menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dilek İmamoğlu: Aile olarak ağır bedeller ödüyoruz ama doğru olduğuna inandığınız bir yolda yürüyen bir insan için “Keşke mücadele etmeseydi” diyemiyorsunuz

21 0
14.05.2026

Cezaevleri siyasetin hep parçası olageldi Türkiye’de. Darbe dönemleri ve son yıllar bunun zirve yaptığı dönemler oldu. Kürt partilerinin başına gelenler de ortada. Eski eş başkanları hâlâ cezaevinde. 10 yıl olacak kasım ayında…

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Siirt'te okuduğu şiir gerekçe gösterilerek Pınarhisar Cezaevi’nde dört ay yatırılması da siyasetin bir parçasıydı. Erdoğan Türkiye'sinde hapsedilen siyasetçilerin cezaevi bilançosu ise dört aylık süreyi onlarca kez katlıyor. Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına rağmen yıllardır cezaevinde tutulan insanlar, yeni Türkiye'nin hukuk düzenini özetliyor.

Evet, yargının eli hep siyasetin üzerinde -tersinden de okuyabilirsiniz- oldu. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi’nin 19 Mart 2025 tarihinden itibaren maruz bırakıldığı yargı süreci, duruşma salonlarında yapılan savunmaların da teşhir ettiği üzere, siyasete yargı eliyle müdahalenin yeni ve yoğun sürümü sayılabilir Türkiye için.

Sadece seçimleri değil, muhalefetin siyaset alanını da etkileyen bu davanın büyük resimde yaratacağı sonuçlar kadar insanların ve ailelerin hayatlarındaki etkilerini de yazmaya çalışıyorum. Zira artık "Silivri aileleri" diye büyüyen bir gerçek var ve sürecin pek de görülmeyen, gösterilmeyen tarafı burası.

Dilek İmamoğlu; eşi, oğlu, kayınbiraderi, iki kardeşi ve yeğeni ile İBB davasının bir tarafı… O da hayatı değişenlerden. Onunla da konuşmak istedim yüz yüze. Yazılı olarak yapılmasını tercih ettiği söyleşide yönelttiğim sorular ile İmamoğlu'nun yanıtlarını paylaşıyorum.

Hayatınızda artık ‘açık görüş’, ‘kapalı görüş’, duruşma takibi gibi bir rutin var. Sizin için 19 Mart’tan bu yana ne değişti. Zira Cumartesi Annelerini biliyordu Türkiye. Şimdi de Aile Dayanışma Ağı ile Silivri Aileleri ile tanıştı. Ve bu ailelerin öyküsü çok bilinmiyor, duyulmuyor. İçeridekiler kadar dışarıdakilerin hayatlarının nasıl etkilendiğini de konuşmak önemli diye düşünüyorum.

19 Mart’tan bu yana rutinlerimiz tamamen değişti. Artık benim ve çocuklarımın günlük düzeni cezaevi görüş saatlerine, duruşma günlerine ve telefon görüşlerine göre şekilleniyor. Hatta hayatımızın dili bile değişti. Eskiden hiç kullanmadığımız kelimeler günlük hayatımızın parçası oldu: açık görüş, kapalı görüş, duruşma günü, telefon hakkı… İnsan bir süre sonra hayatını görüş saatlerine göre planlamaya başlıyor. Günler ve haftalar, normal bir takvim gibi değil de bir sonraki görüşe kalan süre gibi akıyor.

Türkiye uzun yıllar Cumartesi Annelerini tanıdı; şimdi de başka bir bekleyişin, başka bir dayanışmanın içinden geçen aileler var. Silivri yollarında birbirine tutunmaya çalışan, aynı belirsizliği ve aynı özlemi yaşayan aileler…

Bence dışarıda kalanların yaşadığı şey çoğu zaman görünmüyor. Oysa içeride bir kişi tutulurken, dışarıda da hayat birçok insan için askıya alınıyor. Çünkü biz sadece özlemle baş etmiyoruz; aynı zamanda çocukların düzenini korumaya, dışarıdaki hayatı ayakta tutmaya ve bütün bu sürecin yükünü ayakta kalarak taşımaya çalışıyoruz.

Hayatınız nasıl değişti sorusunu şu bağlamda da soruyorum. Siz kadın hakları, engelli hakları ve çocuk eğitimi alanlarındaki sosyal sorumluluk projelerinde yer alıyordunuz. Bu gözaltı ve dava süreciyle birlikte bu çalışmalarınıza devam edebiliyor musunuz?

Şimdi elbette hayatımın ağırlık merkezi değişti. Zamanımın ve enerjimin büyük bir kısmı bu dava sürecini yönetmeye gidiyor. Daha önce başkalarına destek olmaya çalışırken, bugün kendimi bu hukuksuzluğun doğrudan içinde buldum. Bu da benim için daha büyük bir sorumluluk ve daha ağır bir mücadele anlamına geliyor.

Sosyal sorumluluk projeleri benim için hiçbir zaman sadece bir uğraş olmadı; hep hayatımın önemli bir parçasıydı. Bugün de meseleye çok daha yakın bir pencereden bakıyorum. Çünkü içeride bir kişi tutulurken, dışarıda da koca bir ailenin hayatı askıya alınıyor. Bazen dışarıda kalanların taşıdığı yük de en az içerideki kadar ağır oluyor. Belki de bu yüzden Aile Dayanışma Ağı bizim için yalnızca bir dayanışma zemini değil, aynı zamanda birbirimize nefes olabildiğimiz bir alan haline geldi.

Bu süreç kadınların güçlü duruşuna, çocukların hayatlarının korunmasına ve adalete erişim meselesine dair hassasiyetimi daha da artırdı. Yaşadığımız bu travma hali beni hayattan koparmıyor; aksine başkalarının acısını daha iyi anlamama ve daha kararlı bir şekilde ses çıkarmama neden oluyor.

Silivri’deki duruşmalar sizin için nasıl bir anlama kavuştu. Ailelerle ilişkiler, sabahları yakınların tutuklularla ‘günaydın’ diyalogları, yer yer gerginlikler… Ekrem İmamoğlu salona en son giren, salondan en son çıkan kişi oluyor.  Salonda siz de bir tarihe tanıklık ediyorsunuz. Tanıklığınız olan o salon için neler söylersiniz? Yıllar sonra o salonu nasıl hatırlayacaksınız?

Her sabah evden çıkıp Silivri’ye giderken içimden “Biz ne yaşıyoruz?” diye geçiriyorum. Bu duruma alışamadım. Ama salona gelip aileleri gördüğümde, oradaki dayanışma duygusu insana yeniden güç veriyor. Sabah koridorda birbirine sarılan insanlar, uzaktan da olsa sevdiklerine “günaydın” diyebilmenin yollarını arayan aileler… Bunlar insanın hafızasına kazınıyor.

Mahkeme salonu çok büyük olduğu için bazen uzaktan yüz seçmek bile zor oluyor. Bu........

© T24