İstanbul Tiyatro Festivali yöneticisi Handan Uzal: İstanbul'a yakışmayacak derecede ciddi bir sahne sıkıntısı var
37 yıllık köklü tarihiyle bu yıl 30'uncu edisyonunu gerçekleştiren İstanbul Tiyatro Festivali, 22 Ekim-3 Aralık tarihleri arasında tiyatroseverlerle buluşacak. Küratör Mehmet Birkiye'nin son edisyonu olma özelliğini taşıyan festival; İstanbul'un kentsel hafızasını alternatif tarihî mekânlara taşıyan oyunlara, güçlü edebiyat uyarlamalarına ve dünyanın güncel politik iklimini yansıtan yapımlara ev sahipliği yapıyor. Programda ayrıca Nederlands Dans Theater 2 (NDT 2) gibi uluslararası çağdaş dans gösterileri, yerli prömiyerler, "Bu İşte Bir Kadın Var" temalı yapımlar ve "Festival " kapsamındaki ücretsiz yan etkinlikler öne çıkıyor.
İstanbul Tiyatro Festivali Programlama Yöneticisi Handan Uzal Dündar; festivalin 30'uncu yılına özel hazırlanan programın temel motivasyonunu, alternatif mekânların kentsel bellekle kurduğu ilişkiyi, sanatsal nitelik ile politik gerçeklik arasındaki dengeyi, edebiyat uyarlamalarının sahnelerdeki yükselişini ve İstanbul seyircisinin fiziksel tiyatroya olan ilgisini T24’e anlattı.
- 30. İstanbul Tiyatro Festivali, hem 37 yıllık köklü bir geçmişi temsil etmesi hem de küratör Mehmet Birkiye’nin son edisyonu olması açısından sembolik bir eşik olarak okuyorum ben. Bu edisyonun program iskeletini oluştururken temel motivasyonunuz ne oldu, 30’uncu edisyona özel bir çalışmanız oldu mu?
Önce 37 yıl konusunu detaylandırayım. Çünkü orası biraz çeşitli matematik hesaplamaları istiyor. Herkes için biraz kolaylaştırmakta fayda olabilir. İstanbul Tiyatro Festivali, 1989 yılında İstanbul Festivali'nden ayrılıyor. 2000 yılına kadar da her sene mayıs-haziran aylarında yapılıyor. Sonra 2000 yılında Türkiye'nin de içinden geçtiği zorlu ekonomik koşullar festivalin yapılmasını etkiliyor ve iki yılda bir yapılmaya başlanıyor. Böyle olunca da 2017'ye kadar bir yıl yapılıyor, bir yıl yapılmıyor. 2017 yılında tekrar senelik seyrine dönünceye kadar bir bienal gibi gerçekleşiyor. 2017'de hem senelik seyrine geri dönüyor hem de mevsimi değişiyor; mayıstan sonbahara taşınıyor. O yüzden 1989'dan bu yana yapıldığı için 37 yaşında ama 30'uncu edisyonu kutluyoruz bu sene.
Mehmet Bey'le birlikte ürettiğimiz son program. Lacrima'yı bir buçuk yıl önce yapmak istemiştik ama turne takvimine bu yıl için girebilmiştik. Ardından Nederlands Dans Theater (NDT), yine ilk yıl temas ettiğimiz ama ancak takvimini bu yıl için uydurabildiğimiz bir topluluktu. Tabii 30'uncu festival olunca biraz daha görkemli bir program yapma hayali insanı sarıyor. Tabii her festivali aynı coşkuyla yapmak istiyoruz bir yandan da. Ama bu iki büyük yapım sanki 30'uncu edisyon coşkusuna uygun oldu. Bahsettiğin gibi Mehmet Bey'le de son senemiz ama birinci festivalden bu yana burayı örüyoruz diyebilirim.
Lacrima, 22-23 Ekim'de Zorlu PSM Turkcell Sahnesi'nde olacak | Fotoğraf: Jean Louis Fernandez
- Bu yıl Sanatçısı Belirsiz* İvi Buradaydı ve Bir Çeyiz Sözleşmesi gibi eserlerle benim de şu sıralar üzerine çalıştığım "kentsel hafıza" ve geçmişin izleri çok belirgin. Panayia Rum Kilisesi ve Phebus Müzayede Evi gibi alternatif tarihî mekânlar, festivalin kentsel bellekle kurduğu ilişkiyi nasıl dönüştürüyor?
