menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Uzayda Amerika’ya düşen sorumluluk

22 0
03.04.2026

İnsanoğlu uzayı fethetmeye hazırlanıyor

Aranızda muhakkak benim gibiler vardır. Evvelki gece sabahın ilk saatlerine kadar Florida’daki Kennedy Uzay Üssü’nden Artemis II füzesinin Ay’a atılışını ekrana yapışarak izledim. Fırlatma komutasının verilmesine dakikalar kala sistemde saptanan, ama kısa sürede halledilen iki küçük aksaklık beni herkes gibi endişelendirdi. Füze sorunsuz dünyadan ayrılınca derin bir nefes aldım.  Artemis II füzesinin taşıdığı, içinde kadın-erkek dört astronotun bulunduğu Orion kapsülünün yolu açık olsun.

İnsanoğlu 1969 yılında Ay’a ayak bastığında 15 yaşındaydım. O zamanlar İstanbul tenha, denizler temiz, sahiller henüz işgal edilmemişti. Uzay o günlerden beri beni heyecanlandırır. Şu sıralar en çok James Webb Uzay Teleskopu’nun (JWST) evrenin ilk oluşum aşamalarından gönderdiği resimlerden heyecanlandırıyorum. Bilim adamları Big Bang teorisini sorgulatan, 13,9 milyar yıllık evrenin başka evrenlerle bağlantılı olabileceğini hatıra getiren, akıl karıştıran kızıl ötesi bu görüntüleri mutlaka açıklayacaklardır. Bu durumu ben biraz Göbekli Tepe-Karahan Tepe ilişkisine benzetiyorum. Daha fazla veri elde edildikçe, daha fazla araştırma yapıldıkça, gerçek tüm boyutlarıyla ortaya çıkacaktır. Bilim dogma değil. Şimdiki ezberlere uymayan bulguları reddetmek yerine, daha önce bilmediğimiz yeni şeyler ortaya çıkarsa bunları kabul edip, daha önce yapıldığı gibi bilimin bunlara göre revize edilerek zenginleştirilmesi gerekir. Bilime güvenmek lazım.

Modern insan sayılan Homo Sapienlerin 60-70 bin yıl önce Afrika’dan çıkışından bu yana insanoğlu uygarlık yolunda çok önemli mesafeler aldı.  Sovyetlerin 1957’de fırlattığı Sputnik uydusu ile başlayan insanlığın uzay macerası, tekerleğin bulunması, yazının icadı, tarımın başlaması gibi bu yoldaki önemli kilometre taşlarından biri sayılabilir. Belki abartma gibi görünebilir ama, ben insanoğlunun uzay yolculuğunu Afrika’dan çıkışa benzetiyorum. İnsanoğlu uzayda tutunabilirse, aynı Afrika dışına çıktıktan sonra uygarlık yolunda attığı büyük ve önemli adımlara benzer adımları atacaktır. Bir farkla, bu kez uygarlığın tekamül çarkları çok daha hızlı dönüyor.

Artemis programı 

NASA’nın Artemis programı ilk ay yolculuğunu gerçekleştiren Apollo programının devamı. Yunan mitolojisinin en önemli tanrılarından olan bu iki ikiz kardeş aslında Anadolu kökenli tanrılar. Bir zamanlar Anadolu’nun her yerinde Apollon’a ve Artemis’e adanmış tapınaklar vardı. Didim Apollon ve Efes Artemis tapınakları bunların en önemlilerindendir. Şimdi Topkapı Sarayı’nın bulunduğu tarihi Bizans kentinin Akropol bölgesinde de Apollon tapınağı vardı. Apollon başka özelliklerinin yanı sıra, gündüzü ve Güneş’i temsil eder. Doğar doğmaz annesi Leto’ya kardeşini doğurması için yardımcı olan Artemis ise geceyi, Ay’ı ve kadının iffetini. Kutsal bakire sayılan Artemis yanına hiç erkek yaklaştırmamış. Bir tek beraber avlandığı dev Orion’a ilgi duymuş. Onun da adı Artemis füzesinin ucunda yer alan kapsüle verilmiş. Gökyüzünde mitolojik kahraman Orion ve onu öldüren dev akrepe atfen adlandırılan Orion ve Akrep takım yıldızları (burçlar) geceleri bize bakarlar.

Artemis programının hedefi Ay’ın karanlık ve soğuk güney kutbunda kalıcı bir üs kurmak. Burada donmuş su rezervleri var. Ama programın asıl hedefi Mars. Ay’daki yerçekiminin zayıflığından ve sürtünmeye sebep olan bir atmosferin bulunmamasından yararlanılarak, buranın ileriki Mars yolculukları için fırlatma üssü olarak görev yapması düşünülüyor. Daha sonra, insanoğlu kendini savaşlarla ve çevre felaketleriyle yok etmezse, diğer gezegenlere ve uzayın derinliklerine uzanacak. Dünyalı insanoğlu, uzaylı insanoğluna dönüşecek. Gelecekte bir çok insan, dünyaya ayak basmadan uzayda doğup ölecek.

