menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bu toprakların hafızası, İlber Ortaylı: Bir Tatar Balasının ardından

33 0
19.03.2026

İlber Ortaylı, Türkiye için sadece bir tarihçi değildi. O, dağılan bir imparatorluğun bakiyesiyle, kurulmaya çalışan modern bir kimlik arasında duran canlı bir köprüydü. Onu "devletçi" ya da "fazla cumhuriyetçi" diye eleştirenler, onun 1947 yılında Avusturya’nın Bregenz Mülteci Kampı’nda, vatansızlığın soğuğunda doğduğunu hep unuttular.

Onun için devlet, kâğıt üzerinde bir aygıt değil bir Türk’ün, bir Müslüman bir tebaanın, bir mülteci çocuğunun hayata tutunabileceği yegâne olmazsa olmazıydı. Yıllar önce Cumhurbaşkanlığı Cumhuriyet Arşivleri’nde kendi ailemin göç kayıtlarını araştırırken, o sararmış kağıtlarda parçalanmış aileleri, annelerinin koynunda sınır geçen bebekleri, hatta sınırı geçiverince doğduğu için "yurdumuzda doğmuştur " diye şerh düşülen kayıtları gördüğümde İlber Hoca’yı daha iyi anlamıştım. O buruk gülümsemeli fotoğraflardaki her yüz, aslında İlber Hoca’nın neden "devlet" ve "vatanı" önemsediğinin sessiz birer kanıtıydı.

Babamın ailesi tıpkı İlber Hoca’nın ailesi gibi 93 Harbi’nde Kırım’dan çıkıp, "Osmanlı toprağıdır" diye Balkanlara, Dobruca’ya yerleşip, cumhuriyet kurulduktan sonra Türkiye’ye gelen Kırım Türk Tatarlarındandı.

Bugün Batı toplumlarında aidiyet, çoğu zaman tartışma konusu yapılmaz Portekizlilik ya da Amerikalılık, Finlandiyalılık ideolojik bir savunma gerektirmez. Bu coğrafyada ise aidiyet sıklıkla politik bir tartışmanın içine çekilir. Japon, Japonum der ama biz diyemeyiz. Dudak bükerler. Ortaylı’nın dili bu yüzden bazılarına sert gelir çünkü o dil, ideolojik değil, tarihsel bir dönemin ifadesidir. Oysa İlber Hoca, idare hukuku hocalığından gelen o disiplinle, bu toprakların bayrağını ve kimliğini savunmayı bir süs gibi değil, bir zaruret gibi gördü. Bizim buradan başka gidecek yerimiz yok dedi. "Elif’i görse mertek sanacak" kişiler onu küçümsedi, ama o herkesle konuştu. Ölümünün ardından sosyal medyada herkesin onunla çekilmiş bir fotoğrafını paylaşması bile bazılarını rahatsız etti. Oysa o kareler, onun kimseyi ayırmadığının, o devasa ilmine rağmen kapısına gelen hiç kimseyi, bir hatıra fotoğrafını bile geri çevirmediğinin en insani belgesiydi. Batı’nın yere göğe sığdıramadığı Umberto Eco’su........

© T24