menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Eski AİHM yargıcı Rıza Türmen: T24’ü tümüyle engelleyen mahkeme, 'hukuka uygun’ ve ‘hukuka aykırı’ içerik farkını da yok sayıyor; dosya AİHM'e giderse 'ihlal' kararı verileceğinden en ufak bir kuşku yok!

52 0
07.10.2026

Bir gazetecinin yazdığı bir haberin ya da yazının, yaptığı bir söyleşinin yıllar sonra karşısına nasıl çıkacağını öngörmesi mümkün değil. Ama itiraf edeyim, 2023 yazında Prof. Dr. Fuat Keyman’la yaptığım söyleşinin üç yıl sonra çalıştığım haber sitesinin tamamının erişime kapatılmasına gerekçe gösterilen 118 içerikten biri olarak karşıma çıkabileceğini hiç düşünmemiştim. Fuat Hoca artık hayatta değil. Onu 2024’te kaybettik.

Fuat Hoca’nın Adalet Kalkınma Partisi’nin iktidara gelmesinden sonra epey uzun bir dönem hükümetin özellikle dış politika tercihlerini onaylayan/destekleyen bir pozisyon tuttuğu malum. Hatta memleketteki en makbul akademisyenlerden biri olarak gördükleri için AKP hükümeti, 2013’teki çözüm sürecinde kurulan Akil İnsanlar Heyeti’ne Keyman’ı da seçmişti. Benim kendisiyle söyleştiğim 2023 seçimleri sonrasında Keyman, Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi ve İstanbul Politikalar Merkezi Direktörü sıfatlarını taşıyordu. Başta AKP iktidarını büyük bir iyimserlikle izleyen pek çok liberal gibi o da artık otoriterleşme sürecinden son derece endişeli bir ruh halindeydi. Nitekim bu görüşlerini açık biçimde dile getirdi. 

“Böyle giderse ‘Türkiye Yüzyılı’ Cumhuriyet’in devamı olmayabilir” başlığıyla 19 Haziran 2023’te yayımladığımız söyleşi net bir gazetecilik metniydi. 

Dünyada LGBTİ karşıtlığının neden ve nasıl bazı otoriter liderlerin siyasi araçlarından biri haline geldiğini bir siyaset bilimciye sordum. O da bir akademisyen olarak izlenimlerini anlattı. Birlikte Hindistan’dan Türkiye’ye, Türkiye’den ABD’ye uzanan “popülist otoriterler” çağının siyasi kodlarını deşifre etmeye çalıştık. 

Ve üç küsur yıl sonra İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği o söyleşiyi “Türk aile yapısını zayıflatmaya” ve gençlerin “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği gelişimlerini olumsuz etkilemeye” yönelik içeriklerden biri saydı.

Bir gazetecinin bir akademisyene dünyada yaşanan siyasi bir olgu üzerinden sorular yöneltmesi ve yanıtlarını hiç sansürlemeden yazıya dökmesi bir ‘kamu düzenini bozma’ meselesi çerçevelenebilmişti!

118 içeriğin hepsini tek tek inceleme fırsatı bulsaydınız, en az benimkisi kadar hayrete düşürecek çok yazıya denk gelirdiniz. Nitekim artık bu içeriklerin hiçbirine Türkiye sınırları içinde ulaşamayacaksınız, T24’e erişim engeli kalksa bile. 

Kendi adıma beni kendi yazımın o listede olmasından daha çok sarsan, yıllarca Türkiye’yi AİHM’de temsil eden Emekli Yargıç Rıza Türmen’in iki yazısının da ‘hukuka aykırı’ içerik olarak değerlendirilmiş olabilmesiydi. Brüksel yıllarımdan beri bir hukukum olan Rıza Bey ile hızlı bir şekilde aynı şehirde olmayı başaramadığımız için bu söyleşiyi video konferans yöntemiyle yaptık. Türmen’den ikimizi ‘sakıncalı yazı’ ortaklığında buluşturan mahkeme kararının anatomisini çıkartmasını istedim. 

