menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şiddet olgusuyla baş edebilmeye dair

15 14
20.01.2026

Diğer

20 Ocak 2026

Atlas Çağlayan ve annesi Gülhan Ünlü (solda) - Mattia Ahmet Minguzzi ve annesi Yasemin Akıncılar Minguzzi

Henüz on yedisinde gencecik bir evladımızı daha toprağa verdik ve ne yazık ki öncekileri hatırladığımızda bu son olmayacak gibi duruyor. Atlas Çağlayan’ın on beş yaşındaki E.Ç. tarafından öldürülmesi ile bir kez daha medyanın tıpkı kadın cinayetlerinde olduğu gibi bütün etik ilkeleri yerle bir ettiği bir süreci yaşamak durumunda bırakıldık. Mağdurun ve ailesinin ifşa edildiği buna karşın olayı gerçekleştiren kişi veyahut kişilerin isimlerinin gizlendiği, fotoğraflarının bantlandığı süreç yeniden devreye sokuldu. Tam bir yıl önce bir başka gencimiz yine benzer bir şiddet histerisinin kurbanı olmuş ve ardından yaşanan süreç içerisinde acılı ailesi de ölüm tehditleri ile baş başa bırakılmıştı. Üstelik her iki olayda da cinayet işlemini gerçekleştirenler de henüz reşit olmamış gençlerdi. İşte tam bu noktada içinde bulunduğumuz günün anısına bir kez daha Rakel Dinç’in biricik aşkı Hrant Dink’in ölümü sonrasında yapmış olduğu konuşmadaki cümleleri anmanın tam zamanıdır: ‘Yaşı kaç olursa olsun; 17 veya 27, katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim…’ Bebek olduklarını biliyorum cümlesi üzerinden pek çok şey söylenebilir ancak üzerinde durmamız gereken asıl noktanın dünyaya bir çocuk getirmenin ötesinde olduğunu göz ardı etmemeliyiz.

Dünyaya getirdiğimiz o çocuğun kundak ile kefen arasındaki hayat denilen o yolculuğunun en başından itibaren sevgi içerisinde büyüyüp gözetilmek suretiyle geleceğe hazırlanabilmesi meselesini es geçmemek durumundayız. Çünkü sevgisizliğin yarattığı atmosferde büyüyen çocuklar, ilerleyen hayatlarında ne kadar sevgiyle karşılaşırlarsa karşılaşsınlar daima bir eksiklik hissetmeye devam edeceklerdir. Toplum denilen kavramın içerisinde birbirlerinden çok farklı etnik, dinsel, sınıfsal kompartmanların bulunduğu gerçeği beraberinde toplumsallaşma denilen kavramın da birbirinden farklı çizgiler içerisinde şekillenmekte olduğu noktasını bizim önümüze çıkartacaktır. İşte tam bu noktada Türkiye’nin son yirmi beş yıllık serüveni içerisinde bambaşka bir çizgi içerisinde yol almakta olduğunu ve bu yolculuk esnasında geçmişin yol gösterici değer ve kalıplarının yanı sıra yasal düzenlemelerinin de yetersiz kaldığı bir dönemden geçmekte olduğumuzu akıldan çıkartmamalıyız.

Şiddet olgusu ile baş edebilme adına her fırsatta dile getirilen cümlenin eğitim olması yerinde olmakla birlikte tek başına yetersiz bir noktaya karşılık geldiğini bir kez daha hatırlatmak durumundayım. Çünkü bu ülkede eğitim denilen kurumun kendisinin de içinden geçilen zaman dilimi içerisinde bir hayli kan kaybettiğini ve teknoloji ile yaşadığımız imtihan sonrasında eğitim kurumlarının içinin bir hayli boşaldığını bu vesile ile bir kez daha vurgulamalıyız. İşte tam bu noktada şiddet denilen olgunun toplumsal hayatta neredeyse her alanda karşımıza çıkmakta olduğu gerçeğinden hareketle bu olguyla mücadele edebilme adına her alanda mevzi kazanmak durumunda olduğumuzu belirtmeliyim. Gelecek denilen meçhul yarınlar karşısında olan bitenlere iyimser yaklaşabilecek bir kuşağı yetiştirip yetiştirememiş olduğumuz gerçeği üzerinde hassasiyetle durmalıyız. Çünkü bu nokta beraberinde bu ülkenin çocuklarının, gençlerinin yarınlar için nasıl bir gelecek tahayyül etmekte olduklarını bünyesinde barındırmaktadır. Olayın sadece eğitim yanının bulunmadığını aynı zamanda içinde yaşanılan ülkedeki liyakat, adalet, eşitlik ve hakkaniyet tartışmaları ile yakından bağlantılı bir şekilde kuşakları etkisi........

© T24