menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İmamoğlu’nun kurmaylarından Serkan Özcan: Aday olamasa da İmamoğlu seçimin en önemli aktörü; Mansur Yavaş’ın toplumsal karşılığının ne kadar büyük olduğunu biliyoruz

54 0
yesterday

19 Mart 2025'te Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınmasıyla başlayan süreç, yalnızca İstanbul Büyükşehir Belediyesinin yönetimini değil, İmamoğlu'nun etrafındaki siyasi kadroyu da altüst etti. İmamoğlu'nun en yakın çalışma arkadaşlarından ve kurmaylarından pek çoğu tutuklandı. Onunla birlikte siyaset yapan, strateji geliştiren, karar alma süreçlerinde yer alan isimlerin önemli bir bölümü artık cezaevindeydi. Bu tablo, kamuoyunun çok yakından tanımadığı bir ismi bir anda kritik bir konuma taşıdı: Serkan Özcan.

Özcan, sadece Temmuz 2024'ten beri İmamoğlu'nun danışmanlığını yapıyordu. Henüz İmamoğlu ile çok uzun süre yol yürümüş olmamasına rağmen, 19 Mart süreciyle birlikte İmamoğlu’nun adeta dışarıdaki gözü, kulağı ve yer yer sesi oldu. Özcan, hızla İmamoğlu'nun yakın siyasi çevresindeki tutuklamaların ardından dışarıda kalan, onunla görüşmeye ve siyasi değerlendirmelerini paylaşmaya devam edebilen dışarıdaki kurmayların en rütbelisi hâline geldi. Bu pozisyonu reddetmeyen Özgür Özel, kendisini o dönem CHP’sinin MYK’sına aldı ve “Genel Başkan Yardımcısı” sıfatı da verdi. Özcan, “mutlak butlan” müdahalesinden sonra Özel’in tedbiren CHP’de bıraktığı kadro içindeydi. Ancak 2 hafta önce Serkan Özcan dahil 48 kişilik eski kadro, Kemal Kılıçdaroğlu tarafından ihraç edildi. Özcan’ın şu an için henüz Yeni Parti’de resmî bir görevi yok, üye de değil. Özgür Özel ile yakın çalışmaya ise devam ediyor.

Bu denklem içinde Serkan Özcan’ın, cezaevindeki İmamoğlu ile Yeni Parti’nin Genel Başkanı Özel arasındaki siyasi ilişkinin tam kesişim noktasında bir fonksiyon yerine getirdiği yadsınamayacak bir olgu. Yani çift başlılık tartışmasının muhatabı, bizzat süjesi ya da tanığı…

Peki Özgür Özel ile Ekrem İmamoğlu arasındaki ilişki gerçekten nasıl işliyor? Partinin genel başkanı Özel olsa da İmamoğlu'nun siyasi ağırlığı karar alma süreçlerini ne ölçüde etkiliyor? İmamoğlu'nun Cumhurbaşkanlığı adaylığının hukuken mümkün olmaması hâlinde ne olacak? Yeni Parti, geleceğini tek bir ismin adaylığına mı bağlıyor?

Doğaldır ki Serkan Özcan'a yönelttiğim soruların önemli bir bölümü bu siyasi düğümü çözmeye yönelikti.

Ancak Serkan Özcan'ın hikâyesini ilginç kılan yalnızca İmamoğlu–Özel ilişkisinin göbeğinde bulunması değil. Geldiği siyasi mahalle de bugünkü konumuna ayrı bir anlam kazandırıyor. Konya'da Kürt bir ailenin çocuğu olarak büyüyen, gençliğinde Turgut Özal'dan etkilenen, aktif siyasete Ahmet Davutoğlu'nun Gelecek Partisi’nde başlayan Özcan, bugün Yeni Partinin siyasi kimliğine ilişkin tartışmanın da doğrudan içinde olduğunu sakınmadan anlatıyor. Üstelik sağ siyasetten gelen bir isim olarak bu tartışmada muğlak bir pozisyon almıyor.

