menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hayatımızda Casus mu Var?

18 0
23.09.2026

“Kabloların kulağı”ndan sensörleşmiş topluma: Mahremiyet, istihbarat ve dijital egemenlik

2003’te “Cebimizde Casus Mu Var?” diye sordum. 2007’de “İçimizde Casus Mu Var?” diyerek personel güvenilirliği ve içeriden tehdide dikkat çektim. Oysa hikâye daha da eskiden, “kabloların kulağı var” dediğimiz TEMPEST ve elektromanyetik sızıntı günlerinden başlamıştı. Şimdi, 2026’da soru çok daha büyük: HAYATIMIZDA CASUS MU VAR?

KABLOLARIN DA KULAĞI VARDI

Bilgi güvenliğiyle uğraşmaya başladığımız yıllarda tehdit bugünkü kadar görünür değildi. Bilgisayar ekranı sessizdi. Kablo hareketsizdi. Fakat güvenlikçi, görünmeyeni düşünmek zorundaydı. Elektronik sistemlerin çalışırken oluşturduğu istem dışı elektromanyetik yayılımlar, uygun şartlarda yakalanıp analiz edildiğinde işlenen bilgi hakkında ipucu verebilirdi.

Bugün NIST terminolojisinde “compromising emanations” olarak tanımlanan bu olgu; haberleşme veya bilgi sistemlerinin işlediği bilgiyi açığa çıkarabilecek istem dışı sinyalleri ifade ediyor. İşte TEMPEST dünyasının temel sorusu buydu: Bilgi, gönderilmediği hâlde dışarı sızabilir mi?

Güvenlik bize çok erken bir ders verdi: Bilgi yalnızca gönderildiği yerden sızmaz; bazen sistemin çalışması bile iz bırakır.

Bu yüzden ekranlama, filtreleme, topraklama, kablo güzergâhları, fiziksel mesafeler ve güvenli bölgeler üzerinde çalışıyorduk. O günün görünmez tehdidi elektromanyetik sızıntıydı. Sonra teknoloji cebimize girdi.

2003: “CEBİMİZDE CASUS MU VAR?”

2003 yılında askerî bir dergide “Cebimizde Casus Mu Var?” başlıklı bir makale yazdım. O gün dikkat çekmek istediğim yeni unsur cep telefonuydu. Henüz bugünkü akıllı telefon ekosistemi, uygulama ekonomisi, sürekli konum servisleri, bulut senkronizasyonu ve yapay zekâ hayatımızın merkezine yerleşmemişti.

Ama güvenlik açısından yeni bir gerçek doğmuştu: İnsan, mikrofonu, haberleşme kabiliyeti ve giderek artan elektronik özellikleri bulunan bir cihazı kendi eliyle cebine koyuyor ve gittiği her yere götürüyordu.

Bugün geriye baktığımızda o soru neredeyse masum kalıyor. Çünkü artık telefon yalnızca telefon değil; kamera, mikrofon, GPS, Wi-Fi, Bluetooth, hareket sensörleri, biyometrik doğrulama, uygulamalar ve bulut servislerinin birleştiği çok sensörlü bir platform.

2007: “İÇİMİZDE CASUS MU VAR?”

Fakat teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin güvenliğin değişmeyen bir unsuru vardı: insan. En güçlü kriptoyu kullanabilirsiniz. En iyi TEMPEST tedbirini alabilirsiniz. En kalın duvarı örebilirsiniz. Fakat sistemin içindeki insan güvenilir değilse teknik tedbirlerin hiçbiri tek başına yeterli değildir.

Bu nedenle 2007’de yine askerî bir dergide bu defa “İçimizde Casus Mu Var?” diye sordum. Personel güvenilirliği, kurumsal sızma ve içeriden gelebilecek tehdide dikkat çekiyordum. Yazının ardından tehditlerle ve hakkımda başlatılan bir hukuki süreçle karşılaştım; süreçte savcılık değerlendirmesi lehime sonuçlandı.

Sonraki yıllarda devlet kurumlarına sızmış FETÖ yapılanmasının ortaya çıkardığı tablo, içeriden tehdidin bir devlet için ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini Türkiye’ye acı biçimde gösterdi.

Bir güvenlik sisteminin en pahalı bileşeni cihaz olabilir; fakat en kritik bileşeni hâlâ insandır.

2026: HAYATIMIZDA CASUS MU VAR?

Bir akşam eve geldiğinizi düşünün. Telefon masada. Akıllı saat bileğinizde. Televizyon internete bağlı. Kapının önünde IP kamera veya görüntülü zil var. Salonda sesli komut alabilen bir cihaz bulunuyor. Robot süpürge odalarda dolaşmış. Otomobil garajda. Kablosuz kulaklık masada. Belki gözünüzde akıllı gözlük, bedeninizde sağlık verisi üreten bir cihaz var.

Ve bütün bu cihazların önemli bir bölümünü internete bağlayan küçük kutu köşede sessizce duruyor: modem ve yönlendirici.

Evinizde gerçekten yalnız mısınız?

Bu bir komplo sorusu değildir. “Her cihaz bizi dinliyor” veya “her üretici casustur” demek teknik analiz değildir. Güvenlikçinin sorusu daha soğukkanlıdır: Cihazın kabiliyeti nedir? Hangi sensörleri vardır? Hangi veriyi üretir? Veri nerede işlenir? Nereye gider? Kim erişebilir? Ne kadar saklanır? Başka hangi verilerle birleştirilebilir? Ele geçirilirse istihbarat değeri nedir?

BİZİ KORUYAN KAMERA, KİMİN GÖZÜ?

Güvenlik kamerasını bizi korusun diye kuruyoruz. Fakat internet bağlantılı IP kamera yalnızca lens değildir; işlemcisi, yazılımı, firmware’i, kullanıcı hesabı, ağ bağlantısı ve çoğu zaman uzaktan erişim imkânı bulunan bir bilgisayardır.

Siber güvenliğin en çarpıcı paradokslarından biri burada ortaya çıkar: Sizi korumak için........

© Stratejik Düşünce Enstitüsü