menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

4 sene üst üste ikinci kez, ‘’Şampi’’

15 0
14.03.2026

Aklı hafta içi Anfield Road’da, Liverpool ile oynanacak o dev rövanşta olan bir Galatasaray izledik ilk devrede. Başakşehir’in katı blokları arasında sıkışan, yaratıcılık damarları tıkanmış bir görüntüydü bu. Ancak bu donukluğu sadece konsantrasyon kaybı veya Şampiyonlar Ligi yorgunluğuyla izah etmek, sahadaki taktiksel savaşı hafife almak olur. Okan Buruk, Konyaspor mağlubiyetinden dersini almış; rotasyonu "rotasyon gibi" yaparak üç taze kanla maça başlamıştı. Lakin Başakşehir’in geçiş oyunundaki mahir ayakları, Galatasaray’ın o meşhur ön alan baskısını bir hayli hırpaladı.

Bu bölümdeki en büyük arıza, Yunus Akgün’ün "bağlantı oyuncusu" rolünde sınıfta kalmasıydı. Galatasaray’ın merkezde topu tutacak, trafiği yönetecek bir akla ihtiyacı varken Yunus, topla buluştuğu anlarda bir 10 numaradan ziyade, Osimhen’in gölgesinde ikinci bir santrfor gibi konumlandı. Net bir teşhis koyalım: Yunus’tan klasik bir oyun kurucu (numara 10) devşirmek, mevcut formülde pek mümkün görünmüyor. Bu kopukluğun bir diğer müsebbibi ise Nuri Şahin’di. Genç teknik adam dersine o kadar iyi çalışmış ki; kalecisi Muhammed’i bir oyun kurucu gibi denkleme dahil ederek Galatasaray’ın o boğucu presini boşa çıkardı. Fakat aynı Nuri Şahin, kartlı oyuncusunu sahada unutarak taktiksel dehasını bir "yönetim hatasıyla" gölgeledi ve geçer not alacağı sınavı bütünlemeye bıraktı.

İkinci yarıda ise futbolun yazılmamış kanunları devreye girdi. İlk devrede Barış Alper’i adeta kilitleyen ancak kontrolsüz müdahaleleriyle sarı kartı cebine koyan Ebosele, ikinci yarının hemen başında aynı hatayı tekrarlayınca kızardı ve Başakşehir için ışıklar orada söndü. Galatasaray, uzun süredir hasret kaldığı duran top golünü Singo ile bulduğunda ise sadece tabela değişmedi; bence ligin fiziksel ve mental rekabeti de orada noktalandı. 7 puanlık fark, mart ayı için bir uçurumdur.

Galatasaray’ın şampiyonluk yolundaki en ciddi rakiplerinden biri mart ayı itibarıyla beyaz bayrağı salladı, diğeri ise henüz aralık ayını bile göremeden havlu atmıştı. Peki, Galatasaray bu süreçte dikensiz bir gül bahçesinde mi yürüdü? Elbette hayır. Aynı kaos fırtınaları Florya’nın kapısını da çaldı, kadro planlamasındaki yapısal hatalar gün gibi aşikardı. Daha iki ay öncesine kadar yedek kulübesine baktığınızda bir "altyapı bahçesi" görüyordunuz. Ancak burada farkı yaratan faktör Okan Buruk’un kriz yönetimi oldu. Ratosyon yanlışları yapsa da bu yanlışlar rakiplerinden daha azdı. Okan Buruk, sezona bence damgasını vurdu.. Icardi gibi bir dünya yıldızını, egoların çarpıştığı o ince çizgide, gerektiğinde kulübede tutarak takımı idare etmek her teknik adamın harcı değildir.

Şimdi Galatasaray, kendisine ait olan o tarihi rekoru geliştirmeye çok yakın. "Dört sene üst üste" şampiyonluk unvanını ikinci kez tescil ettirmek üzereler. Buradaki en tatlı zorluk ise taraftara düşecek; o meşhur marşın sözlerini güncelleyip bestelemek gerekecek, zira tarih yeniden tekerrür ediyor.

Sarı-kırmızılılar, çok sert geçmesi beklenen Başakşehir virajını, ilk 45 dakikayı rölantide geçip ikinci yarının sadece 9 dakikasında vites yükselterek döndü. Okan Buruk, önümüzdeki Trabzonspor derbisini de hesaba katarak işini şansa bırakmadı. Aslında hepimiz biliyoruz ki; Galatasaray kazanmasa bile lig fiilen bitmişti. Fakat dün Fenerbahçe’nin yaptığı o beklenmedik hata, Galatasaray’a hiç hesapta olmayan bir "ekstra" sundu. Belki Okan Hoca takımı bu denli yıpratmayacaktı ama önüne gelen o  fırsatı gördüğünde "Vakit, ligi bitirme vaktidir" dedi ve fişi çekti.

Eğer Galatasaray firesiz devam ederse, Nisan’daki Fenerbahçe derbisi sadece bir prestij maçına dönüşebilir. Lig tarihinin en erken şampiyonluk unvanını almaya hazırlanan bir takım var karşımızda. Şöyle bir düşünün; eğer Galatasaray, Şampiyonlar Ligi’nde son 16’ya kalıp takvimini yoğunlaştırmasaydı, muhtemelen 15 Mart’ta şampiyonluk kutlamalarını izliyor olacaktık.


© T24