Yalçın Hocanın ardından
Az görüşüyorduk. Arada arıyordu, bu aramalardan birinde eski kitaplarımdan birini istedi, “aradım bulamadım” dedi. “Öteki İslam”dan söz ediyordu. Sözleştik, yemekte buluştuk. “Fitne”yi yazıyordu, her zaman olduğu gibi heyecanlıydı. Başına bir iş geleceğinden endişeliydim. Fener’deki evinden çıkıp tek başına koşuyordu. “Hocam alırlar yakında” dedim, “Evladım biliyorum, ne yapayım” dedi. Alınmaları onun için hiç sürpriz olmamıştır.
Fitne’nin her aşamasından haberdar etti, bazı bölümlerini yolladı, fikrimi sordu. Ben de mektuplarla yanıtladım. Galiba o mektuplardan birini kitabın eki olarak yayımladı da. Kitap yayımladıktan bir süre sonra Hoca’yı aldılar, OdaTV davasına dahil ettiler. OdaTV davası da Ergenekon davasına dahil oldu böylece. Tabii örgüt görüntüsü vermek için Hoca ile bağlantısını bulduklarını da dava torbasına tıkıştırdılar. Dışında tutulmamın ilginç bir hikayesi var, zamanı gelince anlatırım elbet.
İktidardaki Fethullah payından bihaber üst perdeden atıp tutan bir gazeteciyi de dava torbasına atmışlardı. Zavallı içeride başka bir canlı türüne dönüştü, başına gelenleri Yalçın Hoca’dan bildi. Duruşmalarda Hoca’ya nefretle bakıyordu. Çıkınca karşı tarafa geçti, iktidara biat ederek daralmış ruhunu kurtardı.
İyi bir okuyucusuydum. 1987’de, bir panelin molasında tesadüfen tanıştık. “Ayrılmayın yemeğe gidelim” dedi. Akşam “Yakup”ta epey bir kalabalık toplaştık. Hoş beş, “dergi çıkaracağız sen de içinde ol Orhan” dedi. Şaşırdım ama hayır demek ne mümkün. Benim Toplumsal Kurtuluş maceram o gün başladı. İlk toplantıdaki bileşimden İlhan Akalın, Mesut Odabaşı, Candan Baysan ve Durmuş Tiryaki’yi hatırlıyorum. Yeni mezun bir üniversiteli olarak en tıfılları benim. Karar aldık ve başladık.
Dergi çıkmaya başladıktan kısa bir süre sonra hepimizi topladılar. Beni askerden alıp getirdiler. 15 günlük DAL misafirliğinden sonra dördümüzü, Yalçın Küçük, ben, İlhan Akalın ve derginin hukuk danışmanı Hüsnü Öndül’ü tutuklayıp Ulucanlar Cezaevi'ne kapattılar. Hocayla cezaevi yoldaşı olduk böylece. Orada da çalışmayı kesintisiz sürdürdü. Acelesi vardı, akan zamanı bükmeye çalışıyordu. Hocayla Hüsnü Öndül ilk duruşmada tahliye oldu. İlhan Akalın’la baş başa kaldık bir süre. Sonra bizi de bıraktılar. Candan Baysan karavan süsü verilmiş Vosvos minibüsü ile bizi cezaevinden aldı, Hocanın Karakusunlar’daki “eylem sarayı”na götürdü. İsmail Beşikçi dahil herkes........
