menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bugün erken kalkın dostlar, çok büyük bir tarihçiyi uğurlayacağız

15 0
16.03.2026

Türkiye, bugün milyonların sevgilisi İlber Hoca’sına veda ediyor. Prof. Dr. İlber Ortaylı, sadece Türk tarihini iyi bilen bir bilim insanı değildi. Osmanlıyı bildiği kadar Roma’nın, Hafsburgların, Çarlık Rusyası’nın ve İran’ın tarihlerine de hakim olarak karşılaştırmalı analizler yapabilen nadir entelektüellerden biriydi.

Bizim kuşaklardan hariciyeci olup da İlber Ortaylı’yla anısı olmayan çok az diplomat vardır. Bir kısmı rahmetliyle Mülkiye’de aynı sınıfta okumuş, birçoğu talebesi olmuş, bazıları da görev yaptığı ülkelerde ona dokunmuştur. Kendisi de gerek yazılarında, gerek sohbetlerinde “monşer” diye aşağılandığı dönemlerde bile “devletlüm” diye hitap ettiği Türk diplomatlarından daima övgüyle söz eder, saygı gösterirdi.

Soldan sağa Hasan Göğüş ve İlber Ortaylı

Mülkiye’de öğrenci-hoca ilişkisi haricinde fazla tanışıklığım olmayan İlber Ortaylı’yı büyükelçi olarak görev yaptığım dört ülkede de ağırlamak zevk ve onuruna sahip oldum. Bu sayede kendisiyle yakın bir dostluk tesis ettik. Türkiye’de bulunduğum yıllarda da ya yüz yüze görüşmelerle ya da telefonla teması devam ettirdik. O kadar yoğun mesaisinin arasında, lütfedip 43 yıllık meslek anılarımı derlediğim “Zor Başkentlerde Diplomasi” kitabımın ön sözünü kaleme aldı.

İlber Hoca’nın çok renkli ve değişik bir kişiliği vardı. Aşağıda nakletmeye çalışacağım üç anım sanırım kendisinin farklı yönlerini yansıtması açısından güzel birer örnek olacaktır.

Agra’dan beş misli fiyata aldığı sehpa

2003 yılında Hint Hükümeti’nin davetlisi olarak Yeni Delhi’ye geldi. Yanlış hatırlamıyorsam ilk kez Hindistan’ı ziyaret ettiğinden ikametgahtaki sohbetlerimizde alış veriş yaparken dikkatli olmasını, bu ülkede pazarlıkta sınır bulunmadığını eşimle birlikte dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştık. İki gün sonra da “Taj Mahal”i görmek üzere, Agra’ya yolcu ederken “Taj Mahal”in çıkışında etrafını seyyar satıcıların kuşatacağını hatırlatarak kesinlikle alış veriş yapmamasını tavsiye ettik. Akşam eve elinde sedef kakma bir sehpa ile döndü. Delhi’den 50 dolara alabileceği bu sehpaya 250 dolar vermişti. Tüm uyarılarımıza karşın neden bu alış verişi yaptığını sorduğumda, sehpayı almamış olsa satıcılarla iş birliği içinde çalışan tur şirketi mafyasının kendisine treni kaçırtacağından endişe ettiğini gerekçe gösterdi. İlber Hoca ya bizim düşünebildiğimizin bir adım ötesini görmüş ya da gariban Hint fakirlerine acıdığından fazla para vermekten kaçınmamıştı.

