menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sibel Öz: Adile Naşit “komik”tir ama “erkek dünyası”nda kadın olmanın zorluklarını alabildiğine yaşamıştır

18 0
07.06.2026

Adile Naşit benim kuşağım için yalnızca bir sinema oyuncusu değildi. “Uykudan Önce” programında her akşam adımızı söylemesini beklediğimiz, evimizden biriydi. Belki o günler daha masum değildi ama biz daha masumduk. Bu yüzden Adile Naşit, pek çoğumuz için çocuklukla, güven duygusuyla ve ekrandan taşan bir sıcaklıkla hatırlanıyor.

Çağan Irmak’ın yönettiği Adile filmi dijital platformlarda yeniden gündeme gelince ben de büyük bir merakla izledim. Ancak film bende beklediğim duyguyu yaratmadı. Karşımda, tiyatro ve sinema tarihimizde kendine özgü bir yer açmış güçlü bir kadın değil; daha çok Hafize Ana’nın ve masal anlatan teyzenin hikâyesi vardı. Oysa Adile Naşit yalnızca anneliğiyle anılabilecek bir isim değildi. Neşesi, oyunculuğu, kadın olarak verdiği mücadele ve sahneye adanmış hayatı neredeydi?

Bu soruların peşine düşünce yolum, ilk kez 2020 yılında İletişim Yayınları tarafından yayımlanan, 2025 sonunda ise genişletilmiş baskısıyla Everest Yayınları’ndan yeniden okurla buluşan Bir Anti-Yıldız: Adile Naşit kitabıyla kesişti. Sibel Öz, yaklaşık dört yıllık bir çalışmanın ürünü olan kitabında Adile Naşit’i yalnızca biyografik özellikleriyle değil; Türkiye’nin kültürel dönüşümleri, sinema tarihi, Naşit ailesinin çok kuşaklı sanat yolculuğu ve geleneksel tiyatrodan modern tiyatroya geçiş süreci içinde ele alıyor. Ortaya da “hepimizin annesi” klişesinin ötesine geçen, çok daha karmaşık, güçlü ve ilham verici bir Adile Naşit portresi çıkıyor.

- Çağan Irmak’ın yönettiği Adile filmi dijital platformda yayınlanınca tekrar gündeme geldi. Öncelikle filmi izlediniz mi? Nasıl buldunuz?

Filmi izledim Ebru. Ancak ben de seyirci gibi hayal kırıklığına uğradım. Biliyorsunuz film kısa süre vizyonda kalabildi.

- Sizce filmde olmayan neydi?

Aslında bir hikâye yazılamamış. Evet, kitapta da çeşitli bağlamlar içinde anlatılan anekdotlar, kartpostallar gibi kronolojik olarak yan yana dizilmiş ama bu, bir hikâye oluşturmaya yetmemiş. Bir sinemacı olarak benim anladığım şuydu: Bir film karakteri yaratılamamış, bir karakter yaratma cesareti gösterilememiş. Bunun yerine kişinin hayatından çeşitli kesitler sunulmuş. Hikâye yazılamadığı ve kurulamadığı için ortaya akışkan olmayan, ruhu eksik, eğreti bir şey çıkmış.

- En büyük yanılgı ya da tuzak nerede?

Adile Naşit konulu filmde en büyük tuzak, onu Hafize Ana olarak kurgulamak. Adile Naşit’in beyaz perdede başarıyla canlandırdığı bazı karakterlerin seyircinin kafasında yarattığı kalıpları Adile Naşit’miş gibi sunmak. Oysa kitapta bu konuda çok ciddi perspektifler vardı.

- Nasıl?

Adile Naşit, birkaç kuşaktır sanatla uğraşmış, bu da yetmezmiş gibi, bu ülkede geleneksel tiyatrodan modern tiyatroya geçiş kavşağında özel bir misyon üstlenmiş bir ailenin çocuğu. Yani o kadar basit değil. Onu, bu hikâyenin başladığı Direklerarası’yla, o dönem Türkiye’siyle, Yeşilçam gerçeğiyle, tiyatro tutkusuyla, babası Naşit, annesi Amelya, dayıları Niko ve Andre, anneannesi Virjin, dedesi Yorgi, kardeşi Selim Naşit, hatta yeğeni Naşit Özcan’la, yani sahnelerde uzun bir dönem yetenekleriyle boy göstermiş büyük ailesiyle ve özellikle de güçlü bir kadın olarak mücadelesiyle birlikte anlamak ve anlatmak durumundayız.

