Fuat Oktay’a sorulamadı
“Casus” olmakla suçlanan Hüseyin Gün’ün, 2017 yılında dönemin Başbakanlık Müsteşarı Fuat Oktay’dan lobi faaliyetlerinde devleti temsil için “yetki belgesi” aldığı sözleri duruşmalardaki en çarpıcı gelişmeydi.
Gazetecilik ilkeleri, yargılamalarda sadece iddianın değil, savunmanın da adil ve dengeli biçimde yayımlanmasını öngörür. Ancak Hürriyet, Sabah ve Yeni Şafak gibi iktidar mecraları, davaya ilişkin haberlerinde Hüseyin Gün’ün savunmasını yok saydılar.
Hatta 12 Mayıs’ta TBMM’deki görüşmelerde İyi Parti Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu, konuyu Hüseyin Gün’ün sözünü ettiği belgeye getirerek, “Dün devlet adına çalışan bir kişi bugün nasıl bir anda casus ilan ediliyor?” diye sordu. Türkoğlu’ndan sonra kürsüye gelen Mustafa Arslan, “Bir şahsın geçmişte belli görevlerde bulunmuş olması ona bağışıklık sağlamaz” dedi. Fakat CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, bu sözleri “Hüseyin Gün’ün devlet adına çalıştığının kabulü olarak” değerlendirince de Arslan, “Kesinlikle onun devlet görevlisi olduğuna dair emare yok, kabul etmiyoruz” diye itiraz etti.
TBMM’deki bu tartışma da iktidar medyasında haber olmadı, üzeri örtüldü. Aradan günler geçmesine rağmen açıklama yapılmadı. Oysa Fuat Oktay, halen milletvekili ve TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı. Oktay, geçen hafta da komisyon toplantısına başkanlık yaptı, ama hiçbir gazeteci ona bu belgeyi soramadı. Meclis’te onca gazetecinin arasındaki bir milletvekiline Tele1’e el konulmasına yol açan bir davayla ilgili soru sorulamıyor olması hem gazetecilik olanaklarının daralmasının hem de habercilik reflekslerinin zayıflamasının işareti olsa gerek.
Uçaktaki partili gazeteciler
Cumhurbaşkanlığı uçağındaki seçilmiş gazeteciler, Kazakistan gezisi dönüşündeki sohbet sırasında kendilerini aşmışlar. Öyle ki, iktidar medyasındaki haberlerde bile sorular ya kısaltılarak yayımlanmış ya da tamamen çıkarılmış.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a övgü yarışına girişen gazetecilerden biri, “somut sonuçlar elde eden lidersiniz” diyerek sormuş sorusunu. Bir başkası da “Gerek ABD nezdinde gerek İran nezdinde güçlü bir ülkeyiz. Siz de güçlü bir lidersiniz ve bu ülkelerle iyi ilişkileriniz var” diye başlamış sorusuna.
CHP’ye ilişkin sorularda da gazetecilik değil, iktidar partisi yöneticilerinin dili kullanılmış. CHP’de “kaos” olduğundan söz eden bir gazeteci, “Bu bir güven krizi midir? Güvenlik krizi midir?” diye noktalamış sorusunu. En müthiş soru, yine gurbetçilerle ilgili:
“Gurbetçi vatandaşlarımızın Türkiye'ye tatil için gelecekleri zamanlar yaklaşıyor. Muhalefet, gurbetçilerle ilgili çirkin dil kullanıyor. Bazen sokakta morallerini bozacak, Türkiye'ye geldiklerine pişman edecek pozisyona sokuyor onları. Bu konu hakkında değerlendirmenizi rica ediyorum.”
Muhalefet, gurbetçilere nerede ne yapmış? Böylesine dayanaksız, somutlanmamış soruyu ancak o uçaktaki bir gazeteci sorabilirdi herhalde. Erdoğan da “edep dışı şekilde yapıyorlar” gibi genel ifadelerle yanıtlamış. Düşünün, bir de bunlar önceden iletilip, onaylanmış sorular…
Demokrasi yoksa ilkeli gazetecilik olamaz mı?
Kemal T. adıyla mail gönderen bir okur, “Demokrasinin olmadığı yerde gazetecilik ilkeleri de olamaz” diyerek eleştirdi beni:
“Hâlâ anlayamadınız! İslamcılar demokrasi tramvayından indi. Demokrasiyi rafa kaldırdılar. CHP'ye karşı savaş hukuku uyguluyorlar! Ve siz hâlâ gazetecilik ilkeleri ‘falan’ diyorsunuz. Siz hâlâ sanki demokratik bir rejimde yaşıyormuşuz gibi anlamsız........© T24
