Tarımda yeni bir kırılmanın eşiğinde
Türkiye tarımı 2000 yılında IMF-DB programına teslim olduktan sonra çeyrek yüzyıl geçti. Uluslararası girdi ve gıda tekelleri ve onların yerli işbirlikçileri muratlarına ermiş olabilirler; ama geride bıraktıkları enkazın belini doğrultabilmesi artık günümüz piyasa koşullarında pek mümkün görünmüyor. Elbette bu teslimiyetin baş siyasi sorumluları iktidarda kaldığı sürece de bir çıkış yolu ufukta gözükmüyor. Bu yazıda tarımın/tarımsal üreticinin tarihsel bir süreç sonunda bugün içine girdiği kritik varoluş eşiğinin kısaca ele alınmasına çalışılıyor.
Tarımda kapitalist gelişmenin Türkiye’deki ilk evresi Osmanlı döneminde yaşanmıştır. Uzun bir zamana yayılmakla birlikte, bu gelişmenin özellikle 19. yüzyılda belirginleştiğini, 20. yüzyıl başlarına kadar da bu birinci evrenin özelliklerinin hem üretim ilişkileri düzleminde pekiştiğini hem de hukuk düzlemindeki dönüşümlerle devam ettiğini görürüz. Bu evrede, tarımda mülkiyet ve üretim ilişkilerinde hızlı değişimler (çiftlikler ekonomisinin yukarıdan ve içeriden dönüşümü), Tanzimat dönemi (1839-1876) reformları ve özellikle 1858 tarihli Arazi Kanunu, meşruti anayasal rejime geçişin getirdiği yeni üstyapı dönüşümleri, demiryollarının ulaşım sistemine dahil olması, Osmanlı borçlarına karşılık tarım gelirlerinin/vergilerinin ipotek edilmesine götüren süreç (Düyun-u Umumiye ve Tütün rejisi) ve bunların sonuçları öne çıkan başlıklardır.
1920-1950 arasındaki yeni Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş süreci her ne kadar tarımda kapitalizmin gelişmesi bakımından ilk bakışta durağan gibi gözükse de aslında bu dönemi tarımda kapitalizmin gelişme tarihi bakımından ikinci evre olarak değerlendirmek için önemli nedenler vardır. Bir kere feodal hukuk normlarından ve feodal mülkiyet ilişkilerinden kapitalist hukuk normlarına geçiş ve feodal rant sağma düzeneklerinin kaldırılması gibi önemli ve hızlı dönüşümler bu dönemde gerçekleşecektir. Burada her ne kadar üst yapıdaki dönüşümler daha hızlı olsa da mülkiyet dönüşümünde de izleyen evrenin hazırlıklarının başladığını söyleyebiliriz. 1924 Anayasası, Aşarın kaldırılması, 1926 Medeni Kanun’u, çeşitli iskan kanunları, mübadele/muhacirlere toprak dağıtımı, 1937 Anayasa değişikliği, gecikmiş bir toprak reformu düzenlemesi olan 1945 tarihli Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’nun etkisiz bir biçimde gündeme girmesi, 1929 Krizinde ve II. Dünya Savaşı yıllarında tarımsal üreticinin büyük kayıpları, Toprak Mahsulleri Vergisi (1944-46) ile aşara geçici dönüşün amaçlananın tersine küçük çiftçiyi vurması, bu koşullarda 1946’da çok partili rejime geçişin bir siyasi deprem yaratması gibi önemli kırılma noktaları 1950 sonrasının sınıfsal dinamiklerini hazırlamıştır.
1950-1980 dönemi, Türkiye tarımında kapitalizmin gelişmesinin üçüncü evresi olarak nitelendirilebilir. Bu dönemde tarıma kapitalizmin girişinin artık üretim altyapısıyla ilgili fiziki unsurları da hayli birikmiştir: Mekanizasyon ile toprak açmaların büyük ve kapitalist çiftçiler lehine önemli mülkiyet dönüşümü sonuçlarının olması, siyasi dönüşümün tarımdaki mülkiyet/üretim ilişkilerinin yeni biçimler almasını kolaylaştırması, sınai girdi kullanımının çeşitlenmesi ve yayılması, tarımsal işletmelerin yer yer yoğunlaşmasına eşlik eden ve doğurganlık patlaması ve miras hukukuyla beslenen genelde bir parçalanma/ufalanma sürecinin tarımdaki kapitalist tahribatın zıt etkileri olarak sahneye çıkması, tarımda mülksüzleşme ve proleterleşmenin daha önce görülmedik düzeylere çıkması, nüfus artışına kırsal göç/hızlı bir kentleşme ve görece hızlanan bir sanayileşmenin eşlik etmesi, kırsal ve tarımsal nüfusun dönem sonunda hızlı bir gerileme sürecine girmesi bu dönemin öne çıkan gelişmelerindendir.
1950-1980 döneminde iç veya dış dinamiklerin belirleyiciliği yer değiştirebilmektedir. 1963 sonrasındaki planlı kalkınmaya dönüş döneminde ithal ikameci bir sanayileşme modeliyle iç dinamiklere ağırlık kazandırmaya çalışılmaktadır. Bu arada siyasetin köylüye dönük popülist politikaları bu döneme de damgasını vuracak ve devlet tarımsal desteklemeler yoluyla tarımın göreli konumunu korumada önemli bir rol üstlenecektir.
Dördüncü evre olarak adlandıracağımız 1980-2000 dönemi, IMF/DB politikalarının 24 Ocak 1980 Kararlarından başlamak üzere önemli dönüştürücü etkenler olarak devreye girdiği........