- Merak ediyorum; Adile Naşit neden klişelere sığınılarak sadece acıları üzerinden anlatılıyor?

Zaten en büyük sıkıntı bu. Sonuçta seyircinin hafızasına “Hafize Ana” olarak yerleşmiş bu cinsiyetsiz anne rolü, aslında tiyatro ve sinemada Naşit ailesinin en yetenekli temsilcisi olan Adile Naşit’in önünü kesme işlevi görmüştür. Adile Naşit, Hafize Ana değildir. Hafize Ana rolünü çok iyi oynamış, ancak bu ve benzer rollere hapsedilmiş büyük bir oyuncudur. Bizzat Ertem Eğilmez’in bu konuda özeleştirisi vardır. Adile Naşit, Yeşilçam filmlerinde her türlü zorluğa rağmen aileyi bir arada tutan, çocukları için didinen, ancak çoğu zaman erkek egemen toplumun kurallarına göre hareket eden cefakâr anne karakteriyle özdeşleşmiştir. Bu karakter çoğu zaman olayların gidişatına müdahale edebilecek bir birey iradesi ve kendi olma hali taşımaz. Oysa Adile Naşit, bizzat kendi iradesiyle Naşit ailesini babasından sonra sahnede ve beyaz perdede kadın olmanın zorluklarına karşın var edebilmiş, hatta kendisi şahsında bu mücadeleyi çok daha ilerilere taşımıştır. Filmde ne yazık ki böyle bir kadın göremiyoruz.

- Son yıllarda biyografi filmlerinde benzer bir eğilim görüyoruz. Sizce Adile filmi de seyircinin duygularına seslenmeye çalışırken karakterin renkliliğini gözden mi kaçırdı?

Biyografi filmleri son yıllarda sinemamızın yaşadığı krizi aşmanın bir yolu olarak görüldü. Özellikle Müslüm ve Bergen’in başarısından sonra bu tür filmler çoğaldı. Ancak bu yapımların önemli bir kısmı, seyirciyle bağ kurmak için melodram ve arabesk tonlara yaslanıyor. Adile filminde de benzer bir tercih görüyoruz. Sorun şu ki seyirci filmde Adile Naşit’i bulamadı. Bu yüzden, ona duyulan büyük sevgiye rağmen film beklenen karşılığı görmedi. Elbette Adile Naşit’in de büyük acıları vardı. Ancak siz Adile Naşit gibi bir sanatçıyı yalnızca acıları üzerinden anlatır, ondan arabesk bir figür yaratmaya çalışırsanız ortaya gerçek Adile Naşit çıkmaz.

- Yeşilçam’ın arzu nesnesi kadın yıldızları güzellikleriyle anılırken Adile Naşit’in oyunculuğu konuşuluyor. Bu durum kadın oyunculara yönelik bakışın da bir eleştirisi olarak okunabilir mi?

Tabii ki... Görünürlük arttıkça kadınlar üzerindeki baskı da derinleşiyor. Kadın yıldızlar bunun en açık örneği... Yıldız, sistemin insanı “şeyleştirmesine”, seyir nesnesi haline getirmesine, insanı toplumun sıradan üyeleri arasından çekip alarak ilahlaştırırken gösteri toplumunun kölesi haline getirmesinin en güzel örneği. Bir kadın yıldız kilosu, zayıflığı, yaşı, estetikli ya da estetiksiz oluşu, makyajı ya da doğal hali, çocuklu ya da çocuksuz oluşu, saçları, boyu, kıyafetleri, kadınlığı gibi aklınıza gelebilecek her konuda yargılanır, eleştirilir. Kadın........

© T24