Kaotik çatışma ortamında Çin’in rotası
Kısa bir anımsatma: İki hafta önceki son yazıda Çin konusunda yazmayı sürdüreceğimi belirtmiştim. Geçen sürede ABD ve İsrail işbirliğiyle İran’a karşı sürdürülen emperyalist saldırı ve tehditlerin yoğunluğu arttı. Ortadoğu coğrafyasında yer alan finans merkezi konumundaki her türden servetin de yığıştığı, ABD korumasından emin “yapay devletler” İran’ın hedefi oldu, panik başladı. Ancak sıcak olduğu kadar yanıltıcı enformasyon akışı süreklilik kazandı. Bir kez daha vurgulamak gerekiyor. Trump yönetiminde ABD’nin küresel çapta hegemonya kurmaya soyunduğu yadsınamaz bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Ancak Trump’ın oyun kurmakta usta bir satranç oyuncusu olmadığı, tahtayı devirebileceği de olasılıklar arasında gözüküyor. Bir başka deyişle küresel düzeyde kaotik koşulların sarmaladığı belirsizlik ortamı yoğunluk kazanıyor. Bu karmaşada Çin siyasi yönetimi oldukça sessiz kalarak ihtiyatlı davranmakta ve planlı ekonomide belirlenen hedeflere yönelmektedir. Bu gelişmeleri dikkate alarak Çin’in konumunu irdelemenin ilginç olacağını düşünerek iki hafta önceki yazıda Çin’i mercek altına almanın anlamlı olacağını belirtmiştim. Konuya yeniden ele almaya çaba göstereceğim.
Çin’deki kalkınma politikasının ısrarlı bir şekilde sürdürülmesinin izlerini geçmişte aramak gerekli gözüküyor. Çin’in kalkınma modeli/politikası için Beijing Uzlaşısı (Beijing Consensus) terimini uygun bulan Çin uzmanı Ramo “Çin’e özgü komünizm” yerine “Çin’e ait özelliklerin eklemlendiği küreselleşme”nin daha uygun bir betimleme olduğunu belirtiyor.1 Çin modelinin Çin’e özgü sosyalizm veya sosyalist piyasa ekonomisi, otoriter hükümet yönetiminde piyasa ekonomisinin sızdığı kapitalizm modeli, piyasa odaklı liberal devlet kapitalizmi veya liberal olmayan, heterojen, rekabetçi bir tür devlet kapitalizmi olarak tanımlandığı da görülüyor. Daha farklı tanımların da yapıldığı oldukça zengin bir yazının mevcut olduğunu belirtelim. Çin’in izlediği kalkınma sürecinin kısaca mercek altına alınması farklı aşamalardan geçildiğini ancak özellikle 1970’lerin sonu veya 1980’lerin başından itibaren genelde izlenen politikaların eklemlendiğini görülüyor. 1978’in sonuna doğru ÇKP Merkez Komitesi’nin 11. Genel Kurul toplantısında, Deng Xiaoping yakın bir gelecekte başlatılacak piyasa eksenli (odaklı) reformları ve piyasaya açılmanın partinin rehberliği ve denetiminde yapılacağını belirtmiştir. Deng Xiaoping felsefesi, koşullara uyum gösterme ve kalkınmaya pozitivist bir yaklaşım olarak izleyen dönemlerde de rehberlik etmiştir.
1980’lerin başlarından itibaren piyasa eksenli reformlar ülkenin sosyal ve ekonomik yapısında radikal nitelikte derinlemesine dönüşümler sağlamıştır. Reformların başlangıç yıllarında tarım ülkesi olan Çin yeni yüzyılın ilk on yıllık dönemi sona ererken sanayide hızla yol almış ve hizmetler sektörü gelişmiş bir ekonomik yapıya sahip olmuştur. Nitekim 1980’lerin başında sınai faaliyetler tekstil, giyim, gıda ve içecek, bisiklet gibi sektörlerde yoğunlaşırken çelik, kimya ve suni gübre sanayilerinde kısıtlı bir üretim yapılmaktadır. 2007 yılında bu yapı radikal biçimde değişerek elektrikli ve diğer tür makinalar, kimya, -kişisel- bilgisayar ve mobil (cep) telefon üretimi önplana çıkacaktır. Elektrikli ev araçları, uziletişim (telekomünikasyon) ve bilgisayar, çelik, finans ve ulaşım araçları sektörlerindeki hızlı gelişme doğrultusunda orta ve........