Altıncı yok oluş süreci

İnsanoğlu kendini yok ederse, bu dünyanın yok olması anlamına gelmez. 4,5 milyar yaşındaki dünyamızda gelişmiş türlerin ortaya çıkışı 600-700 milyon yıl kadar önce başladı. Daha önce yaşam, mikroplar ve tek hücreli canlılar şeklinde 3-4 milyar öncesinden beri mevcuttu. Bugüne gelene dek dünyada beş büyük tür yok oluşu yaşandı. En son 65 milyon yıl kadar önce dinozorlar yok oldu. Daha önceki yok oluşların tümü doğal nedenlere bağlıydı. Bilim, dinozorların yok oluşuna, Meksika Körfezi’ni şekillendiren büyük bir meteor çarpmasının neden olduğuna inanıyor. Şimdi ise dünyanın insan yapımı nedenlerden dolayı altıncı yok oluş sürecinden geçmesi söz konusu. Global ısınma, çevre kirliliği, türlerin habitatlarının yok edilmesi gibi nedenler bunların başında geliyor. İnsanoğlu kendi bindiği dalı keserse başta kendisi yok olacak. Ama bu dünyanın sonu anlamına gelmiyor. Büyük bir ihtimalle dünyada yaşam yeniden filizlenecek. Bu kez hangi tür dünyaya hakim olur, bu tür bizim gibi akıllı olur mu, bilinmez.

Esasen dünyaya insanoğlunun hakim olması çok yeni bir olgu. 4,5 milyar yıllık dünya tarihi içinde insana benzeyen hominidlerin ilk örneklerine ait bulgular ancak 4-5 milyon yıl öncesine tarihlenebiliyor. Etyopya’nın dağlık bölgelerinde bulunan Lucy adlı erken akrabamız 3,2 milyon yıl önce yaşamış. Bizim atalarımızın Afrika’da ortaya çıkışları çok çok 400-500 bin yıl öncesine rastlıyor. Homo Sapienler 60-70 bin yıl önce Afrika’dan dünya yayıldılar. Ve çok kısa süre içinde, büyük toplumlar halinde organize olma, farklı coğrafya ve iklimlere adaptasyon ve bilişsel yetenekleri sayesinde diğer insan türlerine ve hayvanlara karşı üstünlük sağlayarak dünyaya hakim oldular. Şimdi de uzayı fethetmeye hazırlanıyorlar.

Uzayın barışçıl amaçlarla kullanılması

Uzay 1950’lerden beri büyük devletlerin rekabet alanı. Buna karşın, uzayın sadece barışçıl amaçlar için kullanılması konusunda imzalanmış bir dizi BM anlaşması mevcut. Bunlar uzayın askeri amaçlarla kullanılmasını yasaklıyorlar. Mesela uzaya nükleer silah konuşlandırmak, Ay’da askeri üs kurmak yasak. Uluslararası anlaşmalar uzaya gönderilen astronotları da tüm insanlığın elçileri sayıyor. Ama kurala bağlı uluslararası sistem yok olurken uzayın salt barışçıl amaçlarla kullanılması ilkesi de ağır yara aldı. En basitinden, bugünkü savaşlarda atılan balistik füzeler hedeflerini uzaydaki uydulardan alınan koordinatlar sayesinde vuruyorlar. Günün birinde nükleer savaş çıkarsa, kıtalararası balistik füzelere takılı bombalar önce uzaya çıkıp tekrar atmosfere girdikten sonra hedeflerine ulaşacaklar. Bunlar sadece ABD, Çin ve Rusya’nın değil, Kuzey Kore ve muhtemelen Hindistan ve İsrail’in elinde de var. Başta ABD Başkanı Trump olmak üzere kimse artık kendini BM kuralları ile bağlı saymıyor.

ABD dışında bugüne kadar iki ülke daha Ay’a uzay aracı gönderip kaldırabildi: Rusya ve Çin. Hindistan ise Ay’a gönderdiği uzay aracının düşmesi nedeniyle orada bıraktı. Ama Ay’a giden dördüncü ülke oldu. Belki bu ülkelerin başarısından daha büyük bir başarıyı, hareket halindeki bir asteroide araç indirip örnek aldıktan sonra geri getiren Japonya sağladı. Biz ise şimdiye kadar sadece uzaya resmi turist gönderebildik (adını hatırlayan var mı?). ABD’nin Artemis misyonuna hız vermesinden sonra diğer ulusların da kendi uzay programlarına ivme kazandırmaları muhtemel. Bu çalışmaların BM anlaşmalarına saygı esasına göre ve eşgüdüm içinde yürütülmesinde büyük yarar var. Dünyada yeteri kadar çatışma ve savaş varken bir de uzayda sorun çıkmasının kimseye yararı olmaz.

Sorumluluk ABD’de

Bu konuda en büyük sorumluluk, iddialı bir uzay programı başlatarak Ay’da bir üs kurmaya hazırlanan ABD’ye düşüyor. ABD, Soğuk Savaş sonrasının dönemde Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) Rusya ve diğer uzay aktörleri iş birliği yapabildiyse, aynı iş birliğini Ay’da da tekrarlaması icap eder. Ama gerçekçi davranıp Trump yönetiminin bilinen tutumu nedeniyle böyle bir iş birliğinin şu anda hayalden ibaret olduğunu da kabul etmek lazım.

Buna karşılık Artemis programına emek veren bilim adamlarının tüm insanlığın iyiliği için çalıştıklarına kuşku duymamak gerekiyor. Kaldı ki ABD Trump’tan ibaret değil. Trump Kasım’da büyük bir ihtimalle “topla ördek” haline gelecek, eski etkisini kaybedecek. Her ülkede olduğu gibi ortada da iki tane Amerika var. “No King” diyen, savaşa karşı çıkan Amerikalılar bu ülkenin Trump’tan ibaret olmadığını bize gösterdiler. Barışçıl Amerikalıların temsil ettiği ABD’nin insanlığın ortak geleceği için gecikmeden uzayda yeni sorumluluklar alması gerekiyor.


© T24