Biz küratörlük yapısına geçtiğimizde bu konuda Işıl Bey'le (Kasapoğlu) özellikle çok konuşmuştuk. Nasıl festivali tiyatro sahnelerinin dışına çıkarabiliriz? İstanbul'u nasıl daha fazla dâhil edebiliriz? Kent hafızasını daha fazla nasıl dâhil edebiliriz? Tiyatro sahnesi olmayan mekânları nasıl festival programına dâhil edebiliriz? Bu izleyiciye başka bir perspektif sunup hep yeni deneyimler sunmak için önemli. Hem her gün geçtiğimiz yollara tekrar bakmak için kıymetli hem de unuttuğumuz bir hikâye varsa onu gün yüzüne çıkarmak bizim açımızdan önemli. Pek çok farklı sebeple bu çalışmaları yürütüyoruz.
TIKLAYIN | Yönetmen ve oyun yazarı Işıl Kasapoğlu: Sansür ve otosansürü aşmak için ideolojimden değil ama politikadan taviz verebilirim
Sanatçısı Belirsiz* İvi Buradaydı, 3-4 Kasım'da Arter Karbon'da ve 17 Kasım'da Bakırköy Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi'nde olacak | Tilbe Saran, Fulya Peker, Çağdaş Ekin Şişman (soldan sağa)
İlk yine İstanbul Mon Amour'la başlattık diyebiliriz. Kentin kendisini bir tiyatro sahnesine dönüştürme fikrinden çıkan İstanbul Mon Amour, sonra festivalin bir klasiği oldu. Orada her zaman tiyatro sahnesi olmayan bir yerde, belki bazen bir mekânın kendi hikâyesi ya da her zaman gerçek bir hikâye olmak zorunda değil ama normalde izleyicimizin giremeyeceği bir mekâna girsek ve orada bir hikâye anlatsak nasıl olur, farklı bir deneyim yaşatabilir miyiz diye düşünüyoruz. Bir taraftan da Büyük Zarifi Apartmanı geldi. Biraz benzer de yine ihtiyaç diyeceğiz. İhtiyaç duyuyoruz buna; bu hikâyeyi anlatmaya veya tiyatro sahnesinden çıkmaya.
Tabii bir de şu da etkili olabilir, beş, altı yıla geri dönüp baktığımızda ciddi bir sahne sıkıntımız da var. Daha gerçekçi bir yerden de bakarsak sadece hikâyeler de değildir belki de bizi buraya iten. Çok ciddi bir sahne sıkıntısı var. İstanbul gibi büyük bir şehre yakışmayacak derecede ciddi bu sahne sıkıntısı. O yüzden bütün bu arayışlar bizi buraya kadar getirdi. Fena olmayacak kadar farklı mekâna girip çıktık Galatasaray Lisesi'nden Büyük Zarifi Apartmanı'na, Metrohan'ın ilk kez kullanılmasından... Şimdi karşıya gideceğiz, Yeldeğirmeni Sanat'a. Farklı farklı mekânları kullanmak ve mekânların kendi hikâyesini anlatırken, eğer örtüşüyorsa bazen otobiyografik hikâyeleri de üstüne eklemekten hoşlanıyoruz. Geçen sene Maryam Şahinyan'ın Beyoğlu'nda izini sürmüştük. Bu sene de dediğin gibi İvi Stangali'nin adımlarını takip edeceğiz.
30. İstanbul Tiyatro Festivali Küratörü Mehmet Birkiye | Fotoğraf: Salih Üstündağ
- Açılış oyunu Lacrima'daki emek sömürüsünden, savaşın gölgesindeki Requiem'e ve işgal altındaki anadil meselesini işleyen Dil Broblem Değil'e uzanan sert bir gerçeklik var. Sanatsal nitelik ile dünyanın içinden geçtiği bu ağır politik iklim arasındaki dengeyi programda nasıl sağladınız?
Mehmet Bey basın toplantısındaki konuşmasında da "Politik doğruculuğa inanmıyorum ben, önce benim için artistik nitelik gelir" diyerek çok net bu konudaki görüşünü ifade etti. Hakikaten de öyle. Tabii ki çağın konusu sahnenin de konusu oluyor. Dolayısıyla üreticiler Avrupa'da da, tüm dünyada da, Türkiye'de de olabildiğince o konuları sahneye taşıdıkları için programa da yansıyor.
TIKLAYIN | Prof. Dr. Mehmet Birkiye: Herkese sanatçı diyebilirsiniz, bir beis yok; insan beyni namussuzun tekidir, her şeyi düşünebilir
Ama bizim için bu soru sıklıkla geliyor. Özellikle mesela Filistin'den bir yapımı neden dâhil ettiğimizi herkes merak ediyor. Biraz şöyle oluyor: Sadece Filistin'den bir yapım dâhil etmek için değil ama mesela Filistin üzerine çalıştığımız işler listesi en az 20 yapımdan ibarettir diyebilirim. Tabii ki bakıyoruz o alanda ne üretiliyor, öncelikle onu araştırmaya çalışıyoruz ama bu konuyu neden bu yıl dâhil ettik? İki yıl önce de Filistin'den bir yapım........
