menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Taksim’de Picasso ve Bedri Baykam’la buluştum!

6 0
yesterday

Picasso’yu dün Taksim’de gördüm desem, aksini söyleyebilir misiniz?

21. yüzyıldan sanat tarihine bakarken o dönemi aslında bugünün gözüyle anlamaya çalışıyoruz. Dünyaca ünlü bir eserin üzerine uzun uzun analizler yapıyor, “Şurada bu anlatılıyor, burada şu” diyoruz. Peki bütün bunları nereden biliyoruz? Sanatçı eserini kendisi anlatmadıysa bu tanımların, yorumların çoğu boşa düşmez mi?

Caravaggio’yu düşünün. 16. yüzyılın sonunda, kilisenin en güçlü olduğu dönemde, kiliselerin siparişiyle yaptığı resimlerde tam da toplumun dışladığı insanları, fahişeleri, sokak insanlarını, hırsızları, katilleri kutsal figürlerin modeli yaptı ve onların yüzlerini kilise duvarlarına taşıdı. Çok zekice kurguladığı bir zaferdi bu. Bugün Vatikan Müzeleri’nde bulunan İsa’nın Gömülmesi adlı tablosunda dönemin ünlü fahişelerinden Fillide Melandroni’nin yüzü var. 

Ya Picasso? Guernica’dan otuz yıl önce yaptığı Avignonlu Kızlar’da kimi resmetmişti?

Bir sanat yazarı için en eşsiz şey ressamından sergisini dinlemek ve tarihe not düşmektir. Böylece 50 yıl sonra bugünü yazacak olan tarihçilere küçük bir patika açarız. Ben dün Picasso’yla Taksim’deydim. Bavulu Feridiye Caddesi’nde, Piramid Sanat Galerisi’nin salonunda duruyordu, aksini kanıtlayan bir belgeniz yoksa öyle! Bana onun hayatını, kadınlarını, dostlarını ve 1907’de Paris’te yer yerinden oynatan o resmi yakın dostu Bedri Baykam anlattı.  Tabii ki Baykam bu dostluğu kurmak için bir zaman makinesine binmek zorunda kaldı, biz ise onun sergisine gittik.

Baykam on Picasso: “Les Demoiselles Revisited”, ilk kez geçen yıl Paris’te Galerie S/Beaubourg’da açılan serginin genişletilmiş haliyle 21 Kasım’a kadar Taksim Piramid Sanat Galerisi’nde. Baykam sergisini gezdirirken şahane espriler yapıyor, arada eski dostu Picasso ile hayali bir sohbete dalıyor. Bir resminin önünde durup ciddi bir yüzle uyarıyor: “Burada tam üç saat kımıldamadan ve konuşmadan durursanız doğrudan Paris’e geçiyorsunuz. Vizesiz, pasaportsuz. Deneyebilirsiniz, şaka değil.”

Sanat tarihinin hep Batı’dan yazılmasına itiraz eden Baykam, bu itirazını bir manifestoyla değil, Picasso’ya Mehmet Siyah Kalem’i göstererek bir oyuna dönüştürüyor. Sergide Baykam’ın 2020’den bu yana ürettiği büyük boy karışık teknik işleri yer alıyor. 

Baykam’ın bir tuvaline baktığınızda Picasso’nun bir tablosunun içinden Siyah Kalem’in bir figürü çıkar, hemen yanında ressamın kendi eski bir işi, onun yanında Pop Art’ın kült bir eseri durur. Sanat tarihinin kanonik eserleri burada yeniden konuşur, Baudrillard’la Fenerbahçe, Deniz Gezmiş’le Kandinsky, Varol’la Velázquez aynı potada erir.

Öğrencileri için çizdiği sanat tarihi haritasında Picasso’ya giden yol Freud’dan ve Jung’dan geçiyor, elbette sürrealizmin tohumlarını önce bu düşünürler ekmiş. Picasso Avignonlu Kızlar’ı 1907’de yaptığında bu topraklarda padişah II. Abdülhamid’di, sarayda Fausto Zonaro resim yapıyordu, Mihri Hanım hâlâ Paris’teydi ve kadınlar için açılacak İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’ne daha yedi yıl vardı. Osman Hamdi Bey ise Kaplumbağa Terbiyecisi’nin ikinci versiyonunu resmediyordu. 

