Türkiye’de enflasyon sadece “enflasyon” değildir
Yüksek enflasyonun yaşandığı ülkelerde enflasyonu sadece “fiyat artış hızı” olarak okumak ve analiz etmeye çalışmak eksik bir yaklaşımdır.
Esasında, uzun süre devam eden yüksek enflasyon; ekonomik, siyasi, hukuki ve sosyolojik çözülmenin sayısal izdüşümünden başka bir şey değildir. Ülkede, yapısal dönüşümün bir türlü tamamlanamadığını, pek çok alanda tıkanıklıklar ve geriye gidişler olduğunu gösterir.
Yüksek enflasyon bir vergi adaleti sorunudur
Enflasyon, başta ücret geliri elde edenler olmak üzere halkın büyük bir kesimini yoksullaştıran, gelir dağılımını bozan, temsilsiz, adaletsiz bir vergidir. Enflasyon, cebimizdeki parayı her saniye çalan hırsızdır. Ve bu enflasyon yoksuldan varsıla doğru bir servet transferidir!
Vergi dilimleri enflasyon oranında artırılmaz, ÖTV matrah dilimleri süresinde güncellenmez ve böylece yüksek enflasyon nedeniyle gizli vergi zammı yaşanır.
2000 yılında gelir vergisi tarifesinin ilk dilimi bir aylık brüt asgari ücretin 21 katına denk gelmekteydi. 2026 yılında tarifenin ilk dilimi sadece 5.8 aylık brüt asgari ücret tutarına denk gelmektedir.
Tarife dilimleri hesaplanırken yeniden değerleme oranı kuruşu kuruşa uygulansa, %5’lik kesikler dikkate alınmaz denilmeseydi ilk dilim 190.000 TL değil 521.210 TL olacaktı.
Yüksek enflasyon ortamlarında ücretli, daha ikinci veya üçüncü aydan itibaren üst vergi dilimine girmekte ve zaten düşük olan sabit geliri gizli vergi zammıyla daha da erimektedir.
Sabit gelirlinin maaşına yılda bir veya en iyimser durumda iki kez zam yapılır. Oysa sabit maaşla satın aldığı ürünler sürekli zamlanır. Böylece maaş erir. Daha ötesi, KDV hariç 100 liraya alınan ürün için 20 lira KDV öderken, 150 liraya yükselen aynı ürün için 30 lira KDV ödemeye başlar.
Sadece dolaysız değil, dolaylı vergilerle de sabit gelirlinin maaşı her gün kemirilir. Zaten bozuk olan vergi adaleti daha da........
