Hoş Geldin Ramazan Ayı Sefalar Getirdin….
Bu haftaki köşe yazımda sizlere eski Ramazanlardaki aile ve komşuluk ilişkilerini, o günlerin paylaşım ruhunu ve bugünün Ramazanlarıyla aramızdaki farkı anlatmak istiyorum. Biraz hatırlayacağız, biraz içimiz burkulacak belki ama en çok da “Nerede o eski günler?” sorusunun peşine düşeceğiz.
Ramazan denildiğinde benim aklıma önce çocukluğum gelir. İftara yakın saatlerde evin içini saran telaş, mutfaktan yükselen yemek kokuları, camdan sokağı izleyip babamın pideyle dönmesini beklediğim o anlar… O bekleyiş bile başlı başına bir mutluluktu. Saat ilerledikçe sofranın etrafında toplanılır, bardaklara su doldurulur, en küçük kardeş bile kendini o büyük hazırlığın bir parçası hissederdi. İftar topunun sesiyle birlikte sadece oruç açılmazdı; sabır açılırdı, şükür açılırdı, birlik açılırdı.
Eski Ramazanlarda sofralar daha mütevazıydı belki ama kalpler daha genişti. Bir tabak çorba, bir tepsi börek bütün mahalleye yeterdi sanki. Komşuya gönderilen yemekler “fazla oldu” bahanesiyle yola çıkar, aslında gönülden gönüle giderdi. Kapılar kilitli değildi o zamanlar; en azından kalpler kilitli değildi. İftara beş dakika kala çalan kapı sürpriz değil, sevinçti. “Biz de size katılalım dedik” cümlesi sofrayı büyütürdü.
Teravih dönüşü sokaklar şenlenirdi. Çocuklar cami avlusunda koşturur, büyükler kapı önlerinde sandalye atıp çay içerdi. Gece........
