menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir katilden “kahraman” yaratma dramı!

80 53
yesterday

Diğer

07 Şubat 2026

Süper kahraman bir “baba” istemek garip değil elbette. Hele ki küçükken bütün çocuklar, babalarının Süpermen gibi kıyafet değiştirerek kötülerle mücadele ettiğini düşünmekten hoşlanır. Çocuklara sorsan, hepsinin babasının pelerini, orada bir yerde, bir çekmecede saklıdır.

Ama hayat bu hayallere oranla fazla gerçek.

Ve dünya fazla acımasız.

Giderek zalimleşen bu dünyada gerçek kahramanların hikayelerine gerçekten de ihtiyacımız var. Kafamızı “o bana düşman”, “bu da bana düşman”, “şu da bana düşman” diye sahte düşmanlarla şişirip, suni kahramanlıklarla onları yeniyor gibi yapanlara değil…

Nitekim, tam da bu nedenle diktatörlük rejimlerine, işkenceye, faili meçhul cinayetlere karşı yazılan, çekilen eserlerle dolu dünya. Sadece ve sadece eşitlik ve iyilik istediği için sözde kahramanlar tarafından işkenceden geçirilen, öldürülen, yok edilen insanların hayatları ve bu sözde kahramanların gerçek yüzlerinin ortaya çıkması için verilen mücadeleler anlatılıyor bu hikayelerde. Zira iktidar sahipleri, bunları yapanlar gerçek ve her yerdeler.

Ve bir de buna karşı bütün bu zalimliği besleyen, bunun üzerinden para kazanan, bu yok etme kültürünü çok seven ve bunu meşrulaştırmak için kılıktan kılığa giren, bu sözde kahramanları kahraman gibi göstermek için bin bir takla atanlar var…

Tarihe, en hafif tabirle yaptıkları “ayıpla” geçecek olanlar…

* * *

Hrant Dink’in, Uğur Mumcu’nun, Abdi İpekçi’nin, Metin Göktepe’nin ölüm yıldönümlerini henüz geride bıraktık.

Sokak ortasında öldürülen, aracı bombalanan, aracında kurşunlanan, işkenceyle yaşamı elinden alınan insanların yakınlar on yıllardır adalet mücadelesi veriyorlar.

O adalet mücadelesi sırasında elbette karşılarına birilerine tarafından ısrarla korunan isimler çıkıyor.

O isimlerin başında da yaşamı boyunca devlet içerisindeki bir klik tarafından kullanılan ve korunan Abdullah Çatlı geliyor.

Ve bu ülkede, düşman söylemleriyle büyütülmüş gençlerin kuyruklara gireceği hesaplanarak, Çatlı’yı kahramanlaştırmak üzerine bir film de çekilebiliyor.

Ölüm yıldönümlerinden hemen sonra, 20 Mart’ta girecekmiş vizyona…

* * *

Fragmanları gerçeğin nasıl çarpıtıldığını görmek için yeterli, hepsini izlemeye gerek yok.

Fonda “Çırpınırdı Karadeniz” çalarken, bayrak ve Kuran’a el basarak yemin ediyor halde görüyoruz Çatlı’yı.

“Bu yolun sonunda ne şan var ne şöhret ne de rahat bir ölüm… İleride Türk milletinin duyacağı şeref var.”

Çatlı, Türk milletinin şeref duyacağı bir biçimde değil, Sedat Bucak, sevgilisi ve emniyet müdürü Hüseyin Kocadağ ile çıktığı yolculuk sırasında, kumarhane açabilmek için arazi bakmaktan dönerken öldü.

Hemen öncesinde Kumarhaneciler Kralı olarak anılan Ömer Lütfi Topal, Çatlı’ya bağlı Susurluk çetesi tarafından öldürülmüştü. Bunu da bir kahramanlık destanı, Türk çocuklarını kumar illetinden kurtarmak için işlenmiş bir cinayet olarak göstermek isteyebilirler… Ama asıl mesele Topal’ın alanı paylaşmamasıydı. Yeni kumarhaneler için alan açılması…

* * *

Ama zaten Çatlı’nın hayatı da Türk milletine adanmış, kendinden vazgeçmiş bir hayat değil!

Nevşehir’de, Demokrat Partili bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Çatlı, ülkücü fikirlerle Nevşehir Lisesi’nde tanıştı. Özellikle CHP Nevşehir İl Başkanı Zeki Tekiner cinayetinin sanıklarından Ömer Ay’ın etkisinde kaldı. Henüz lise birinci sınıfta nişanlandığı Meral Aydoğan’la uzatmalı olarak tamamladığı liseden mezun olunca evlendi. Aydoğan’ın üvey dayısı, yeraltı dünyasının ünlü isimlerinden Yaşar Öz’le ilişkisi ölene kadar bitmedi.

1974’te Mali Bilimler Yüksek Okulu’na kaydoldu ve Ankara’ya geldi. Çatlı, 1971 muhtırasından sonra kapatılan ve sonrasında yeniden yapılanan ülkü ocaklarında hızla sivrildi. 1977’de Ülkü Ocakları Ankara İl Başkanı, 1978’de başkanlığını Muhsin Yazıcıoğlu’nun yaptığı Ülkücü Gençlik Derneği’nin Genel Başkan Yardımcısı oldu.

* * *

11 Temmuz 1978’de Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Bedrettin Cömert’in öldürülmesi eylemine karıştığı gerekçesiyle hakkında yakalama kararı çıkartıldı. Cömert’in hedef olmasının tek nedeni, ilerici bir akademisyen olmasıydı.

Sakarya’da gözaltına alındı. Yazıcıoğlu’nun devreye girmesiyle serbest bırakıldı.

9 Ekim 1978’de, Bahçelievler’de yedi Türkiye İşçi Partili öğrencinin öldürülmesi eylemini organize etti. Haluk Kırcı,........

© T24