Uğultulu Tepeler’in rüzgarını dindiren film
Bu dönem Boğaziçi’nde verdiğim İngiliz romanı dersimde hikâye ve olay örgüsü arasındaki farkı anlatırken Emily Brontë’nin Uğultulu Tepeler romanını ve Emerald Fennell’in film adaptasyonunu karşılaştırdım. İkisi de kardeş gibi büyüyen Catherine ve Heathcliff’in aşkını anlatsa da neden film iz bırakmıyor? Sadece hikâyenin kendisi değil, olayların kimler tarafından, nasıl ve hangi zincirlemede anlatıldığı bir eseri sanat kılar.
Roman, Earnshaw aile tarihinin farklı dönemleri arasında savrulurken Uğultulu Tepeler’in rüzgârı içimize işler. Oysa Heathcliff’in evlatlık edinilmesinden yetişkinliğine doğru uzanan film, ekranda kopan fırtınayı dindirir. Filmdeki aşıklar kavuşacak mı sorusu, romanın ilk sayfasında cevaplanır. Sonunu baştan bildiğimiz eserde bizi sürükleyen yazarın zamanlar arasında gidip gelen anlatım tekniğidir. Kuvvetli yağmurun eksik olmadığı filmde mevsim bahardır.
Romanın estirdiği sert rüzgârda tutunacak dalımız ya da güveneceğimiz bir anlatıcı yok. Meraklı bir yabancı, Uğultulu Tepeler’e gelir ve evin hizmetçisi Nelly’den gizemli Heathcliff’in geçmişini anlatmasını ister. Evde ölümle burun buruna yaşayan kadının dedikoduları kinden beslenir. Kadınların eğitim ve........