Bambaşka bir siyasi gelenekten gelse de Serkan Özcan, “net bir sosyal demokrat parti” olarak tanımladığı Yeni Parti’nin nüvesine sahip çıkıyor. Bir iktisatçı olarak Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik krizden çıkışının da sosyal demokrat bir ekonomi politikasından geçtiğine emin. Gelir dağılımı, bölüşüm adaleti ve eşitsizliklerle mücadeleyi iktidara yürüyüşün formülü olarak tanımlıyor. Bu pozisyonu alırken sağ-sol tartışmasına girmemeye özen gösteriyor çünkü ona göre retorik içinde bulunduğumuz tarihsel dönemin dinamiklerini karşılamıyor.

Söyleşinin finalindeki İmamoğlu’nun bir sonraki seçimdeki rolüne ilişkin yorumları ise biraz gürültü kopartabilir tahminimce.

Serkan Özcan

“Konya Kürdü anne babanın esnaf dükkânında yetişen çocuğuyum”

- Toplumun geneli sizi çok tanımıyor olabilir. Serkan Özcan kimdir?

Ben Konya’da esnaf, ticaretle uğraşan bir babanın, ev hanımı bir annenin, Konya Kürdü anne ve babanın çocuğu olarak doğmuşum 1977’de. İlkokuldan lise sona kadar hayatım Konya’da geçti. İlkokulun sonundan itibaren de hayatımın önemli bir kısmı babamın esnaf dükkânında geçti. Çiftçilikle uğraşan insanların kullandığı araçların ticaretini yapan bir dükkânımız vardı. Hayatımın en önemli dönemi olarak görürüm o dönemi, yetişmemde kişilik sahibi olmamda bugünkü Serkan'a dönüşmemde çok önemlidir. Konya’da bir esnafın çocuğu olarak doğan birisi olarak benden beklenen işleri babamdan devralmamdı.

“Anne tarafım ezelden Halk Partili, babam ise Anadolu Müslümanıdır”

“Nâzım Hikmet’i, Yaşar Kemal’i, Kemal Tahir’i annem sayesinde okumaya başladım”

- Anadolu kaplanı olabilirdiniz yani…

Olabilirdik belki evet. Ama işte onu yapmak yerine ben okumanın, eğitimin beni başka bir şeye dönüştüreceğini erken yaşlarda anladım. Onda da annemin çok büyük etkisi var. Benim anne tarafım ezelden Halk Partilidir. Babam da ortalama Anadolu Müslümanıdır. Annem de Anadolu Müslümanı yetişmiş, ama ayrıca annemin babası sağlam Halk Partili birisi.

- Klasik bir Konyalı muhafazakâr aileden biraz farklı bir durum olarak anlatıyorsunuz sanırım bunu.

Ben ilk dönemlerimde daha muhafazakâr tarafta siyaset yaptığım için teyzem “Sen niye bizim baba dostlarıyla siyaset yapmıyorsun?” diye tepki göstermiştir. “Baba dostu” derler Halk Partililere. Herkesin annesi çok kıymetlidir de benim annemin bugünkü Serkan’a dönüşmemde ve eğitimin önemini anlamamda etkisi çok büyüktür. Çünkü annem okumak istediği hâlde o günün şartlarında okuyamamış bir insan. Bir öğretmen okulu kazanıyor Ereğli'de ama aile Ereğli'yi uzak bulduğu için göndermiyor. Anneannemde Ereğli Kız Öğretmen Okulunun annemi daha da solculaştıracağı endişesi var. Gönderilmediği için de eğitim içinde ukde kalmıştır. Ben kitap okumayı, gazete okumayı falan hep annemden öğrendim. Kemal Tahir'i de, Nâzım Hikmet'i de, Yaşar Kemal'i de ben annemin yönlendirmesiyle okudum çok küçük yaşlarda.

