Tarihi TV dizilerinden öğrenmek!
Doğrusu haberi okuyunca hem şaşırdım hem güldüm ancak sığlığın, cehaletin ölçüsüzlüğünü düşününce konunun bir kenara bırakılamayacağını düşünerek bu hafta dünya ekonomisinin gidişatı üzerine not düşmeyi erteledim. Medyada yer aldığı üzere TRT ekranlarında 2021-2022 yılları arasında yayımlanmış olan “Tozkoparan İskender” başlıklı dizide “menzil taşı” olarak yer alan ahşap dekor İstanbul’daki yetkili koruma kurulu tarafından 26 Şubat 2025’te tarihi eser olarak tescillenip İstanbul İslam Eserleri Müzesi'ne kaldırılmış. Konuyu sanat tarihçisi gerçek uzmanlara bırakarak vurgulamak istediğim husus her boyutuyla tarihi gerçekler TV dizileriyle topluma farklı şekilde yansıtılıp yeni algılama, düşünce kalıpları oluşturmaya dönüşünce bu tür skandalların kaçınılmaz olmasıdır.
Tarihsel gerçeklerin tahrifatına ilişkin sürekli gündemde olan konu ise ideolojik, siyasi ve ekonomik gerçeklerin bir kenara bırakılması, yadsınması ve tahrif edilmesidir. Birçok örnek verebiliriz. Yakınlarda Memur-Sen Genel Başkanının “Anadolu 100 Yıllık narkozdan çıkıyor” sözleri, yakın geçmişte AKP’li bir kadın milletvekilinin birden dile getirdiği “100 yıllık reklam arası” söylemi, “100 yıllık baskı” döneminden söz edilerek 1923 öncesine özlem duyulması rastlantı değildir. Hedefe konulan Lozan ve 1923’te kurulan Cumhuriyet’tir. Kuşkusuz özellikle Lozan’ın ve Cumhuriyet’in hedeflenmesi yazının başlığını oluşturan tarihi gerçeklerin TV dizilerinden öğrenilmesiyle tam olarak örtüşmemektedir. 100 yıllık reklam arası, narkoz ve esaretten söz edenlerin motivasyonları farklılık gösterse de bir potada erimekte ve bütünleşmektedir.
1923 öncesini bütün bir kesit olarak ele alıp övgüler düzenler Osmanlı tarihine ilişkin çok sayıda değerli külliyatın en azından bir bölümünü bile okumamış olanlar, Türkiye’nin siyaset ve iktisat tarihine konusunda çok sayıda yapıtın en azından bir kısmını ellerine almayanlar en azından üniversitelerde lisans programlarında okutulan iktisat ve/veya maliye tarihi ders kitaplarına eğilecek olurlarsa Osmanlı’dan kalan mirası görebilirler.
Çok sınırlı bir gözlemle yetinelim. Bu bağlamda ekonominin kan damarlarını oluşturan bankacılık sektörünün durumunu gözden geçirelim. Ekonomide para ve kredi politikasının varlığı ve etkinliği için bankacılık sisteminin belirli bir düzeye ulaşmış olması gereklidir. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında bankacılık sistemi henüz bu aşamaya ulaşmış değildir; ekonominin ihtiyaç duyduğu para ve kredi miktarını ayarlama yetkisi ve olanaklarına sahip bir kurum olan merkez bankası henüz kurulmamıştır. Bunun yanısıra parasal ekonomiye geçilemediği gözlenmektedir.
1923 yılında özel yasayla........
