menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bakü’nün derdi ne, Ankara niye sus pus, şimdi ne olacak?

84 0
yesterday

Türkiye ile Azerbaycan arasında yaşanan ve kimi çevrelerde şaşkınlıkla karşılanan kriz belki de çoktan geliyorum diyordu.

Bundan sonra olabileceklere bakmak için yıllar içinde birikme yaratmış sıkıntıları gözden geçirmekte fayda var.  

İki başkent arasında değişen ilişki dinamiğini anlamak için geriye, 2009’a gitmek gerek.

Ermenistan’la yapılan ama sonrasında çöken normalleşme görüşmelerine (haklı-haksız tartışılır) tepki gösteren Bakü, Ankara’nın bir daha kendisinin tamamen onayı olmadan bu tür girişimlere kalkışmasını önlemek ve iktidar üzerinde daha etkili olabilmek için Türkiye’ye muazzam bir ekonomik-siyasi yatırım kampanyasına girişti. Kısa sürede Türkiye’ye en fazla yatırım yapan ülkelerden biri oldu. Azerbaycan sermayesiyle alınan haber kanalı başta olmak üzere, toplumu etkileyecek mekanizmalar da ihmal edilmedi. Günümüzde Azerbaycan’ın Türkiye’de güçlü bir lobisi olduğunu söyleyebiliriz.

Dahili işlere karışmak mı dediniz?

Nitekim, bugünlerde Atatürk’e ve laikliğe sahip çıkan Azerbaycan 2023 seçimlerinde iktidar lehine devreye girmekte sakınca görmedi. Elbette CHP’den kaynaklanmış bazı iletişim hataları da olmuş olabilir. Ama Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, bildiğim kadarıyla uzun bir süre CHP’li temsilcilerle, hatta onun özellikle saygı duyduğu kimi isimlerin devreye sokulmak istenmesine karşın görüşmeyi kabul etmedi.

Kaldı ki CHP kaynaklı hatalar, illa iktidar lehine devreye girip, özellikle Doğu illerinde üstü örtülü kampanya yapılmasını meşru kılmaz.

2023’ten bugüne ne oldu diye sormak gerekirse, işte bu aşamada 2020’ye dönmekte yarar var. 2020’deki Karabağ zaferi Bakü’nün dış politikasının değişime girmesi açısından önemli bir dönüm noktası oldu. Meselenin jeostratejik boyutuna girmeden önce, her ne kadar son yaşanan kriz “başörtüsü” konusunun ötesine geçse de, “laiklik” konusunun iki başkent arasında yaşanan kırılmada küçümsenmeyecek bir rol oynadığının da altını çizmek gerek.

Laiklik Azerbaycan ulusal kimliğinin ve dış politika markasının parçası

Krizin patlak vermesine neden olan gelişmeleri özetlemek gerekirse, Azerbaycan hükümetinin 21 Eylül’de okullarda “laik eğitim” ilkesine uygun olmayan kıyafetlere getirdiği yasağa Türkiye’de kimi çevrelerden gelen tepki Bakü’de hoşnutsuzluk yarattı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 23 Eylül’de BM Genel Kurulunda yaptığı konuşmada “başörtüsü yasağını” eleştiren sözleri, Türk yetkililere göre aslında Bakü’yü değil, bazı Batılı başkentleri hedef alsa da, Azerbaycan üstüne alındı.

İlham Aliyev’in 2 Ekim’deki “işlerimize karışmasınlar, yaşam tarzımıza burnunu sokmasınlar, herkes kendi milletine ve devletine baksın” şeklindeki ifadeleri elbette hayli sertti.

Bu aşamada, “laiklik” konusunun Azerbaycan için taşıdığı önemi daha iyi kavrayabilmek için, Prof. Ayça Ergun ile Prof. Mustafa Aydın’ın Bakü’de yaptığı temasları takiben geçen sene bu zamanlar yayınladıkları politika notundaki şu paragrafa dikkat çekeyim:

“İç politikada söylemlerinde ve uluslararası platformlarda sıklıkla dile getirilen, Azerbaycan’ın uluslararası imajının bir parçası olarak görülen çokkültürlülük, laiklik ve tolerans temelli ulusal kimlik vurgusu, güncel ulus markalaşmasının önemli bir unsurudur. Bugün dış politika da bu markalaşmanın önemli bir boyutu haline gelmektedir.” 

Diğer bir deyişle laiklik sadece iç siyaset açısından benimsenmiş bir ilke değil, aynı zamanda Bakü’nün dış politika konumlanmasının da bir parçasını oluşturuyor.

Buradan da Azerbaycan’ın “yeniden şekillenen” dış politika duruşuna........

© T24