Yoksa toplum çürümüyor mu?
Geçtiğimiz günlerde GazeteBilim’de ilginç bir çeviri makale yayınlandı. Paul Hanel tarafından yazılan, “Araştırmalar ‘Ahlaki Yozlaşma’ Görüşünü Desteklemiyor” başlıklı makalede, özetle şu görüş savunuluyor: Toplumun çürüyor olduğu görüşü doğru değil ve olumlu ahlaki değerlere sahip insanların böyle bir kanaate sahip olmasının sebebi medya, bilhassa da sosyal medyada olumsuz vakaların öne çık(artıl)ması. Aslında insanların etik değerleri arasında sadakat, dürüstlük ve yardımseverlik başta gelirken zenginlik ve güç sonlardadır. İnsanların büyük bölümü erdemli ve ahlaklıdır, dolayısıyla toplumun çürüyor olduğu görüşü yanlıştır.1
Bu makalede savunulan görüşün sadece iyimser değil dikkate değer olduğunu ancak “toplumsal çürüme”nin tanımını yanlış yaptığı için ciddi bir zaaf barındırdığını; bununla birlikte, üzerinden çok verimli bir tartışma yürütülebileceğini düşünüyorum.
Gelin, inceleyelim…
***
Makalenin sunduğu bulguların tartışılır tarafı yok. İnsan Bencil mi? kitabımda ben de ısrarla vurgulamıştım: İnsanların bireysel anlamda özünde kötü ve bencil olduğu ya da büyük çoğunluğunun tek tek kötücülleştiği söylenemez. Tek tek insanlara baktığınızda, çoğunlukla olumlu ve ahlaklı olduklarını görürsünüz. Bilhassa zor durumlarda başkalarına yardım eder, karşılarındaki insanla empati kurar, yalan söylemekten, kabalık ve kötülük yapmaktan kaçınırlar.
Ne var ki, insanların başkalarına güvenmemesi, kendilerini toplumda yalnız ve tehlikede hissetmeleri bir “yanlış algı”dan ibaret değil. Evet, insanın bireysel algısı hayatta kalma içgüdülerinden dolayı nesnelliğin olumsuz yönlerine odaklanmaya meyillidir ve evet, medya ilgi çekmek için bu eğilimi manipüle eder. Ama bugün toplumda çok yaygın hale gelen çürüme algısını salt buraya bağlarsak, yaşanan somut olumsuzlukları da “bunlar hep oluyordu, sadece medya hayatın her alanına girdiği için görünür hale geldi” şeklinde açıklamak durumunda kalırız.
Farkındaysanız bu, dinci gericilerin kadın ve çocuklara yönelik cinsel şiddet ve istismar vakalarında yaşanan olağanüstü artışa getirdikleri yoruma bayağı benziyor. Demek ki, mantık yürütürken dikkatli olmak lazım.
Tek tek insanlara sorduğunuzda ya da onların davranışlarına objektif bir gözle baktığınızda, pek tabii ki çoğunluğun “insancıl” kelimesiyle özetlenebilecek kişiliklere sahip olduğunu görürsünüz. Üstelik bu, insanların kendileri hakkında yalan söylemeleriyle alakalı değildir. Ama bu olgu toplumun çürümüyor ve sağlıklı olduğu manasına gelmez; zira toplum bireylerin toplamı, insanların bireysel karar ve tercihleri doğrultusunda şekillenen amorf bir kütle değildir. Aksine insanlar, bireysel olarak işleyişi üzerinde neredeyse hiçbir etki yaratamayacakları bir toplumsal düzenin içine doğar; bu düzenin işleyişi de bir takım güçlü bireyler tarafından değil, toplumun temelindeki........