- Ama yine de solculaşmıyorsunuz annenizden etkilenerek…

Benim aslında daha böyle temelden daha sol, sosyal demokrat bir siyasetin içerisinde gitmem beklenirdi. Ama öyle olmadı. Annemin en büyük hayali benim ODTÜ’de okumamdı, ilkokul 5. sınıftan itibaren bana hep onu işledi. O yüzden de onun arzusunu yerine getirebilmiş olmak benim için çok önemli. Hep duygulandırır bu beni.

“Özal’ın dengeli duruşuna çok saygı duyuyorum, küçüklükten beri siyasetine yakın hissettiğim hep ANAP oldu”

- Aynı yaşlardayız, dolayısıyla sizin politik görüşlerinizin de 90’ların başından itibaren şekillenmeye başladığını tahmin ediyorum. O dönemin Türkiye’sinde yolculuğunuzda etkilendiğiniz siyasi aktörler var mıydı?

Ben siyasete çok erken ilgi duymuş bir insanım. Onu da biraz çocuk yaşta esnaf dükkânında hayatımı geçirmiş olmaya bağlıyorum. Çünkü orası sadece ticaretin yapıldığı değil, aynı zamanda en dibine kadar siyasetin konuşulduğu bir yerdi. Gözümü açtığımda gördüğüm siyasetçi figürü rahmetli Özal'dır. Çok büyük saygı duyuyorum Özal'ın siyasetine, memlekete kattıklarına ve dengeli duruşuna. Özal'ın o dönemde yaptığı şeyin ne kadar büyük ve anlamlı olduğunun bugün daha iyi anlaşıldığını düşünüyorum. Bendeki ilginin muhafazakâr siyasete kaymasında ise yaşadığım şehir Konya’da 80'lerin sonundan 90'ların sonuna kadar dindarlara yapılan zulmü görmemin etkisi vardır. O dönemin, Türkiye siyasetinin bugünkü durumunu önemli ölçüde etkileyen temel faktör olduğunu da düşünüyorum. O gün erken yaşlarda hissettiğim “mazlumun yanında olma” duygusuyla bugün hissettiğim arasında zerrece fark görmüyorum.

- Sizi etkileyen siyasi figür olarak Turgut Özal’ın ismini veriyorsunuz. Muhafazakârlara o dönemde yapılan ayrımcılığa karşı tepkinizin sizi en başta muhafazakâr siyaset saflarına yönlendirdiğini de ekliyorsunuz. Necmettin Erbakan ya da Tayyip Erdoğan bu hikâyenin içinde hiç yok mu?

Onların da mücadelelerinden etkilendim tabii. Benim rahmetli Erbakan'dan ve muhafazakâr siyasetin diğer aktörlerinden etkilendiğim dönem onların birer “mazlum” olarak, “zulme uğrayan” olarak verdikleri mücadeleydi. Ve bu mücadeleyi siyasetin içerisinde kalarak ve o dönemki şartlarda demokrasiyi önceleyerek yapıyor olmalarıydı. O yönden etkilenmişim. Ama dünyaya bakış açımı, siyasetimi daha yakın hissettiğim yer o yıllarda hep ANAP oldu.

“Konya’da mazlumluğu Kürtlükle birleştirebileceğim bir ayrımcılık yaşamadım”

“Kürt meselesini anlama sürecim çok geçtir, ancak üniversite sonrasıdır”

- Biraz önce yetiştiğiniz aileyi anlatırken, “Konya Kürdü anne babanın çocuğu” olduğunuzu söylediniz. Çocuk yaşta siyasete ilgi duymanızı ve siyasete bakış açınızı etkileyen şeyin “zulme uğrayanların mücadelesi” olduğunu da eklediğiniz için şunu sormak isterim; Kürtlük sizin genç yaşlarınızdaki siyasi bilincinizin herhangi bir yerinde var mıydı? 90’larda Kürtlerin yoğun yaşadığı şehirlerde yaşayan gençler açısından mesela “zulme uğramanın” kriteri biraz daha başkaydı. Ama anlattıklarınızdan anladığım sizin “Kürt” kimliğiniz, “Anadolu Müslümanı” kimliğinizin gölgesinde kalmış.

