menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

The Devil Wears Prada 2: Gazetecilik öldü, cenazeye ne giyelim?

12 0
saturday

The Devil Wears Prada bundan 20 yıl önce gösterime girdiğinde bambaşka bir dünyada yaşıyorduk. İlk İPhone’un çıkmasına daha altı ay vardı, Instagram ve TikTok vitamin bile değildi ve Netflix henüz dijital yayına geçmemişti. Yazılı medyanın hâlâ satın alındığı, dergilerin modayı yönlendirebildiği bir evrendeydik. O evrenin en tepesinde de Vogue’un genel yayın yönetmeni Anna Wintour oturuyordu. Ve Wintour, eski asistanının yazdığı romandan uyarlanan, kendisinin şeytanın ta kendisi olduğu bu filmden nefret ediyordu. Öyle ki Wintour’un korkusundan tek bir modacı bile filme kıyafet vermek istememiş, mekanlar çekim için kapılarını açmamış, ünlüler misafir rolleri geri çevirmişti.

Bugün geldiğimiz noktada basılı dergiler sadece sembolik olarak var. Sosyal medya neredeyse tüm moda ve eğlence endüstrisini yönetiyor ve sinemada film izlemek müzeye gitmekle eşdeğer. Aynı kalan sanırım tek bir şey var: Anna Wintour hâlâ Vogue’u (hatta fazlasını) yönetiyor. Bir farkla: Bugünün Anna’sı, The Devil Wears Prada’nın tam içinde, promosyonunun kalbinde oturuyor. Karakterin daha ılımlı yazılıp yazılmadığını öğrenmek için filmde kendisini canlandıran Meryl Streep’e bir telefon ediyor, çekimler sırasında dekora tatlı müdahaleler yapıyor ve Vogue’un kapağında Streep ile beraber arz-ı-endam ediyor.

Wintour ‘un bükemeyip öptüğü bilek The Devil Wears Prada 2, bu öpücüğü sonuna kadar hak eden bir film.  Her yerinden tasarım ve haute couture fışkırıyor. Filmde Vogue da, Wintour da çok daha iyicil ve zamana uyum sağlamış olarak portreleniyor ve sanırım her bir kareye on ünlü isim düşüyor. Filmin sonundaki jenerikte Marc Jacobs’dan Tina Brown’a kendisini oynayan isimlerin sıralanması dakikalar sürüyor.

Bu görkeme rağmen birçok şey aynı kalmış The Devil Wears........

© T24