menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Zeytinlikler ve madenler, iktidarlar ve hukuklar

57 0
02.04.2026

Akbelen’de neler olduğunu hatırlayalım;

Köylüler itiraz edince mahkeme zeytinliklerin madencilere açılmasına engel koydu, iktidar yönetmeliği değiştirerek o engeli aşmaya çalıştı.

Danıştay değişikliği iptal etti. İktidar bu kez de yasayı değiştirdi. “Madem yasalar zeytin kamu yararıdır diyor biz maden kamu üst yararıdır” diye yasa çıkarttı. Hukuk süreci devam ederken ağaçları sökmeye başladı, kamulaştırmayı hızlandırdı.

Ona da itiraz edildi ama uygulama hukuktan hızlı gitti. Madencilerin önü açıldı köylülerin hayatı karartıldı. İtiraz edenler gözaltına alındı, tutuklandı.

Şirketlerin önündeki engeller mahkemeler tarafından değil yasama gücüyle kaldırıldı.

Aslında Akbelen’de yaşananlar bir hukuk ihlali, çevre meselesi ve direniş hakkından öte iktidarın kendini inşa modeli.

Arapça bir kelime olan iktidar “Bir şeyi yapabilme yetisi” anlamına geliyor. Alenen ekonomik olarak tartışmalı, ekolojik olarak yıkıcı ve hukuki olarak sorunlu olduğu halde zeytinlikleri madencilere vermekte ısrar eden iktidar bunu sadece ekonomik bir açgözlülükle yapmıyor, aynı zamanda etkili bir güç gösterisi sunuyor. Gücünü hiçbir sınır tanımayarak kanıtlamanın peşine düşüyor.

Sınırlarını hukukla çizen medeniyetlerde iktidarların sınır tanımama pratiği faşizmin beslenme biçimidir. Faydalı olanı değil mümkün olanı yapmakta ısrar eden bir iktidar için, hukuki çekişme henüz karara bağlanmadan zeytinliklere el konulması ve doğal kaynaklarını korumak için direnen insanların hapse atılması sadece fiili değil aynı zamanda da sembolik bir anlam taşır.

Sınırları zorlayarak, engel tanımadığını ispatlayarak, hukuka uymayarak, aksine hukuku kendine uydurarak ilerleyen bir iktidarın karşısında mesele ağaç, para ya da insan olmaktan çıkar.

Mesele iktidarın sınır tanımayan ve engel umursamayan bir dili dönemin karşı konulması imkânsız tek gerçeği haline getirme pratiği olur.

Üretmenin, kazanmanın ya da çoğaltmanın değil sadece yakıp yıkmanın, yok etmenin peşinde olan iktidar tüm kartlarını sadece devirmek ve aşmak üzerine oynar.

Biz de ağaçlarına, toprağına sahip çıkmak için haykıran, hukuki olarak haklarını aramakta direnen, ağzından çıkan her kelimeye güven duyduğumuz bilinçli köylülerin yaka paça gözaltına alınışını izleriz ve susmayı öğreniriz.

Kötülükle başa çıkamayacağımızı öğreniriz.

Haksızlıklara dur denemeyeceğini öğreniriz.

O yüzden anayasada ne yazdığından ziyade önemli olan yasama ve yürütmenin kimin elinde olduğudur.

Parlamenter sistemde yasama gücünün bir kişinin iradesi ve kararıyla hızla değişmesi kolay değilken başkanlık sisteminde bunun aksi olur. Başkanlık sistemlerinde yasa dönüşümü çok hızlıdır. Yasama ve yürütme aynı hedefe kitlenebilir. Mahkemelerden çıkan iptal kararları yeni düzenlemelerle aşılabilir.

Ve “İşçilere değil patronlara kurun bu barikatları” diyen sendika başkanı, “Bir şirket zengin olsun diye köylüğü yurdundan kovuyorsunuz” diyen direnişçi köylü, duyulması istenmeyen gerçeklerin haberini yapan gazeteci, makama seçimleri kazanarak gelmiş politikacı… hepsi hukuk tanımadan ensesinden tutulup içeri atılabilir.

“Burada kanun geçmez çiğneriz, hakların hepsini çiğ çiğ çiğneriz, gerçeklerin topunu eğip bükeriz” diyen bir iktidarı alaşağı etmenin yolu, en başa dönüp, o iktidarın kendini nasıl gerçekleştirdiğini doğru okumaya çalışmakla mümkün olur.

Kötülüğü rasyonel bir strateji olarak kullanan iktidarları yıkmak kolaydır.

Mesele onun yerine her seferinde aynısının kurulduğunu fark etmeyen kalabalıkların aymazlığındadır.


© T24