Altın toprağın altında değil, üstünde; para meyvenin kabuğunda!
Son dönemde memleketin tüm dereleri ellerinde eleklerle altın madenciliği yapan insanlarla doldu. ‘Kırıntı madenciliği’ yöntemiyle dere yataklarındaki toprağı eleklerden geçirenler, bir iki gram altın hasat etme umuduyla günlerini hatta haftalarını dere kenarlarında tüketiyor.
Diğer yandan ormanlar, milli parklar, tarım arazileri, zeytinlikler de altın madenciliğinin kıskacı altında. Türkiye’nin hemen her yöresinden, altın madeni sondajlarına yönelik tepkiler yükseliyor. TEMA Vakfı’nın verilerine göre, 29 ilin toplam yüzölçümünün g’si için madencilik ruhsatı verilmiş. Muğla’nın yüzde 68’i maden için ruhsatlandırılmış. Giresun’un yüzde 85’i, Rize’nin yüzde 82’si, Kütahya’nın yüzde 92’si, Gümüşhane’nin yüzde 93’ü…
Oysaki gerçek altın, toprağın altında değil üstünde! Her yıl milyonlarca tonluk biyohazineyi hiç değerlendirmeden kaybediyoruz. Ve istikbalimizi, endemik bitki çeşitliliğimizde değil, biyoçeşitliliğe büyük darbe vuran, madencilikte arıyoruz.
Halbuki, doğanın bize sunduğu bitkilerin sadece yüzde 10’unu, biyoteknolojiyle katma değerli ürünlere çevirebilsek, milyarlarca dolar kazanç elde edebiliriz. Nasıl mı? Birçoğu atığa dönüşen ya da hayvan yemi olan bitkilerden; uçucu yağ, lif, antioksidan, protein gibi katma değerli bileşenler elde ederek.
Mesela nar. Nar kabuğundaki antioksidan, narın kendisinden 5-10 kat fazla. Fındık zarının antioksidan kapasitesi fındığın 100 katı. Zeytin yaprağındaki oleuropein, zeytinyağından yüzlerce kat yoğun. Buğday kepeğindeki ferulik asit, kozmetikte kilogramı 150-500 dolara satılıyor ve buğdayın kendisinden 500 kat daha değerli. Ve çoğu zaman satılamadığı için çöpe dökülen ya da tarlada hayvanlara yedirilen marul. Marulun içindeki laktusin ve laktukopikrin maddeleri ekstrakte edildiğinde, kilogram fiyatı 50 ila 600 dolar arasına çıkıyor. Aynı bitki. Farklı işlemle 100 kata varan fiyat farkı...
Biyoekonomi geleceğin işi
Bu rakamlar, endüstriyel bilim insanı Can Kayacılar’ın hazırladığı “Posa Ekonomisi: Türkiye'nin Görünmeyen Biyoaktif Hazinesi" adlı rapordan… Kayacılar, toprağın hafızasıyla barışık üretim düzeni olan biyoekonominin, geleceğin işi olduğu görüşünde.
Can Kayacılar
Türkiye'nin acilen tarımsal üretim havzalarıyla uyumlu biyorafineri tesislerine ihtiyacı olduğunu savunan Kayacılar, bitkilerden elde edilebilecek yüksek katma değerli bileşenlerin, kalkınmanın ana anahtarı olabilecek potansiyele sahip olduğunun altını çiziyor;
“Fosil çağının "kazıp tüket, atıp unut" mantığının tersine, biyoekonomi her posada, her kabukta ekonomik değeri yüksek onlarca bileşen, her yan üründe ikinci bir hayat arar. Milyonlarca insanı doyuracak, ülkeyi geleceğe ışık hızıyla taşıyabilecek temel yaklaşımdır aslında. Dünya çapında yaklaşık 60'tan fazla ülke, biyoekonomiyi ulusal düzeyde stratejik bir öncelik olarak kabul etmiş durumda. Bizim için de ithal eden değil ihraç eden Türkiye, tüketen değil dönüştüren bir nesil hayal değil.”
Bitki bazlı katma değerli biyobileşenler alanında çalışmalar yapan Kayacılar’ın ürün bazında hazırladığı raporlardan bazı........
