Merih! Kelimelerin kifayetsiz kaldığı, futbol mantığının iflas ettiği an tam olarak burasıdır. İtalyan teknik adam artık taktik tahtasında hamle yapmıyor; basın odasındaki kürsüden avazı çıktığı kadar bağırıyor: "Benim tazminatımı verin ve........

© T24