Rıza Türmen’le T24’ten başladık ama konuştuğumuz şeyin T24’ten çok daha büyük bir mevzu olduğunu zaten hepiniz biliyorsunuz. Haftalardır sadece haber veren mecralara erişim engeli getirilmesiyle sınırlı kalınmadığını, pek çok bireysel kullanıcının sosyal medya hesaplarına da engel getirildiğini izliyoruz. Bütün bunların toplumun genelinde kuvvetli bir “caydırıcı etki” yaratma motivasyonuyla yapıldığını düşünmek için çok sebebimiz var maalesef. 

Her şeye rağmen biz T24’te bildiğimiz işi yapmaya devam ediyoruz. İşimizin başındayız! İşimizi şu bilinçle yapmaya devam etmekte de ısrarlıyız; gazeteciliğin temel işlevlerinden biri olanı olduğu gibi aktarmak ise bir diğeri de toplumu ilgilendiren hayati meseleleri her boyutuyla tartışmaya açmaktır. Bunu yaparken korkmaya başlarsak, sansürün mahkeme kararından önce başladığı başka bir yere geçeriz. Türkiye sansürün katıksız biçimde kurumsallaştığı o ülkelerden biri olmayı hak etmiyor.

"Engelleme kararına gerekçe gösterilen içerikler arasında kendi yazılarımı görünce çok şaşırdım"

-Sizin de yazarlarından biri olduğunuz T24 haber sitesi, Türkiye’de sanırım hiç görmediğimiz bir kararla bir anda İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından “LGBTİ propagandası yapma” gibi jenerik bir suçlamayla karartıldı. Hem de hiçbir uyarı olmadan. Hem de karara gerekçe gösterilen 118 içerik, yasa gereği derhal T24 tarafından erişime kapatılmış olmasına rağmen…Detaylarını soracağım ama işin sizin açınızdan kişisel boyutundan başlayalım. Kapatmaya gerekçe gösterilen 118 içerikten ikisi sizin yazılarınız. Bir tanesi “Aynı cinsiyet evlilikleri” başlığını, diğeri “Nefret söylemi” başlığını taşıyor. Yıllarca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye adına yargıçlık yapan bir hukukçu olarak, kendi yazılarınızı böyle bir mahkeme kararının delilleri arasında gördüğünüzde ne düşündünüz?

Çok garipsedim, çok şaşırdım doğrusunu isterseniz. “Nefret söylemi” yazısı, o sıralarda Diyanet İşleri Başkanı’nın LGBTİ bireylere yönelik sözleri üzerine yazılmış bir yazıydı. Çünkü Diyanet İşleri Başkanı diyordu ki, “Bu LGBTİ bireyler hastalık yayarlar, buna karşı mücadele edelim.” O yazım, Diyanet İşleri Başkanı’nın bu sözlerinin bir nefret söylemi olup olmadığını tartışıyor. “Aynı cinsiyet evlilikleri” yazısının ise Türkiye’yle hiç ilgisi yok. Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin aynı cinsiyet evlilikleriyle ilgili bir kararı üzerine bir yazı. Bunlar nasıl Türk aile yapısını zayıflatıyor, onu çok merak ediyorum doğrusu. 

118 içerik arasında böyle başka yazılar da var belki de. Ama burada birinci derecede önemli olan şey şu; bir kere en azından benimkilerin hiçbiri mahkeme kararında söylendiği gibi bir yıl içinde yazılmış yazılar değil. Biri 2020 yılında yazılmış, yani altı yıl önce; öbürü daha da önce yazılmış. Bir de tabii bunlar hakikaten “hukuka aykırı içerikler” idiyse, sadece bu yazıların erişimi engellenebilirdi. Bugüne kadar yapılan ve zaten yapılması gereken şey budur. 

Rıza Türmen

Mahkeme “hukuka uygun” ile “hukuka aykırı” içerik arasındaki farkı da yok saymış oluyor

-Mahkemenin kararında “Türk aile yapısını zayıflatma” ve “gençlerin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği gelişimlerini olumsuz etkileme” iddiası var. Bunlar Türk yasaları içinde tanımlanmış suçlar mı? Yani 118 içeriğin hepsi, bu iki kavram altına konularak yasak gerekçesi haline getirilebilir mi?

5651 sayılı İnternet Yasası nelerin yasaklanabileceğini açıkça yazıyor. Bu liste içinde “aile yapısını zayıflatmak” gibi bir şey yok. Mahkeme bu kavramları “kamu düzenini bozma” meselesine bağlıyor.  