Atina’ya sunuşunda kullanacağı görselleri İstanbul’da unutarak geldi

Ben Atina’da büyükelçiyken Hoca büyük bir isabetle Topkapı Müzesi Müdürlüğü'ne getirilmişti. Yunanlıların İstanbul merakı anlatmakla bitmez. Eşim Yunanlı kadınlara Topkapı Müzesi'ne ilişkin olarak bir sunum yapmak üzere İlber Hoca’yı Atina’ya davet etti. Hoca, konferansı vereceği günün sabahı kahvaltıda sunumunda yararlanacağı görselleri yanında getirmeyi unuttuğunu söylediğinde başımızdan aşağı kaynar sular dökülmüş gibi hissettik. Topkapı Müzesi'ni görselsiz anlatmanın hiçbir manası yoktu. İnternetin ne büyük bir icat olduğunu o zaman daha iyi anladım. Hemen müzedeki sağ kolu Selin'i telefonla aradı. Yarım saat içerisinde görseller internet üzerinden elimizdeydi.

Milli görüşçülerin davetine icabetle Viyana’da katıldığı konferans

Rahmetli, doğup büyüdüğü Avusturya’yı çok severdi. Hemen hemen her yıl Viyana’yı ziyaret ederdi. İlber Hoca’nın bir özelliği de kimseyi kırmaması, davet edildiği her yere gitmesiydi. 2015 yılında Milli görüşçülerin düzenlediği bir etkinlikte konuşma yapmak üzere Viyana’ya geldi. Etkinlik için büyük bir salon kiralanmıştı. Tıklım tıklım dolu salona girdiğimizde erkek ve kadınların ayrı ayrı oturtulduğunu görünce Hoca çok sinirlendi, yüksek sesle “Bu ne rezalet!” diye bağırıp çağırmaya başladı. Kendisine ayrılan ön sıradaki koltuk yerine kadınların arasına oturdu.

Defterimden portreler

İlber Hoca’nın kaç tane kitap, bilimsel makale, tebliğ, köşe yazısı kaleme almış olduğunun herhalde çetelesini tutan birileri vardır. Bu yazıya başlamadan önce kütüphanemdeki kitaplarından “Defterimden Portreler” kitabını karıştırırken kitabına dahil ettiği kişiler için attığı şu başlıklar dikkatimi çekti:

”Önemli İşler Yapmıştı”, ”Kuşağının En Yaratıcılarından Biriydi”, ”Herkesin Özlediği Nadir İnsanlardandı”, ”Tarihçi Hoca”, ”Çalışma Heyecanını Bir Gün Bile Kaybetmedi”, ”Türkiye’nin Hocası”, ”Örnek Hoca”, ”İstanbul’un Efendi Hemşehrisi”, ”Mütevazi Virtiöz”, ”Büyük Şarkiyatçı”, ”Türkolojinin Kaybı”, ”Birçok İlke İmza Attı”, ”O Sadece Bir Müze Müdürü Değildi”, ”Aramızdan Bir Aydın Geçti”, ”Renkli Bir Kişilik”, ”Saygıyla Anıyoruz”, ”Tarihi Kitlelere Sevdiriyor…”

Ne dersiniz? İlber Hoca sanki ölümünden sonra kendisi için yazılacak kitabın bölüm başlıklarını kaleme almamış mı?

İlber Hoca’yı son görüşüm

İlber Hoca’yı son kez iki buçuk yıl önce bir yakınımın kaldığı hastanede ziyarete gittiğimde tesadüfen bitişik odada gördüm. Önemli bir ameliyata hazırlanıyordu. Başucunda nereden temin ettiyse henüz yayınlanan, ”Şansölye Merkel” kitabı duruyordu. Bir gecede yarısını bitirdiğini söyledikten sonra her zamanki gibi eleştirilerini sıraladı. Odasında kaldığım süre içerisinde bazılarını açmadığı arka arkaya gelen telefon aramalarına sinirlendi. Ama ameliyathaneye alınırken de güle oynaya bizlere el sallayarak gitti.

Güle güle sevgili İlber Hocam. Yabancısı olduğun değil, birçoğunu görmüş kadar yakından tanıdığın, haklarında okuyup yazdığın “Devletlü”lerin yanına gidiyorsun. Sen yalnızlık hissetmeyeceksin, fakat bizler seni çok ama çok özleyeceğiz.

 


© T24