Leyla Erbil’in yazdığı, Sait Faik’in oturduğu, Zeki Müren’in sahne aldığı o masa: Urban'ın hafızası
İstanbul'un tarihi eğlence ve kültür merkezi Beyoğlu'nun yaşadığı kentsel dönüşüm, İstiklal Caddesi'nin köklü mekânlarının hafızasında yaşamaya devam ediyor. Galata'nın liman geçmişinden Pera'nın elçilikler dönemine uzanan tarihsel süreç, Beyoğlu'nun çok katmanlı yapısını oluşturuyor. Günümüzde ise semtin yaşadığı sosyo-kültürel değişimler, kapanan asırlık işletmeler ve kültürel mekânların ayakta kalma mücadelesi sıkça gündeme geliyor.
Sanat tarihçisi Fırat Şenol; Beyoğlu'nun kozmopolit yapısıyla kentin eğlence merkezine dönüşüm aşamalarını, geçmişte Trianon Pastanesi ve Rivayet Pavyonu'na da ev sahipliği yapan Urban'ın mekânsal tarihini, entelektüel birikimin Kadıköy'e kaydığı yönündeki tartışmaları ve müdavimlik kültürünü T24'e anlattı.
- Tarihsel olarak baktığımızda Beyoğlu nasıl oldu da kentin eğlence ve kültür merkezi oldu?
Aslında burada çok daha geriye gidebiliriz. Klasik Osmanlı döneminde Bayburtlu Zihni'lerin ya da Evliya Çelebi'lerin anlatılarından biraz da geliyoruz aslında. Onların söylemleriyle Galata'nın, özellikle Galata cenahının bir meyhane kenti olduğu söyleniyor. Bir de tabii burası büyük bir liman. Dünyanın dört büyük limanından birisi. İstanbul o dönem itibarıyla özellikle; Odessa, Marsilya, İzmir ve İstanbul bulunuyor. İstanbul'da da Galata rıhtımı özelliğini taşıyor. Zaten bugün bile sokak isimlerine baktığımız zaman eğlencenin o tınısını hafif hissedebiliyoruz. Mesela Şarap İskelesi Sokak vardır. Hâlâ bile isim böyledir. Orada bir şarap deposu var ve tüm Anadolu'dan ya da Yunanistan'dan gelen şarapların depolandığı yer oluyor. Liman olduğu için insanların sıklıkla eğlence kültürünü yansıttığı yer oluyor. İlk başta Galata biraz daha işçi sınıfının yoğunluklu olduğu bir yerken ve eğlence mekânları da bu şekildeyken daha sonra Beyoğlu cenahına, yukarıya doğru tırmanıyorlar. Bu bölgenin gelişimi ilk elçiliklerin buraya gelmesiyle birlikte oluyor. Fransız elçiliğinin açılması, peşi sıra İtalyan elçiliği, devamında İngiliz elçilikleri gibi birçok elçilik Pera bölgesine açılıyor. Ağırlıklı bu Galata'da ya da İstanbul'da faaliyet gösteren bir kesim var. Onların iş yerleri Galata'da ama evleri, haneleri ve sosyal yaşamlarının hepsi bugünkü İstiklal Caddesi'nin paralellerine doğru diziliyor. Tabii bir ihtiyaçtır insanın eğlenmesi şüphesiz ki. Bu ihtiyacı karşılamak için de kendi bulundukları bu alanda; İstiklal Caddesi, zamanın Grand Rue de Pera'sı ve Cadde-i Kebir'i, bu ikililiği fazlasıyla yakalıyor. Ağırlıklı Levanten dediğimiz bu aileler kendi eğlence biçimini yansıtacağı mekânları açmaya başlıyorlar.
İstiklal Caddesi, 1912
Mesela İstanbul'un ilk gazinosu 1921'de Serçe Sokak'ta açılıyor, Karaköy'de Arkadi Gazinosu'dur. İstanbul'u diğer boyutunda düşünmek gerekiyor, özellikle Beyoğlu'nu. Çünkü kozmopolit bir bölgedeyiz. Bu, kozmopolit bir eğlence anlayışını, kozmopolit masaları doğuracaktır. Farklı dinlerde, farklı dillerde insanların bir araya geldiği noktalara dönüşecek. Bu yüzden burada hem gazino var hem bistro dediğimiz yerler var. Ya da Ruslarla birlikte, özellikle 1917 Ekim Devrimi ile birlikte gelen ve kökeninde de ağırlıklı Rum ustaların yaptığı pastane kültürü söz konusu oluyor. Klasik Osmanlı'daki o kahvehane terk edilmiyor, hâlâ var. Ama Beyoğlu sıralarına bu pastaneler açılmaya başlanıyor. İşte Nisuaz Pastanesi, Baylan Pastanesi, daha arka taraflara gidersek Petrograd Pastanesi gibi ya da Lebon, Markiz gibi pastaneler peşi sıra geliyor. Bunun yanında da aynı zamanda kökeni hemen hemen 1810'lu yıllara dayanan, Rusların Fransa işgali ile başlayan bir süreç vardır. Rusların orada söyledikleri hızlı, çabuk anlamına gelen "buystra" sözü var. O bistroya dönüşüyor. Bistrolar açılmaya başlıyor. Klasik o anlayıştaki meyhane yerini biraz daha restorana bırakıyor. Turkuaz gibi, Garden Bar gibi mekânlar peş peşe patlıyor. İşte İstanbul'un bir geleneği olan Maksim Gazinosu çıkacak daha sonra.