Çok güzel bir soru bu. Benim Kürt meselesiyle haşır neşir olma, meseleyi anlama, tarihsel perspektifini öğrenme sürecim çok geç oldu. Çünkü Konya’da nispeten hâli vakti yerinde, çok Anadolulu bir evde, çok Anadolu insanlarının olduğu bir iş ortamında, çok Anadolu insanlarının olduğu bir okul ortamında ben kendi adıma hiçbir ayrıcalık hissetmedim. Ben Konya'yı bu açıdan da önemli bir örnek olarak görüyorum.

Kulu'da, Cihanbeyli'de, Yunak'ta, Akşehir'de ya da Kürtlerin daha yoğun yaşadığı mahalleler vardı mesela 80’lerin başında Konya’da. Konya memleketin o açıdan diğer illerinden biraz farklı bir yerdir ve ben o yaşlarımda Kürtlük, Türklük bunların karşılığı üzerinden hiçbir şey hatırlamıyorum. Ayrımcılık hatırlamıyorum. Başarılı bir talebeydim. Hâlimiz vaktimiz yerindeydi. Memleketin diğer kesimlerinde, taraflarında iktisadi olarak daha fazla zorluk çeken insanları daha ileriki yaşlarda, gençlik dönemlerinde anladığım kadar iyi anladığım bir dönem yaşamadım. O yüzden o bilinçle hareket ettiğim ve oradaki mazlumluğu orayla birleştirdiğim bir şey olmadı. Benim Kürt meselesini anlamam falan üniversite ve sonrası dönemde meseleyi daha fazla okumak, araştırmak, dinlemek üzerinden gelişti aslında.

“Hakkımda söylenenler beni üzen, performansımı düşüren ya da engelleyen şeyler değil”

- Sizin siyasi yolculuğunuza, Gelecek Partisi’nin kurucuları arasında Ahmet Davutoğlu ile birlikte başlamış olmanızın CHP ve sonrasında Yeni Parti içindeki bazı isimler açısından bir çeşit “şüphe” ya da “itiraz” kaynağı olduğu sır değil. Hatta bu “şüpheli” profilinize rağmen “Ekrem İmamoğlu’nun adamı” olduğunuz için Özgür Özel CHP’sinde kritik roller üstlenmeniz bazılarının tepkisini çekmişti. Bazı isimler bunu açıktan yaptı, yapıyor. Bu duruma alınıyor musunuz?

Bu beni çok üzen, yaptığım şeyi yapmamı engelleyen, performansımı düşüren bir şey değil. Çünkü ben bunun hep birlikte iyileşmemiz gereken bir konu olduğunu düşünüyorum.

- Hangi konuda iyileşmesi gerekiyor Türkiye’nin?

Geleneksel siyaset içinde ideolojilere karşı değilim. Elbette ideolojiler var, bir literatür var ve bunlar kadim geleneklerin sonucunda oluşmuş ideolojiler. Dünyanın ve Türkiye'nin bu konuda tecrübeleri var. Bunların hiçbirisiyle ilgili en ufak bir meselem yok. Ama ben Türkiye'deki siyaseti ideolojiye ve ideolojik kalıplara sıkışması yönüyle biraz eleştiriyorum. Bugün memleketin temel ve gerçek sorunlarının tamamını Kürt de Türk de Alevi de Sünni de ya da sağcı da solcu da dindar da seküler de hep birlikte yaşıyor. Yani memleketin Kürt’üne adaletsizlik yapılırken Türk'üne çok mu adaletli davranılıyor? Memleketin Sünni'sine refah sağlanırken sadece Alevi'si çok örseleniyor? Hayır. Bu memleketin temel ve kadim sorunlarıyla ilgili dertlerimizin aynı olduğunu düşünüyorum.

