menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Amerika’nın Güvenlik Strateji Belgesi Ne Söylüyor?

9 0
14.12.2025

Amerika’nın yeni Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi, Washington’un dünya siyasetindeki rolünü yeniden kalibre ettiğini açık biçimde gösteriyor. Bu belge, Soğuk Savaş sonrası dönemin evrenselci, müdahaleci ve çoğu zaman ideolojik dış politika çizgisinin artık sürdürülemez bulunduğunu, yerini daha ekonomik odaklı, daha pragmatik ve maliyet paylaşımını önceleyen bir anlayışa bıraktığını ortaya koyuyor. Belki de en çarpıcı dönüşüm, Amerika’nın artık başka ülkelere kendi siyasal ve toplumsal modelini dayatma niyetinde olmadığını açıkça ilan etmesi. Belgede yer alan “diğer ülkelerin kendi gelenek ve tarihleriyle uyuşmayan demokratik ya da sosyal dönüşümleri onlara dayatmadan iyi ilişkiler kurmak istiyoruz” ifadesi, bu yaklaşım değişikliğinin özünü yansıtıyor.

Belgede görüldüğü üzere yanlış politikalar Amerikan elitlerine fatura ediliyor. Belgede bir yandan “Amerikan elitleri ülkeyi yanlış yönlendirdi, küreselcilik, serbest ticaret, savaşlar, orta sınıfın tasfiyesi…” diye çok sert bir eleştiri var. Diğer yandan da “Amerikan refahı ve güvenliği yetkinlik ve liyakatın geliştirilmesine bağlıdır” diyerek, aslında belli bir anlamda elit tabakanın –yani yüksek yetkinlik ve sorumluluk taşıyan bir çekirdek kadronun– olmazsa olmaz olduğu söyleniyor. Amerika bugünkü küreselci elitini reddediyor, ama elitizmi ilke olarak terk etmiyor; tam tersine, millî çıkar eksenli, sanayiye ve orta sınıfa dayanan, ileri teknoloji üreten yeni bir elit tabaka inşa etme iddiası taşıyor.

Bir başka ifadeyle, siyasî söylem düzeyinde geniş kitlelerin öfkesini mobilize etmek için mevcut elitlere fatura kesiliyor; ama devlet kapasitesi ve küresel rekabet tartışmasına gelindiğinde, sistemin ancak yüksek yetkinlik, bilgi birikimi ve teknoloji üretme kapasitesiyle ayakta kalabileceği açıkça kabul ediliyor. Yani kitlelere “size ihanet eden elitleri tasfiye edeceğiz” denirken, aynı anda “yerine daha yetkin, daha Amerikan, daha üretken yeni bir çekirdek kadro kuracağız” deniyor. Bu, retorik düzeyde gerilimli, ama stratejik düzeyde bilinçli bir ayrım gibi duruyor.

Belgede yeni tutumun özellikle Rusya, Orta Doğu, Asya ve Afrika politikalarına yansıdığı görülüyor. Amerika belgede kendisini artık dünyanın her sorununu çözmeye çalışan küresel bir mimar değil; kendi kapasitesini koruyan, müttefiklerinden daha fazla sorumluluk talep eden, büyük ekonomik ortaklıklarla etki alanını genişletmeyi hedefleyen bir güç olarak tanımlanıyor. Bu yaklaşımın güvenlik doktrinindeki karşılığı da oldukça net. Belge, “dünya düzenini tek başına ayakta tutan Atlas olma dönemi sona erdi” diyerek, maliyetin ve riskin artık ortaklara aktarılacağını ilan ediyor. Bu, NATO’dan Hint-Pasifik’e kadar geniş bir coğrafyada müttefiklerin savunma harcamalarını artırmalarını ve kendi bölgelerinde daha fazla inisiyatif almalarını bekleyen bir tavır.

Ekonomik güvenlik ise bu stratejinin merkezinde yer alıyor. ABD yönetimi, ulusal güvenliği güçlü bir orta sınıf, dirençli bir yerli sanayi ve teknolojik üstünlükle doğrudan ilişkilendiriyor. Belge, “Amerikan refahı ve güvenliği, yetkinlik ve liyakati geliştirmeye bağlıdır” diyerek hem üretim kapasitesinin hem de sanayinin yeniden........

© SuperHaber