Bilgi ekonomisi
Bugün toplumlarımızda ve dünyada içinden çıkamadığımız bir kısır döngü yaşanmakta. Bir değişim rüzgârı ise nerdeyse yok gibi. Umut da azalmış. İstek var. Engeller var. Taktikler ve stratejiler yapılmakta. Fakat ileriye doğru giden bir zaman değil de geçmişi bugüne taşıyan Yeni Reaksiyoner bir bakış her yerde hâkim olmaya başladı. Bunlar yaşanmakta. Basın bu soruları gerçekten tartışıyor, bazen internet ortamında bazen ise medyada. Gazete ve televizyonlarda veya artık daha çok da sosyal medyada.
Burada sanki unutulan veya es geçilen bir nokta olarak duran, aslında belki de sadece uluslararası siyasetteki gelişmelerden daha derinlerde yatan değişimin “emek” sektöründe gerçekleşmekte olduğu olmasın? Kapitalizmin ana unsuru olarak anılan “emek değer” nerden itibaren başka bir boyuta doğru taşındı? Hangi yıllardan itibaren gündelik yaşamın kültürel meseleleri ekonomik olanın içine doğru taşındı. Son otuz kırk yıl boyunca değişim sektörünün kendisi ekonomiyi insan emeğinden ayırmaya başladı. İş görme, el sanatı ve becerileri nasıl başka bir boyuta doğru genişleyerek form değiştirdi?
Burada emek ve sanayinin yerine başka bir emek öne sürüldüğünü hatırlamak gerekecek. Belki de 1970’lerde Foucault’nun “bilgi-iktidar” birlikteliğinin ardında da bu yatmakta değil miydi? Veya “bilgi ekonomisinin” öne çıkmaya başladığı bir anda üçüncü sektör olarak adlandırılan alanın kendisi “bilgi alanı” olarak işlemeye başladı. Bilgi tekno-logostan ayrılmayan bir şekilde emek-sermaye ilişkilerini belirledi. Bu özel alanın kamusal alandan iyice uzaklaşmaya başladığı dönemlerde ortaya konuldu. Refah toplumu modelinden çıkış ve emeğin değersizleştirilmesi de bu dönemde post-endüstriyel toplum modeline girilmeye başlandığında kendisini açığa çıkarttı. Bu süreç içinde gelişen ise Lyotard’ın “in put -out put” olarak adlandırdığı bilgi ve sermaye ilişkisinde kendisini göstermeye başladı. En az emekle en fazla kar sağlama stratejileri buydu. Bunun adı da konuldu. Postmodernizm.
Sermaye artık bilgiyi ortak alana açmayı değil de saklamayı ve bilgi üzerinden gelişen bröveleri daha önemli kıldı. Buluş ve bilhassa teknolojik buluş emek gücünün önüne çıktı ve sanayi kapitalizmindeki emeğin bir değer olarak yolunu kesmeye başladı. Bu sırada sendikalaşmalar ve işçi hareketi arka plana düştü ve belli bir zaman sonra siyasi arenada sözü unutuldu ve değersizleştirildi. Bu, sendikacılığın düştüğü sıkıntılarla sol siyasetin de kuyusunu kazdı ve meşruluk........
