Siyaseti siyasallaştırmak ve CHP
Batı toplumlarının gelişimini temel olarak bireyleşme sağlar. Bireylik mülkiyet ilişkileri üstünden gelişir. Mülkiyet, Batı siyasal tarihinin en kapsamlı iki ideolojisinden biri olan liberal düşünceyi ve liberal hukuk sistemini doğurur. O gelişme adım adım ilerler ve toplumlar siyasete açılır.
Siyasal ideoloji, toplumun ve bireyin, o arada insanın kendisinin, geleceği hakkında karar vermesi, plan yapması, öngörüde bulunmasıdır. Bu tarihi bire bir burjuvazinin tarihi olarak görmek mümkün. Fransız romanının en önemli kitaplarından ikisini, Sthendal’in muhteşem Kırmızı ve Siyah’ı ile Parma Manastırı’nı, Rus edebiyatının, ötesine gerek yok, gelmiş geçmiş en büyük ismi Dosto Baba'nın ister Budala’sını, ister Ecinniler’ini ele alalım, şu anlattığım çerçeve kendisini ayan-beyan ortaya kor. Hepsi bireyin toplumsal ve siyasal arka planda ideolojik bir muhakeme içinde devinimini anlatır.
Siyaset olmadan bir toplum dönüşemez. Batıya gerçek manasında siyaseti ve hukuk anlayışını temellendiren liberal ideolojiyi hayli ileri götüren ve dönüştüren Fransız Devrimi ve sonrasındaki ‘insan hakları’ kavramıdır. Fransız Devriminin bin türlü önemi vardır ama hepsinin özeti, bileşkesi tek bir kavramdır: toplumun siyasete müdahalesi. O kadar böyledir ki, insan hakları kavramı, bırakın toplumu, bireyin dahi devlete tek başına müdahale edeceğini kabul eder. İnsan Hakları düşüncesiyle birlikte tüm bir hukuk düzeni baştan başa değişmiş, hukuk, devlete ait bir alan olmaktan ve doğal hukukun getirdiği ilahi bir hak anlayışından uzaklaşmış, Roma Hukukunun temel ilkelerini modern dünyanın gerekleriyle bütünleştirmiştir. İnsan Hakları kavramının yerleşmesinden sonra hukuk devleti aşmıştır.
Dünyanın sıfır noktasında değiliz. 1930’ların üstünden çok zaman geçti. O tarih zaten bir parantezdi. Kalkınma ve büyüme ekonomilerinin getirdiği hızlı toplumsal dönüşüm saplatısı 1930’ların merkezi ve otoriter karar alma süreçlerini tahrik etmiş olabilir ama hayat bir dönemin tarihiyle sınırlı değildir.
Bilhassa İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, demokrasi, kalkınmanın toplumsal katılımla, sınıflar arası dengeyle gerçekleştirilmesi gerektiğini öğrenmek isteyenlere öğretti. Hukuku yok sayarak gerçekleştirilecek bir kalkınma daima bir sınıfın bir başka sınıf adına ezilmesidir, bireyin ortadan kaldırılmasıdır. (Her ne kadar Marksizm sınıf odaklı bir ideolojiyse de dinamikleri çok farklıdır.) SSCB tarihi bir başarıdır. 1917’de bir köylü toplumu ve feodal bir imparatorluk aldılar. Yıkıldığında bir dünya devi yere düşmüştü. O çöküş birey hukukunun ve siyasetin gözetilmemesinin getirdiği sonuçtu. Yoksa........
