menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dünyada çok konuşulan 4 büyük komplo teorisinin çıktığı binada gördüklerim

89 0
sunday

HBO’nun en güzel dönem dizilerinden birinin dördüncü sezonu bugün gösterime giriyor.

“The Gilded Age” adlı dizi, adından da anlaşılacağı gibi Amerikan kapitalizminin ve özellikle New York’un “Yaldızlı Çağ”ını anlatıyor.

Geçen salı günü iki saatimi geçirdiğim binanın üzerinde, işte o dizide anlatılan dönemin en önemli isimlerinden birinin adı yazıyor:

“J.P. Morgan…”

Bankanın kurucusu…

Dizide doğrudan adı geçmiyor. Ama Amerika’da demiryollarının kurulmasını sağlayan acımasız kapitalist olarak gördüğümüz George Russell karakterinde onun izlerini görüyoruz.

4,5 trilyon dolarlık bankayı kuran İllüminati karakteri

Asıl adı John Pierpont Morgan.

1837’de doğmuş, 1913’te ölmüş.

Hani Cem Yılmaz’ın bazı skeçlerinde sık sık sözünü ettiği gizemli “İllüminati” karakterleri vardır…

Dünyayı yöneten aileler efsanesi…

İşte onlardan biri…

Onun kurduğu bu banka, şimdi dünyanın en büyük para mabetlerinden biri.

Birazdan onun adını taşıyan binayı hep birlikte gezeceğiz…

Türkiye bütçesinin 13 katı büyüklükte; dolayısıyla bu teoriler şaşırtıcı değil

Bu bina öyle bir yer ki temsil ettiği tarihten, bütün dünyanın diline düşmüş onlarca efsane ve komplo teorisi çıktı.

Hiç şaşırtıcı da değil…

Bu binadan yönetilen dünya finans imparatorluğunun toplam varlığı 4,5 trilyon dolar.

Bu bankanın bilançosundaki toplam varlıklar, Türkiye’nin 2026 yılı merkezi yönetim bütçesinin 13 katı kadar.

Solcu gençliğim, üniversite kampüslerinde, devrimci arkadaş sohbetlerinde bu isimle ilgili komplo teorilerini dinleyerek geçti.

Binayı gezmeden önce, bu isim etrafında doğan ve bütün dünyada hâlâ konuşulan en büyük dört komplo teorisini anlatayım.

(*) Rakiplerini öldürmek için Titanic’i o batırdı

Bu bankanın tarihinden çıkan en korkunç komplo teorisi şu:

J.P. Morgan, Amerikan Merkez Bankasının kurulması için çalışıyordu. Ama bazı etkili kişiler bunu önlemeye uğraşıyordu.

John Jacob Astor, Benjamin Guggenheim ve Isidor Straus, O'nun hedefindeki isimlerdi.

Bunların Titanic’te olduğunu öğrenince J.P. Morgan gemiyi batırttı.

Söylememe gerek yok…

Aslı astarı olmayan, tamamen Morgan’ın gücünden kaynaklanan bir komplo teorisiydi.

(*) FED’i kurdurup Amerikan parasını gizlice ele geçirdi

Titanic komplo teorisi de bir başkasına dayanıyor.

1910’da Jekyll Adası’nda gizli bir bankacılık toplantısı yapıldı. Morgan’ın ortağı Henry Davison katılımcılar arasındaydı; Morgan’ın kendisi toplantıda değildi.

Burada hazırlanan tasarı, daha sonra Fed’in kuruluşunu etkiledi.

Buraya kadar doğru.

Ama gerisi komplo teorisiydi.

(*) 1907 finans paniğini kendisi çıkarıp bankaları ucuza topladı

İddiaya göre Morgan, krizi bilerek yarattı, ardından kurtarıcı rolüne büründü.

Ama birçok tarihçiye göre, krizdeki şirketlerin kurtarılması için yürütülen organizasyonu yöneterek krizin atlatılmasına yardımcı oldu.

