Ortaya karışık
Diğer
13 Ağustos 2025
Belleğin Azmi, Salvador Dalí (1931)
Akdeniz havzasının son 7-8 yılına girdiği, ülkemizin de yandığı bu aşırı sıcak zamanlarda, “anlamlı” bir şeyler yazmak zor. Hele önceki haftalarda orman işçilerinin ve gönüllülerin yangınlarda şehit düştüğü, bir ulusal yas ilan edilmediği gibi yine aynı gece “eller havaya” eşliğinde bangır bangır bağıran müziklerin devam ettiği bir ülkede.
Küçük çocuklardan ninelere-dedelere kadar herkesin cep telefonunu pıtpıtladığı Türkiye’de, zaten tüm gündelik hayat artık bir yalnızlık cehennemi değil mi? Akşama doğru hava biraz olsun rüzgarlandığında, yine herkesin masada herhangi bir konu, durum, vesaire konuşulsa da sürekli şekilde “ben, bana, benden, bence, dedim ki…”lerle başlayan cümlelerle diğerleriyle iletişim kurduğunu sanması da ayrı bir patolojik vaziyet sayılmaz mı?
Bu formatı, kodu, kuralı, normu bulunmayan coğrafyada, bilindiği gibi en yaygın ve gözde konu politika. Herkesin Allah için bir inancı (itikadı) veya ideolojisi-dünya görüşü var. Tamam, olsun. Ancak tüm aktüel gelişmelere bu “benlik”le bakmak, onları bu “enaniyet”le değerlendirmek, her durumda “ego”yu önde tutmak Türkiye’den başka Doğu’da ve Batı’da hangi ülkede bu kadar yaygın? Ülkemizde aşağı yukarı son 10 yıldır “ego sahibi” olmak pozitif bir kişilik özelliği sayılıyor (daha önce “egoist” diye ve gayet olumsuz bir anlamda kullanılırdı). Sosyal denilen medyanın insanları iyice asosyal ettiği, AI denilen suni zekânın “grok grok” diye konuşmasının referans sayıldığı zamanlardayız. Toplumda bilinen-tanınan bir insan vefat ettiğinde, sosyal medyada kendisiyle çekilmiş fotoğraflarını paylaşmak, sadece bana mı tuhaf geliyor? Bu “benlik” hâlleri reel politikayla birleşince, “ortaya karışık” dökülen “tutum alış”lara ne demeli peki? Herhangi bir konuda “bunu bilmiyorum-anlamıyorum-fikrim yok” diyen insanları artık görmüyoruz. Tivıtır’da kafiyeli iki “laf koymak” ve binlerce “layk” almak artık bir “kalite” sayılıyor.
Bunları ifade edince “sen zamanın gerisinde kalmışsın abi” diyenler çok ama, zaman-tarihin düz ve “gelişen” bir seyir izlemediğini daha önce yazdım çeşitli vesilelerle. Doğu Roma’nın en parlak dönemleri Orta Çağ başlarındaki karanlıktan çok önceydi. Bu coğrafyanın erken dönem Müslümanları, Araplarla mukayese kabul edilemeyecek kadar aydınlık ve kalıcı bir kültürel miras bıraktı.........
© T24