-Peki mahkeme, kamu düzeninin nasıl bozulduğunu kanıtlama ve “aile yapısını zayıflatma” iddiası ile “kamu düzenini bozma” iddiası arasındaki somut illiyet bağını göstermek zorunda değil mi? 

Tabii ki mahkeme illiyet bağını göstermek zorunda. Hem de mahkeme madem teker teker yazıları bulmuş, neden bu yazılara tek tek erişim engelleme kararı alınmıyor da bütün bir site kapatılıyor? Bütün T24 neden kapatılıyor? Bu adımla “hukuka uygun” içeriklerin tamamı birden engelleniyor. Yani mahkeme “hukuka uygun” ve “hukuka aykırı” içerik arasındaki farkı da yok saymış oluyor. 

"T24, 118 içerikten ibaret değil. Halkın haber alma hakkı engelleniyor"

-Zaten aslında mahkeme etraflı bir çalışma yapsa T24’te yayımlanan içeriklerin sayısal olarak çok büyük bir bölümünün güncel olanı biteni duyuran haberler olduğunu rahatlıkla görebilirdi. En çok haberi yapılan kişi belki de Cumhurbaşkanı Erdoğan çıkabilir. Yani aslında T24 toptan kapatıldığı için örneğin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın haberleri de doğal olarak sansüre uğramıyor mu? 

Elbette. Sadece bu 118 içerikten ibaret değil ki T24. Her gün yüzlerce haber veren bir site. Şimdi onlar da engellenmiş oldu. Yani özetle halkın haber alma hakkı engelleniyor. Bunu yapmaya kimin, ne hakkı var? 

Bir de tabii 5651 sayılı İnternet Yasası’na baktığınız zaman, ilke olarak hangi yazının hangi kısmı hukuka aykırıysa ona engelleme kararı verileceğini söylüyor. Bunun iki istisnası var. Birincisi genel bir engelleme yolunun açılması için ihlale ilişkin içeriğe erişimin engellenememesi durumunun olması lazım. İkincisi de içeriğe erişimin engellenmesi yoluyla ihlalin önlenememesi durumu. Yani içeriğe erişimi engelleseniz bile ihlali önleyemiyorsanız. T24 ile ilgili durumda iki istisna da geçersiz. T24 zaten 118 içeriği, kendisine yapılan tebligat üzerine “pasif” duruma getirmiş hemen. Yani bu yazılar yasanın ihlali ise o zaten engellenmiş durumda. Çünkü mahkeme 118 URL’yi belirlemiş, T24 de karar kendilerine ibraz edildiğinde o içerikleri “pasif” hale getirmiş. 

"Mahkeme kamu düzeninin bozulduğuna ilişkin illiyet bağını kanıtlarıyla kurmak zorunda"

-Tabii bu işin “ihlal” boyutunu konuşurken, 118 URL’nin içeriklerinin yasaya ya da ahlaka aykırı iddiasını onaylıyor olmadığımızı not etmek lazım. Bu yazıların “ifade özgürlüğü” boyutu zaten apayrı bir tartışma konusu. Çünkü mahkeme aslında “Ben bu içeriklerin hepsini Türk aile yapısını zayıflatmak olarak ve kamu düzenini bozmak olarak gördüm” gibi çok ileri bir yorum yapmıyor mu aslında? 

Yapıyor ve eğer yapıyorsa da neden kamu düzeninin bozulduğuna ilişkin illiyet bağını kanıtlarıyla kurmak zorunda. Biz hepimiz mahkemenin bu yorumunun aynısını yapmak zorunda değiliz. 

"Karar değişikliğinin gerekçesi de yok"

-Siz mahkemenin T24’ü kapatma kararını incelediniz. İlliyet bağı yok, normalde olması gereken başka ne yok?  

Kararın gerekçesi de yok. Dört-beş gün önce kapatma talebi gelmiş ve Sulh Ceza Hâkimliği bunu reddetmiş. Savcının itirazı üzerine o ret kararını geri alıyor ve erişim engeli kararı veriyor. Karar değişikliğinin de gerekçesi yok. Dört-beş gün arayla neden mahkeme kararını değiştirdi? Bunun da anlatması lazım.

