Türkiye, Brüksel’de jeopolitik uyum kartını kullanabilecek mi?
Türkiye-AB İş Forumu bugün Brüksel’de toplanıyor. Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın katılacağı foruma paralel olarak Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar’ın da temasları olacak.
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu Başkanı Nail Olpak ile DEİK Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ’ın da katılımıyla kalabalık bir heyet Brüksel’e mini bir çıkarma yapacak.
Zamanlama önemli; zira Avrupa Birliği’nin "Made in Europe" girişiminin taslağından hâlen Türkiye’yi dışlayıcı maddeler çıkarılabilmiş değil.
Şimdiye kadar Brüksel’de Made in Europe’dan dışlanmanın Türkiye’ye vereceği zararlar ön plana çıkarılıyordu. Artık Türkiye’nin "kaybedilmesi" durumunda Avrupa’nın zararlarının ne olacağının anlatılması öncelenecek. Bu anlamda AB gibi bir gücün güvenlik ve savunma alanında Türkiye gibi bir orta gücü kendinden uzaklaştırmasının olumsuz etkileri, yani jeopolitik koz gündeme gelebilir mi?
Jeopolitik denklem nasıl kurulacak?
AB denklemi tersten kuruyor.
Çin ve ABD rekabeti karşısında ekonomisine koruyucu duvarlar çekmek isteyen AB, Rusya’yla artan siyasi gerilim karşısında da aday ve komşu ülkeleri kendi etki alanına çekmek için girişimler hazırlıyor.
Aday ülkelere daha fazla Avrupa pazarına erişim kolaylığını AB’nin ortak güvenlik ve dış politikasına uyum gösterme şartına bağlaması gündemde.
Yani belki de Türkiye’ye "Gümrük Birliği’nin güncellenmesini mi istiyorsunuz? Dünya meselelerinde AB’nin ne kadar yanındasınız?" diye yaklaşacaklar.
Aday ülkelerin jeopolitik uyumu, AB’nin bu alanda yaptığı resmî açıklamalara katılım bazında niceliksel ölçütlerle değerlendiriliyor. Aday ülkelerin hemen hepsinin uyum oranları yüzde 100’e yakınken Türkiye’ninki en son %4’e inmişti.
(Bu arada bu oran gerçekten Ankara’nın açıklamaların içeriğine katılmadığından mı yoksa katılmaya tenezzül mü etmediğinden kaynaklanıyor, emin olamıyorum.)
AP Komite raporu: Niceliksel ölçüt yetersiz
Bu niceliksel ölçüt hem Türkiye hem de diğer aday ülkeler açısından sağlıklı bir değerlendirme sunmuyor. Dünkü yazımda bahsettiğim gibi yıllardır dile getirdiğim bu görüşü sonunda Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörü ciddiye almış ve Parlamento Dış İlişkiler Komisyonunu bu konuda bir çalışma yapılması için ikna etmiş. "Bu çalışmanın temelinde Ankara’da bir araya geldiğimiz yemekte yaptığınız yorum var." diyerek yolladığı çalışma; mevcut metodolojinin yetersiz kaldığı, yeni değerlendirme ölçütlerine ihtiyaç olduğu sonucuna varmış.
Baştan vurgulayayım: Bu sadece Avrupa Parlamentosu’nun Dış İlişkiler Komitesi’nin bir çalışması. AB tarafından benimseneceği anlamına gelmiyor. Yine de çalışma, kimi Türkiye karşıtlarının "Sizin uyumunuz %4 zaten." deyip kestirip atmalarına karşı sağlam argümanlar içeriyor.
Aday ülkelerin uyum "cinliği"
Üstelik mesele sadece Türkiye ile sınırlı değil. Zira çalışma, aday ülkelerin yüksek uyum oranlarının gerçeği yansıtmadığını, "mış" gibi yaptıklarını tespit ediyor.
Ben bilmiyordum, meğer yapılan açıklamalara geriye dönük olarak katılım imkânı varmış. Kimi ülkeler neredeyse 9-10 ay önce katılmaları gereken açıklamalara, İlerleme Raporu’nun yayımlanmasından birkaç hafta önce katıldıklarını bildiriyorlarmış.
Rapordan alıntılıyorum:
"Mevcut yaklaşım yararlı bir başlangıç göstergesi sunsa da çalışma; uygulamayı, siyasi niyeti, stratejik yönelimi ve sahadaki davranış biçimlerini sistematik olarak değerlendirme dışında bıraktığını göstermektedir. Sonuç olarak, resmî uyum oranları yüksek olan ülkeler, AB’nin dış politika öncelikleriyle bağdaşmayan stratejik ortaklıklarını, siyasi söylemlerini veya yaptırımların uygulanmasına ilişkin pratiklerini sürdürebilirken, resmî uyum oranları daha düşük olan ülkeler Avrupa’nın daha geniş güvenlik hedeflerine anlamlı katkılarda bulunabilmektedir."
Çalışmada verilen örnekler de ilginç:
"Örneğin Yunanistan ve Kıbrıs, AB’ye katıldıktan sonra da Türkiye konusunda kendilerine özgü tutumlarını sürdürmüştür. Bu durum, katılım öncesindeki uyumun üyelik sonrasında ODGP alanında sağlanacak bütünlüğü öngörme kapasitesinin sınırlı olduğunu........© T24