Tepebaşı Bahçesi'nde bulunan Garden Bar, 1930'lar
Ama pastaneler de bu sıraya dizilmeye başladıktan sonra, bu bölgede ağırlıklı Levanten aileler olmuş olsa da, daha sonra bu anlayış Osmanlı'nın son yüzyıllarındaki entelektüel sınıfına geçiyor. Ahmet Rasim bunlardan biridir. Tek tek her yere girip çıkar ve yazar. Sermet Muhtar Alus, Said Naum Duhani... Kötü bakanlar da var Beyoğlu'na. Seyyahların "kötü bir Paris, çakma bir Paris" yaftası var. Ancak onun dışında burada bulunan bazı Osmanlı yazarları, Yakup Kadri mesela pek sevmiyor. Ziya Paşa Zafername'yi Lebon masalarında yazıyor mesela, ara ara da kalkıp bağırdığı söylenir. Bu entelijansiya ister istemez toparlanıyor burada. Çünkü Batı tandanslı bir anlayışın yanı sıra aynı zamanda radikal fikirlerin de doğduğu bir yer burası. Bu yüzden yabancı dergileri okuyabiliyorsunuz bir yere gittiğiniz zaman. Tercih edilmesinin ana kökenlerinden biri oluyor ve bu entelijansiyanın devamını da Osmanlı'nın son yüzyıllarındaki bu karakterler canlandırıyor. Servet-i Fünuncular da bunlara dahil. İlerleyiş bu şekilde oluyor açıkçası.
1940 yılında Avedis Ohanyan Çakır tarafından satın alınarak el Markiz Pastanesi'ne dönüştürülen Lebon Pastanesi'nin içi
- Şimdi içinde bulunduğumuz mekân Urban da 1940'lı yıllardan bu yana hep bir kafe, bar, gazino olarak işlemiş. Bize biraz bu mekânın hikâyesini, dönüşümünü anlatır mısın?
Urban 1995 yılında açılıyor ama ondan önce burada Leylâ Erbil'in kitabında geçtiği gibi Trianon Çayevi, Trianon Pastanesi olarak aktarılıyor burası. Onun yanı sıra burası bir Rum işletmesi olarak kuruluyor. Müslüman-Rum ortaklığı üzerinden kuruluyor Trianon Pastanesi. Tomris Uyar'ın buraya geldiğini, Sait Faik'in geldiğini biliyoruz. Sait Faik'in bazen çok hızlı kalktığı aktarılır genellikle. Çünkü çok kısa bir süre burada vakit geçirecek. Ya Krepen'e, ya Çiçek Pasajı'na ya da diğer bölgelere gidip başka bir hikâyede devam edecek.
Rejans Lokantası'nda sahne alan ve Beyaz Ruslardan oluşan Balalaika Orkestrası, 1920'ler
Trianon Pastanesi'nin o zamanki hâlinde bir de çalıştırdıkları karakterlerin çoğu Beyaz Rus oluyor. Onların etkisi İstanbul'da çok yaygın. 1917 Ekim Devrimi'yle geldikten sonra yalnız gelen bu sınıfın aristokrat bir sınıf olduğunu unutmamak gerekiyor. Parasız oldukları için de her yerde çalışacaklar. Rejans gibi, Turkuaz gibi restoranlarda garsonluk, İstanbul plajlarında yine çalışmaya başlıyorlar. Otel lobilerinde çalışmaya başlayacaklar. O yüzden o ilk döneminde Beyaz Rusların da yoğun çalıştığı, dantelli örtülerin olduğu bir pastane burası. Literatürde ince noktalar genelde böyle aktarılıyor.
Dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar 6-7 Eylül sonrası İstiklal Caddesi'nde
Trianon'dan sonra 6-7 Eylül olayları gerçekten sadece Trianon'u değil tüm Beyoğlu'nu, hatta İstanbul'un büyük bir kısmında bir erozyon yaratıyor şüphesiz ki. Bir kültürel erozyon yaratıyor. Mekânlara saldırılar gerçekleşiyor. Onlardan birisi de burası oluyor ve kapatıyorlar. Bazı kaynaklarda Atina'ya gittiklerini söyleseler de ailenin şu an devam eden fertleriyle aslında onların gitmediğini, hâlâ İstanbul'da olduğunu ve sadece Trianon'u kapattıklarını biliyoruz. Trianon'dan sonra sadece Trianon değil, Beyoğlu'ndaki dönüşümleri biraz Jacques Desouches'un (Jacques Hoca) söylemiyle anlatayım burayı. Çok güzel anlatır Jacques Hoca; "1970'lerle birlikte hikâye biraz çiğköfteye, kebaba kaydı" diye anlatır. Tabii gelen göçlerin etkisi de var. 60'larla birlikte gazinolar çağı başlıyor tüm Türkiye'de. O........
