Beyaz önlüğün proleterleşmesi
Geçen yazımda sözünü ettiğim bir hekimin makalesini yorumsuz sizlerle paylaşıyorum.
Türkiye’de hekimlik uzun yıllar boyunca yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda yüksek düzeyde entelektüel özerklik taşıyan bir kamusal otorite alanıydı. Hekim, devlet memuru olabilir, serbest çalışabilir, muayenehane açabilir, akademik üretim yapabilir, kendi mesleki sermayesini bağımsız biçimde yönetebilirdi.
Bugün ise sağlık sisteminde çok daha farklı bir dönüşüm yaşanıyor.
Yeni düzenlemelerle birlikte özel sektörde çalışan hekimlerin giderek daha büyük kısmı 4A statüsüne geçiriliyor.
İlk bakışta bu durum;
emeklilik standardizasyonu,
gibi gerekçelerle açıklanıyor.
Fakat meselenin görünmeyen tarafı daha derin.
Çünkü burada yalnızca SGK kodu değişmiyor.
Bir mesleğin sosyolojik konumu yeniden tanımlanıyor.
Hekim artık sistem içinde;
bağımsız profesyonel,
serbest meslek sahibi,
kurumsal organizasyonun bordrolu “iş gücü birimi” olarak konumlandırılıyor.
Üstelik bu dönüşüm çok ilginç bir ekonomik zeminde gerçekleşiyor.
Bugün büyük özel hastane zincirlerinin önemli kısmında;
Hastane binası yatırım fonlarının, gayrimenkul şirketlerinin ya da banka finansmanlarının üzerinde,
cihazların büyük kısmı leasing sistemiyle edinilmiş,
sarf malzemeleri konsinye,
işletme sermayesi kredi ve SGK, sigorta ve nakit akışıyla dönen bir yapı içinde.
Yani ortada çoğu zaman anlatıldığı gibi “tamamı patronun öz sermayesiyle kurulmuş devasa bir mülkiyet düzeni” yok. Hatta çoğu zaman, mülkiyet yanılsaması üzerine kurulmuş finansal organizasyonlardan ibaret yapılar söz konusu.
Anadolu’nun eski bir sözü vardır:
“Derenin taşıyla elin kuşunu vurmak.”
Modern özel sağlık sistemi bazen tam da buna benziyor.
Bina başkasının finansmanıyla,
malzeme tedarikçinin sermayesiyle,
günlük nakit SGK akışıyla,
asıl üretim ise........
