menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mekke’de Üç İmza Değil, Yeni Bir Tarih Atıldı

16 0
10.08.2026

İslam dünyası kendi güvenliğini kendi elleriyle kurabilir mi?

Bazen tarihin yönünü değiştiren gelişmeler büyük gürültülerle başlamaz. Bir masa kurulur. Üç lider yan yana gelir. Birkaç sayfalık bir metnin altına imza atılır. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir diplomasi fotoğrafı gibi görünür. Ama bazı imzalar vardır ki mürekkebi kuruduktan sonra anlamı büyümeye başlar.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması belki de böyle bir imzadır. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan… Üç büyük ülke. Üç farklı coğrafya. Üç farklı stratejik kapasite. Ve hepsini birbirine bağlayan son derece önemli bir hüküm:

“Birine yapılan saldırı, üçüne yapılmış sayılacak.”

İşte mesele tam burada başlıyor. Çünkü bu cümle yalnızca askerî bir dayanışma sözü değildir. Doğru okunur ve doğru inşa edilirse, yaklaşık bir asırdır güvenliğini büyük ölçüde dışarıdan temin etmeye çalışan İslam dünyasının önüne bambaşka bir kapı açabilir.

80 YIL SONRA SORULMASI GEREKEN SORU

Ortadoğu yaklaşık seksen yıldır Batı merkezli güvenlik mimarisinin içerisinde yaşıyor. Üsler kuruldu. Milyarlarca dolarlık silah satın alındı. Savunma anlaşmaları yapıldı. Güvenlik şemsiyeleri oluşturuldu.

Peki sonuç? Irak savaşlardan kurtulamadı. Suriye parçalanmanın eşiğine geldi. Yemen yıllarca kan kaybetti. Filistin meselesi çözülemedi. Gazze yerle bir edildi. Terör örgütleri bölgeyi dolaştı. Enerji tesisleri vuruldu. Deniz yolları tehdit edildi. Devletler birbirine düşürüldü.

O hâlde artık şu soruyu sormanın zamanı gelmedi mi? Müslüman ülkelerin güvenliğini neden sürekli başkaları belirliyor?

Daha önemlisi: Neden dünyanın en stratejik coğrafyasına, enerji kaynaklarına, genç nüfusuna, büyük ordularına ve trilyonlarca dolarlık ekonomik kapasitesine sahip ülkeler kendi ortak güvenlik sistemlerini kuramasın?

Mekke’de atılan imzanın gerçek değeri burada ortaya çıkıyor.

Türkiye… Gelişen savunma sanayii, operasyonel tecrübesi, İHA ve SİHA teknolojileri, elektronik harp sistemleri, hava savunma kapasitesi, deniz platformları ve yetişmiş askerî insan gücüyle masanın güçlü teknoloji ve harekât ayağı.

Pakistan… Büyük ordusu, füze teknolojisi, savunma üretim altyapısı ve nükleer güç statüsüyle çok farklı bir stratejik ağırlığa sahip.

Suudi Arabistan… Ekonomik gücü, enerji kaynakları, İslam dünyasındaki tarihî ve dinî merkezi konumu, Körfez ve Kızıldeniz üzerindeki stratejik ağırlığıyla üçüncü büyük sütun.

Şimdi bu üç kapasiteyi tek bir cümlede birleştirin: Türkiye’nin teknolojisi ve askerî tecrübesi, Pakistan’ın stratejik gücü, Suudi Arabistan’ın ekonomik kapasitesi…

Bu yapı daha yolun başında. Ancak doğru kurumsallaştırılırsa ortaya yalnızca bir savunma anlaşması değil, yeni bir stratejik ağırlık merkezi çıkabilir. Ve bence asıl mesele şimdi başlıyor.

ŞİMDİ HALKAYI BÜYÜTME ZAMANI

Bu yapı üç ülkeyle kalmamalıdır. İlk büyük halka Mısır olmalıdır. Çünkü Mısır olmadan Arap dünyasının güvenlik mimarisi eksik kalır.

Mısır; Süveyş Kanalı’dır. Kızıldeniz’dir. Akdeniz’dir. Afrika’ya açılan kapıdır. Arap dünyasının en büyük askerî ve siyasi merkezlerinden biridir.

Türkiye–Suudi Arabistan–Pakistan üçlüsüne Mısır eklendiğinde karşımıza çok farklı bir jeopolitik harita çıkar: Doğu Akdeniz’den Kızıldeniz’e, Kızıldeniz’den Basra Körfezi’ne, oradan Hint Okyanusu’na uzanan dev bir stratejik kuşak…

Ardından Katar. Enerji gücü, finansal kapasitesi, diplomatik etkinliği ve Türkiye ile mevcut savunma ilişkileriyle bu yapının doğal ortaklarından biri olabilir.

Sonra Kuveyt: Körfez’in kuzey kapısı. Ardından Birleşik Arap Emirlikleri… Yüksek teknoloji, hava gücü, lojistik altyapı, limanlar ve sermaye kapasitesiyle sistemin önemli tamamlayıcılarından biri.

Ve zaman içerisinde yeniden istikrara kavuşmuş, ordusunu ve devlet kurumlarını ayağa kaldırmış bir Suriye…

Bir an için haritaya böyle bakın: Türkiye, Suriye, Mısır, Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, BAE, Pakistan. Bu sadece ülkelerin yan yana yazıldığı bir liste değildir.

Bu coğrafya; Doğu Akdeniz’i, Süveyş’i, Kızıldeniz’i, Basra Körfezi’ni, Hürmüz çevresini, Arap Denizi’ni ve Hint Okyanusu bağlantısını kapsayan dev bir stratejik kuşaktır.

Dünya ticaretinin damarlarından söz ediyoruz. Enerjinin damarlarından… Fiber-optik kabloların geçtiği denizlerden… Petrol ve LNG rotalarından…........

© Stratejik Düşünce Enstitüsü