menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kendimizle meşgulken kaçırdıklarımız

8 0
yesterday

Son zamanlarda pek çoğumuzun en güzel anları belki de “kaçırdıklarımızın” içinde saklı?

Bazılarımız bu gerçeğin farkında; bazılarımızsa böyle bir ihtimalin varlığını bile hissedebilecek durumda değil.

Modern dünya öyle bir hızla akıyor ve bizleri öyle koşturuyor ki; biz de bu hızın içinde akmayı neredeyse bir refleks haline getirdik. Hızlı düşünmek, hızlı karar vermek, hızlı yetişmek… Derken fark etmeden başka bir şeyi geride bıraktık: hissedebilme kapasitemizi.

Öyle alıştık ki bu tempoya; küçük sevinçler artık gözümüzün önünde durmasına rağmen görünmez oldu. Büyük kentlerde yaşayan pek çok insan için her gün doğumu “aynı”, her gün batımı “tekrardan ibaret” gibi. Oysa her gün doğumu ve gün batımı, gökyüzünün kendine özgü bir imzasını taşıyor ve birbirinden özel.  Ama biz çoğu zaman başımızı kaldıracak kadar bile yavaşlamıyoruz. Yavaşladığımızda da artık gün bitmiş, tüm görevler tamamlanmış ve yorulmuş oluyoruz.

Sabah kahvenizi içerken tadını gerçekten aldığınız en son an ne zamandı? Belli bir sırayla açan bahar çiçeklerinin, meyve çiçeklerinin kaç kişi farkında? Yolda yürürken kafasını kaldırıp ağaçların arasından süzülen ışığın farkına vardığında heyecanlanan kaç kişiyiz?

Modern yaşam bizi sadece hızlandırmıyor; aynı zamanda daraltıyor. Algımızı, dikkatimizi, sabrımızı… Ve belki de en çok, hayata temas edebilme yetimizi.

Sonra bir an geliyor. Yoruluyoruz. Şikayet ediyoruz. Öfkeleniyoruz. Dünyanın, hayatın, hatta evrenin merkezine kendimizi koyuyor; her şeyin beklentilerimize göre akmasını istiyoruz. Kontrolümüz dışında gelişen en küçük aksaklıkta ise durup bakmak yerine hızla tepki veriyoruz.

Oysa belki de mesele, hayatın bize ne sunduğundan çok; bizim ona nasıl baktığımız.

Mesela… En son ne zaman yağmurdan kaçmak yerine durup onu hissettiniz? Damlaların yüzünüze değmesini, saçınızdan süzülmesini, bedeninizde yarattığı o serin ferahlığı…

Ya da beklediğinizden daha serin geçen bir bahar gününde rüzgârdan şikayet etmek yerine onunla yüz yüze geldiniz mi? Sadece birkaç saniyeliğine… Gözlerinizi kapatıp sesini dinlediniz mi? Serinliği göğsünüzde hissettiniz mi?

“Her Şey Darmadağın Olduğunda” adlı eserinde Pema Chödrön, zihnimizin benlik imgesiyle meşgul olma halini “kör ve sağır” olmaya benzetiyor. Ve şöyle devam ediyor:........

© T24