"Bir siteye erişimin toptan engellenmesi aşırı bir tedbirdir ve ifade özgürlüğünün açık ihlalidir"

-Sizin de hatırlattığınız gibi mahkeme kararına gerekçe gösterilen 118 içeriği -basın ve ifade özgürlüğü kapsamında itiraz yolunu kullanmak üzere- T24’ün kaldırmış olması da mahkeme tarafından dikkate alınmıyor. Türkiye’deki bütün yayın kuruluşları uzun süredir bu tür kararlarla karşı karşıya ve mahkeme karar iletince o URL’leri “erişilemez” hale getirmek zorunda kalıyor zaten. T24 de yine aynı şeyi yapmış ama buna rağmen tüm siteye hâlâ erişim engeli sürüyor. O halde “Acaba başka bir sebeple mi T24’ü kapatıyorlar?” diye bir soru meşru hale gelmiyor mu? 

İster istemez bu soru çıkıyor. Bunu ben söylemiyorum ama ister istemez o soru çıkıyor. Gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına gerek Anayasa Mahkemesi kararlarına baktığınız zaman, olması gereken tedbirler çok açık. Bütün bu kararlarda söylenen, siteye erişimin toptan engellenmesinin aşırı bir tedbir olduğu ve ifade özgürlüğünün ihlali olduğudur. Çünkü bu durumda hukuka uygun olan içerikler de engelleniyor.

Mesela Flavus ve diğerleri/Rusya kararı var, Bulgakov/Rusya kararı var, Türkiye ile ilgili Ahmet Yıldırım/Türkiye kararı var, Cengiz/Türkiye kararı var. Bütün bunlarda söylenen şey budur: bütün internet sitesini engellemek aslında ifade özgürlüğünün açık ihlalidir. Ahmet Yıldırım kararında başka şeyler de söyleniyor. “5651 sayılı yasa güvence vermiyor. Yeteri kadar açık değil, yeteri kadar öngörülebilir değil ve bu toptan engellemeleri önlemek konusunda yeteri kadar güvence yok. Çünkü [ilgili idarenin] çok geniş bir takdir yetkisi var. Bu yasa, ihlalleri önleyecek yeterli güvenceye sahip değildir” deniyor.  

"Yapılanın hukuk jargonundaki karşılığı savunma hakkının ihlalidir"

-Olası AİHM boyutunu konuşacağız ama oraya geçmeden önce karardaki “118 içerik son bir yılda yayınlanmış” iddiasına dönmek istiyorum. Yazıların basın ve ifade özgürlükleri kapsamına giren içerikler olması bir yana, 118 içeriğin son 1 yılda yayımlandığı doğru bilgi de değil. Zira 118 içeriğin sadece 21’i son bir yılda yayınlanmış. T24’e “Bir yılda 118 içerik” iddiasına karşı “Hayır, bunların sadece 21’i son bir yıldan” deme fırsatı dahi verilmemiş durumda. Bunun hukuk jargonundaki karşılığı nedir? 

Bu savunma hakkının ihlalidir, yani adil yargılanma hakkının ihlalidir. Savunma alınmıyor. Silahların eşitliği gözetilmiyor. Savcı böyle bir şey söylüyor, ona karşı itiraz edemiyorsunuz. Bu ayrı ve çok önemli bir problem tabii. Yani burada ifade özgürlüğü ihlali yanında bir de adil yargılanma hakkının ihlali söz konusu. E buradan da “Türkiye hukuk devleti midir, değil midir?” sorusuna geliyoruz. Tabii zor bir soru bu. 

"Adil yargılanmanın güvencelerine saygı gösterilmiyorsa hukuk devletinden bahsetmek güç"

-Peki sizce Türkiye bugün bir “hukuk devleti” mi? Bunca yıllık evrensel hukuk deneyiminizle 2026 Türkiye’si için ne dersiniz? 

Bir kere, hukuk devletinde bir yargı bağımsız olur. Hukuk devletinde yargılama adil olur ve adil yargılanmanın güvenceleri uygulanır. Bağımsız değilse zaten yargılama adil olamaz. AİHM de bunu söyler. Onun için iş buradan başlıyor. Hukuk devletinde mahkeme kararları uygulanır.........

© T24