İdeolojiler var eyvallah ama bu ideolojik kalıplara sıkışmış ve birbirlerine karşı duvar örmeye alışmış o aklı ve mantığı bütün kalbimle reddediyorum. O nedenle bugün benim açımdan geleneksel, tarihsel ideolojik ayrımların önüne geçen daha temel bir ayrım var. Otokrat mısın, demokrat mısın? Ayrım bu sorunun cevabında bugün. Konya’da geçirdiğim çocukluk hayatımda, ODTÜ'de yaşadığım üniversite hayatımda, daha sonra AK Parti’nin kurulduğu ilk dönemlerde de Gelecek Partisini kurarken haksızlık, hukuksuzluk, yoksulluk, yolsuzluk meselelerine nasıl bakıyorduysam, bugün sosyal demokrat bir partide siyaset yaparken de aynı şekilde bakıyorum. O nedenle kendimle, kendi duygularımla, düşüncelerimle bir çelişki görmüyorum. Dolayısıyla da birileri tarafından bunun böyle düşünülüyor olması beni engelleyen bir şey değil. Tam tersine, memleketteki siyasetin daha kapsayıcı hâle gelmesine neden çok ihtiyacımız olduğunu hatırlatan bir durum. Bu beni yormuyor, üzmüyor. Tam tersine daha fazla hırslandırıyor ve heyecanlandırıyor. “Ben insanlara nasıl bu kalıpların dışında bir siyasetin mümkün olduğunu anlatabilirim?” sorusu beni daha da kamçılıyor.

“2023’te Altılı Masa’nın aday seçiminde büyük bir hata vardı”

“O günlerde kamuoyu önünde bunu söylememiz ortaklığın ahlakı gereği doğru değildi”

- Size yönelik bu eleştirilerin kökeninde belki biraz da Altılı Masa deneyiminin başarısızlığı vardır, hiç bu açıdan düşündünüz mü? Zira Altılı Masa’da tarihi bir seçime birlikte giden liderler sonrasında birbirlerine yönelik çok ağır ithamlarda bulundular. Keza, CHP seçmenleri kendi oy verdikleri listelerden Meclis’e giren DEVA, Gelecek ya da İYİ Partililerin AKP’ye katılması üzerine derin bir hayal kırıklığı yaşıyorlar. Ve onlarda adeta “ihanete uğramış” kişilerin verdiği tepkiselliği izliyoruz. Serkan Özcan olarak bu duygusal atmosferden nasibinizi aldığınızı düşünüyor musunuz?

Her şeyden önce kendimle ilgili eleştirilerin bu kadar yoğun ve büyük olduğunu düşünmüyorum. Ama Altılı Masa deneyimine ilişkin ben çok basit bir şey söyleyeyim. Ben hâlâ Türk siyaseti açısından son derece önemli bir deneyim olduğunu düşünüyorum. Gerçekleştirilememiş, başarılamamış olması nedeniyle bugün geldiğimiz noktada eleştirmek elbette mümkün ve benim de çok sayıda eleştirim var Altılı Masa'nın kurgusuyla ilgili olarak. O dönemde bunları kamuoyuna çok açıkça söylemedim ama o eleştirileri içeride fazlasıyla getirdim. Bunun şahitleri de var. Ama yine de Türkiye'de insanların az önce bahsettiğim kendi ideolojik kalıplarından çıkarak bir birliktelik kurma inisiyatifini göstermiş olmalarını hâlâ çok önemsiyorum. Bence toplumun farklı kesimlerinin birbirlerini tanımaları açısından son derece kuvvetli ve etkili bir süreç oldu.