Yani belgeler başka bir şey söylüyor.

J.P. Morgan, bu krizi çözmek için göreve çağrılan bankacıydı.

Kriz yönetimini o yapmıştı.

(*) Tesla’nın dünyaya bedava elektrik vermesini engelledi

Ama bütün bunların arasında biri var ki son yıllarda zirveye çıktı.

Hatta hakkında filmler yapıldı.

J.P. Morgan, Tesla’nın Wardenclyffe projesini finanse etmişti. Ancak daha fazla para vermeyi reddetti.

Komplo teorisyenleri bu hikâyeyi şöyle anlatıyor:

“Elektriğe sayaç takamayacağını anlayınca insanların bedava elektrik almasını engelledi.”

İşin gerçeği ise şuydu:

Proje, enerjiyi kablosuz iletmeyi amaçlıyordu. Ama sınırsız, masrafsız enerji üreten, kanıtlanmış bir sistem değildi.

Bugün de böyle bir sistem yok.

Ayrıca projenin finansman ve teknik uygulanabilirlik sorunları belgelenmiş durumda.

Bu İllüminati kokulu komplo teorilerinin altından geçerek binaya giriyoruz

İşte komplo teorisyenlerine göre “dünyayı yöneten yedi aileden biri” sayılan bu ismin adının altından geçerek bugün New York’un en çok tartışılan binalarından birine giriyoruz.

J.P. Morgan Chase bankasının üst düzey yönetiminin davetlisiyiz.

Binayı gezeceğiz. Ve bu dünya imparatorluğunun jeopolitik stratejisini belirleyen ekibin başındaki en yüksek görevliyle sohbet edeceğiz.

Bu bina, son zamanlarda New York ekonomi çevrelerinde en çok konuşulan konulardan biri hâline geldi.

New York finans çevrelerinin son dedikodusu: Kaça mal oldu?

Bir teknoloji harikası ama asıl konuşulma nedeni maliyeti.

Çünkü tam olarak kaça mal olduğu hâlâ bilinmiyor.

3 milyar dolarlık maliyetle başladı.

Ve geldiğimiz son nokta, 6 milyar dolar.

Geçen hafta The Wall Street Journal gazetesinin verdiği son rakam bu.

Reichstag’ın cam kubbesini tasarlayan mimarın eseri

Bina, Manhattan’da Park Avenue ile Madison Avenue arasında, 47 ve 48’inci sokakların çevrelediği adada yükseliyor.

Bankanın önceki merkez binası çalışanlara yetmemeye başlayınca bu arazi üzerine yeni bir bina yapmaya karar vermişler.

Bunu yaparken de büyük değil, haddinden fazla büyük düşünmüşler.

Büyüklük, önce seçilen mimarla başlamış.

Norman Foster gibi dev bir isim seçmişler…

Norman Foster, Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı’nda yıkılan Reichstag, yani parlamento binasının tepesindeki o muazzam cam kubbeyi tasarlayan mimar.

120 kat yerine neden 60 kat yapıldı?

İşte buraya 423 metre yüksekliğinde bir bina yapmayı kararlaştırmışlar.

423 metreye, 120-130 katlı bir bina yerleşir.

Ama J.P. Morgan yönetimi, “Hayır, 60 katlı olsun ama katların tavanları çok yüksek olsun” demiş.

Gerçekten çok yüksek tavanları olan muazzam bir bina ortaya çıkmış.

Ancak yapım aşamasında çok büyük bir mühendislik ve fizik problemiyle karşılaşmışlar.

Binanın altından çok sayıda tren ve metro hattı geçiyordu.

Dolayısıyla bu dev binanın ağırlığını bu hatların üzerine yüklemek çok riskliydi.

Çözüm, binanın en dikkat çekici mimari özelliğine dönüştü:

Zeminde yelpaze gibi açılan dev kolonlar ve........

© T24