Mesele büyük hayaller kurmak mı, sıradan hayalleri mümkün kılmak mı?
Toplumun bugünkü meramını, dertlerini, tercihlerini anlamaya çalışırken çoğunlukla ekonomik göstergelere, kültürel kimliklerine, siyasi tercihlerine bakıyoruz. Elbette bunların her biri önemli ama bazen başka sorular da sormak gerekiyor.
İnsanlar nasıl bir hayat istiyorlar? İyi hayatı nasıl tarif ediyorlar? Hayallerini gerçekleştirebileceklerine inanıyorlar mı? Daha önemlisi, istedikleri hayatın kendi çabalarıyla mümkün olabileceğini düşünüyorlar mı?
Vasata rıza makul hale geliyor
Veri Enstitüsü’nün eylül ayı Veri Pusulası araştırmasında insanların hayat memnuniyetlerini, gelecek kaygılarını, umutlarını ve hayallerini anlamaya çalıştık.
Ortaya çıkan tablo ekonomik sıkışmanın ötesinde bir toplumsal meseleye işaret ediyor.
İnsanların elbette küçük veya büyük hayalleri var. Ama hayallerini gerçekleştirebileceklerine ilişkin inançları zayıflıyor. Bir süre sonra ulaşamayacaklarını düşündükleri şeyleri istemekten de vazgeçmeye, hayallerini küçültmeye başlıyorlar.
Yalnızca ekonomik imkânlar değil, mümkün olduğuna inanılan hayat giderek daralıyor. Bir bakıma vasata rıza makul hale geliyor.
İyi hayat dediğimiz şey ne?
İnsanların ideal bir hayat için önemli gördükleri unsurlar arasında, zihinsel sağlık ve rahat bir emeklilik yüzde 91, düzenli gelir ve fiziksel sağlık yüzde 90, güven içinde yaşamak yüzde 89 oranında önemli bulunuyor.
Kendi hayatı üzerinde söz sahibi olmak yüzde 88, kendine zaman ayırabilmek yüzde 86, güçlü aile ve yakın ilişkiler yüzde 83, ev sahibi olmak yüzde 82.
Buna karşılık otomobil sahibi olmak yüzde 69, kariyerde yükselmek yüzde 64, kendi işini kurmak yüzde 62 düzeyinde.
Toplumun iyi hayat tanımının merkezinde olağanüstü başarılar, büyük servetler veya gösterişli tüketim bulunmuyor.
İnsanların aradığı şey daha temel: Sağlık, düzenli gelir, güvenlik, huzurlu bir emeklilik, bir ev, sevdikleriyle yaşayabileceği bir hayat, kendine ayırabileceği biraz zaman.
Fakat araştırmanın asıl çarpıcı yanı bunların ne kadar önemli bulunduğu değil ne kadar mümkün görüldüğü.
Rahat bir emekliliği yüzde 91 önemli bulurken kendi hayatında mümkün görenlerin oranı yüzde 43. Ev sahibi olmak yüzde 82 için önemli, mümkün görenler yüzde 40. Düzenli gelir yüzde 90 için önemli, mümkün görenler yaklaşık yüzde 50. Zihinsel ve fiziksel sağlıkta da önem ile mümkünlük arasında kırk puanı aşan farklar var.
Demek ki insanların iyi hayat için önemli gördükleri şeylerle kendi hayatlarında gerçekleşebilir buldukları şeyler arasında büyük bir mesafe var.
Üstelik bunlar olağanüstü talepler değil. Ev sahibi olmak, sağlıklı yaşamak, düzenli gelir elde etmek, huzurlu biçimde emekli olabilmek normal hayatın koşulları olmalı.
Bir toplumda normal hayatın koşulları hayale dönüşüyorsa, asıl mesele normal hayatın erişilmesi güç bir hedef haline gelmiş olmasıdır artık.
İnsan hayallerinden nasıl vazgeçer?
İnsanlara hayallerini açık uçlu olarak da sorduk. Katılımcıların yüzde 65’i somut bir hayal tarif etti. Bu hayallerin ilk sırasında ev sahibi olmak var. Ardından huzur ve mutluluk, sağlık, maddi güvence geliyor.
“İyi hayat” tanımıyla hayallerin içeriği birbirini tamamlıyor. Ev sahibi olmak yalnızca servete ulaşmak, mülk edinmek değil; başının üzerinde kendisine ait bir çatı olduğunu bilmek, yaşadığı yerde kalabilmek, hayatına düzen verebilmek anlamına geliyor.
Düzenli gelir yalnızca daha çok para kazanmak değil; önümüzdeki ayı hesaplayabilmek, borcunu planlayabilmek, geleceğe ilişkin karar alabilmektir.
Rahat emeklilik ise yaşlılıkta başkalarına muhtaç veya bağımlı olmadan yaşayabileceğine inanabilmektir.
Dolayısıyla bu hayallerin her biri, görünen maddi karşılığının ötesinde bir güvence arayışını da içeriyor.
Fakat araştırmanın beni en fazla düşündüren bulgusu başka.
İnsanların yüzde 28’i eskisi kadar hayal kurmadığını söylüyor. Yüzde 18’i önemli hayallerini ertelemiş, yüzde 16’sı bazı hayallerinden tamamen vazgeçmiş. Hayallerinin büyüdüğünü söyleyenlerin oranı ise yalnızca yüzde 5.
Daha da önemlisi, katılımcıların yüzde 61’i şu ifadeye katılıyor: “Ulaşamayacağımı düşündüğüm şeyleri zamanla istememeye başladım.”
Bu cümlenin üzerinde durmalıyız. İnsanlar elbette koşullarına göre hedef belirler, bazı isteklerini erteler, bazılarını değiştirir. Fakat bir toplumda çoğunluk ulaşamayacağını düşündüğü şeyleri zamanla istememeye başladığını söylüyorsa, artık yalnızca bireysel tercihlerden söz etmiyoruz.
Koşullar, insanların neyi arzulayabileceklerine de sınır koymaya başlıyor olabilir. Önce “Şimdi alamam” deniyor. Sonra “Birkaç yıl daha bekleyeyim”.........