Ben o dönemde hükümet programı çalışmalarının ekonomi bacağına yönelik hazırlıkların içindeydim. O dönemde bir gün bir televizyon programına çıkmıştım, Şirin Payzın sunuyordu. Hükümet programıyla ilgili bir soru üzerine, “Bu program benim istediğim gibi değil. Ama bütün gücü de benim istediğim gibi olmamasından kaynaklanıyor” demiştim. Altılı Masa, herkesin istediğini programına koyabildiği için değil temel meseleler konusunda üzerinde uzlaşılmış metin ortaya çıkartabildiği için kıymetliydi. Eğer tamamıyla benim istediğim gibi bir şey çıksaydı oradan, bu kadar değerli olmazdı. O gün de bunu söylemiştim, bugün de aynı şeyi söylüyorum. Başarılı olunsaydı, memleketin 2023 sonrasında yaşadığı birçok travmayı yaşamayacağını hepimiz biliyoruz. Ama şuna katılıyorum; orada aday seçiminde büyük bir hata vardır.

- O gün sizlerin çıkıp bunu kamuoyu önünde söylememiş olmanız nedeniyle belki de Kemal Kılıçdaroğlu üzerinde ısrarcı olabildi liderleriniz.

Bunu o günlerde kamuoyu önünde söylememiz ortaklığın ahlakı gereği doğru değildi. Ama içeride bu tartışmalar yapılırken kanaatimizin ne olduğunu herkes iyi biliyor.

Altılı Masa

“Liderlerin duygularını bilemem ama masadaki bütün partilerden pek çok insanda Kılıçdaroğlu’nun kazanmasının zor olduğu kanaati vardı”

- O hâlde o dönem siz Gelecek Partisi içinde Ahmet Davutoğlu ile Kılıçdaroğlu’nun adaylığına itiraz edenler arasındaydınız. Fakat Davutoğlu’nun böyle bir duruşu olduğunu bilmiyoruz. Bildiğimiz kadarıyla o dönemde Kılıçdaroğlu’nun adaylığına Meral Akşener dışında mesafeli duran bir lider yoktu. Yanlış mı?

Liderleri bilemem. Liderlerin duygularını onlara sormak lazım. Ama benim bütün partilerde çok yakın hukukum olan insanlar vardı o dönem. Herkesin ortak kanaati Kılıçdaroğlu’yla bu seçimin kazanılmasının çok zor olduğuydu. Bu yüzden de çok sayıda insan aslında Kılıçdaroğlu'nu doğru bir aday olarak görmedi.

“Yine de Altılı Masa ideolojileri kalıplara sıkıştıran ve aralarına duvar ören siyaseti ilk yıkma girişimidir”

- Ama günün sonunda sizin partinizin Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu çok hızlı bir şekilde Kılıçdaroğlu'nu onayladı.

Evet ama bu röportajı bence buna çekmeyelim. Bence onu çoktan aştık ama ben bugün durduğum yerde çok rahatlıkla söyleyebilirim ki Altılı Masa’daki partilere mensup çok sayıda siyasetçi Kılıçdaroğlu ile seçimin kazanılmasının zor olduğunu biliyordu. Kılıçdaroğlu da bence bu duyguyu çok iyi anladığı için o liderlerle farklı bir ilişki kurdu. Ve o ilişki sonucunda da aday oldu. Zaten ben Ümit Özdağ'la yaptığı gizli mutabakat ortaya çıktığında açık açık kamuoyuna “İyi ki kazanamamışız” dedim. “Bunu yapan adamla ülke nasıl yönetilecekti?” sorusunu açık açık kamuoyu önünde sordum. Kendimi tutamayıp söyledim bunları çünkü artık seçim geçmişti. Ama yine söylüyorum bunların hiçbirisi, Altılı Masa’nın memleketin farklı ideolojilerini temsil eden insanları aynı masada buluşturması ve onların ortaya ortak bir hükümet programı çıkartabilmiş olmasının değerini azaltmıyor.

Biraz önce anlatmaya çalıştım; ideoloji elbette vardır ve olmalıdır. İdeolojisi savruk bir siyaset, doğru bir siyaset değildir. Ama Altılı Masa, ideolojileri kalıplara sıkıştıran ve aralarına duvar ören siyaseti ilk yıkma girişimidir.

Bir de biraz önce Cumhuriyet Halk Partili........

© T24