menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Benzemenin masumiyeti

20 0
14.08.2026

Benzemek var, benzemek var.

Biri, istemeden olur, doğanın gücüdür, ne kadar uğraşırsan uğraş, biraz sınırlayabilsen yahut yönlendirebilsen bile tümden önüne geçemezsin.

Öbürü pek de farkına varmadan gerçekleşir, uyanık davranırsan, önemli ölçüde engelleyebilirsin.

Bir de üçüncüsü var ki, bile isteye, önünü açıp kolaylaştırarak benzersin, işte orada kime ya da neye benzediğine bağlı olarak, en büyüğünden en küçüğüne, en göz yumulabilir olanından en bağışlanmazına kadar sıralanmış suçlardan birini ya da birkaçını işlemişsin demektir. Suç işlemek dediysem, her durumda ve her özne için doğru olmaz bu eylemi kullanmak; benzemek istediğine hayranlık duyan ya da zaman içinde hayranlık geliştiren için suç işlemek değil, muradına ermek deyişi uygun düşer.

Benzeyen özne, bir kişi de olabilir, bir insan topluluğu yahut bir ülke, bir toplum da…  Bir kişiyse benzeyen, bir kişi değilse bile küçük bir topluluksa, benzediğinin kendi başlangıç amaçlarına yakınlık ya da uzaklığına bağlı olarak, eleştirilebilir. Bu eleştiriler yerden yere vurma deyimiyle anlatılabilecek ağırlıkta da olabilir. Yine de eleştiriciler genellikle çok insafsız davranmazlar; çünkü, ne de olsa, etkilenenlerin ve ortaya çıkan duruma ilgi gösterenlerin sayısı azdır, vakit ayırıp uzun uzadıya konu etmeye gerek duyulmaz.

Buna karşılık benzeyen özne, hatırı sayılır büyüklükte bir topluluk, bir ülke, bir toplumsa eğer, sıkça kullanılan bir söyleyişin yeri gelmiş demektir, “o zaman iş değişir.” Hem de epeyce değişir. Hele insanlığın yüzlerce yıldır sürüp gitmekte olan ezilişine, sömürülüşüne, yaşamaktan bıktırılışına kesin bir son verme “iddiası” ile ortaya çıkarak gücü ele geçirenler, uzunluğu çok da önemli olmayan bir zaman dilimi içinde bırakalım o iddiayı gerçekleştirme konusundaki başarı düzeyini, bir de üstelik eski dünyanın temsilcilerine benzemeye ve ülkelerini benzetmeye başlamışlarsa, nasıl der halkımız, “çekiver kuyruğunu gitsin.”

Şimdiye kadar yaşanmışlar içinde belki de en tuhafı olan yirminci yüzyıl, sonlarına doğru mu demeli, böyle çekilivermiş kuyruklarla dolmuştur.  Buradaki “tuhaf” sözcüğünün üzerinde........

© soL