Haydi gelin, sanat tarihinin içinden geçelim ve Bedri Baykam bize sergisini anlatsın!

21. yüzyılda ressam olmak nasıl bir duygu? 

Benim mesleğimde emeklilik yok. İnsanlar bazen “Emekli olayım, dinleneyim” diyor. Bu ne demek? Ben gece çalışıyorum. Uykum geldiğinde ya da asistanlarımın pili bittiğinde uyuyorum. Benim için günde 18 saat çalışmak olağan, işin rutini bu.

21. yüzyılda ressam olmak aslında 1950’lerin ya da 1900’lerin ressamlarından çok farklı değil. Bu meslekle yine gurur duyuyorum, severek yapıyorum. Atölyede saate bakmadan çalışıyorum, atölyede zaten saate bakmak yasaktır, saat yoktur. Ressamlıkta yaş da yoktur. 

Atölyeniz hep Pera’da mıydı?

Ben mesela Picasso’nun 1890’ları, 1920’leri gibiyim. Kaliforniya hariç yalnızca Pera’da resim yapabiliyorum, Taksim, Tarlabaşı, Cihangir, Galatasaray ya da Tünel. Bu çevrenin dışında bana dev bir gökdelen verseniz atölye yapamam. Beynimin, Picasso’nun atölyeleri gibi, 1880 ile 1940 arası Paris’i gibi bir bölgede olması lazım. Onun için içimde hep o klasik ressam ruhu var.

Sanat tarihi haritanız nasıl doğdu?

Öğrencilerime ders anlatacaktım. Bu kâğıdı açtım. İlk önce Rönesans yazdım. Sonra Empresyonizm, sonra Kübizm, Pop Art. Ortada o dönem yaşanan önemli sanat hareketleri var, kenarlarda filozoflar, yazarlar, müzisyenler, devlet adamları, bilim insanları ve önemli olaylar, Batı, Güney ve Doğu. Burada Osman Hamdi de var, Tolstoy da, bu tarafta Schopenhauer da, Hegel de, Lincoln de, Newton da. Bu, tüm akımların yan yana, alt alta ve birbiri içine geçtiği bir zihin haritası. 

Serginizin hikayesi nereden başlıyor?

Picasso, arkadaşı Carles Casagemas’la birlikte Barselona’dan valizini alıp Paris’e geliyor. Valizi de işte burada! Başka bir teoriniz, belgeniz varsa bakarız. Paris’te büyük bir evrensel fuar var ve İspanya pavyonunda Picasso’nun bir resmi sergileniyor. “Babacığım, o resmin arkasında durmam, onu savunmam lazım” diyerek babasını ikna ediyor. Zaten babası ona hayran “Sen benden iyi ressamsın, ben artık yapmayacağım, sen devam et” diyor.

Paris’e geliyorlar, Boulevard de Clichy 130’da bir atölyeye yerleşiyorlar ve Germaine Gargallo, Odette, Antoinette adlı üç kızla tanışıyorlar. Bir ay sonra öbür İspanyol, Manuel Pallarès de geliyor. Bu kızlar çamaşırcı, garson, showgirl. Casagemas Germaine’e çok âşık oluyor ama Germaine ona yüz vermiyor.

Sonra ne oluyor?

Picasso İspanya’dayken Paris’e dönen Casagemas, 17 Şubat 1901’de, “Ben de Barselona’ya döneceğim” diyerek bir veda yemeği veriyor. Café de l’Hippodrome’da, Manuel Pallarès ve kızlarla altı kişi. Yemekte yine aşkını ilan ediyor, kızdan yine kırmızı kart yiyor.

Tabanca çıkarıyor. Tam o anda Pallarès kızı yere doğru çekerken ateş ediyor. Kız vurulmuyor ama Casagemas onu öldürdüğünü sanıyor. Sonra silahı kendine çeviriyor ve ölüyor. Picasso haberi alınca dehşete........

© T24