Van Gogh’un odası
Van Gogh kardeşi Theo’ya yazdığı mektupların birinde yapmayı planladığı bir resimle ilgili şöyle diyordu:
“Bugün oldukça iyiyim. Gözlerim hala yorgun gerçi, ama aklıma yeni bir resim fikri geldi, eskizini çizmeden edemedim... İşte bu. Otuz numara bir tuval olacak bu da. Bu kez yatak odamı yapacağım ama burada her şeyi renkle vereceğim; her şeyi basitleştirerek daha görkemli hale getirmek ve genelde bir dinlenme ya da uyku izlenimi bırakmak istiyorum. Kısacası, bu tabloya bakanın beyni, ya da daha doğrusu, imgelemi dinlenmeli.”1
Van Gogh 1888 yılında bu mektubu yazdığında 35 yaşındaydı ve kendini yorgun hissediyordu. Özellikle gözlerini dinlendirmesi gerektiği için iki gün resim yapmaya ara vermişti. Bu oda, aradığı huzurun bir imgesi olarak sanat tarihine geçti.
Resimdeki renkler ve biçimdeki deformasyonlar Van Gogh’un psikolojik durumuna dair ip uçları verir. Aynı yılın sonlarında Gauguin ile yaşadığı kavga sonrası kulağını kesmiş, ardından akıl hastanesinde kalmıştır. Hastaneden ayrıldıktan sonra kırsala yerleşmiş ve burada intihar etmiştir. Van Gogh, 1890’da tabancayla aldığı yaralar nedeniyle öldüğünde 37 yaşındadır.
Van Gogh’u intihara sürükleyen şeyler sanatçının çocukluğundan beri farkedilen hassas iç dünyasıyla ilgilidir. Ancak mektupları okunduğunda, dış dünyanın kişiliğini nasıl zorladığı ve ekonomik zorlukların da etkisi daha iyi hissedilir.
Ömrünün sadece son 10 yılında profesyonel anlamda resim yapan Van Gogh, aslında küçük yaşlarından itibaren sanata ilgilidir. Çocukluğu ve ergenliği içe dönük dünyası nedeniyle zor geçer. İlk işi babasının da desteğiyle başladığı sanat simsarlığıdır. 1875’de sanatın merkezi Paris’e taşınır. Ancak burada, sanat simsarlarının sanatı nasıl metalaştırdığını fark ederek yaptığı işe mesafelenir ve bir süre sonra işten çıkarılır. Paris’ten sonra İngiltere’ye taşınır. Önce öğretmen olarak çalışmaya başlar ancak buradan da ayrılarak bir papazın yanında, yardımcısı olarak işe başlar.
Van Gogh İncil’den bölümleri farklı dillere çevirmeye, giderek kendini dine daha fazla kaptırmaya ve bir süre sonra manastırda yaşamaya başlar. Ailesi de papaz olma isteğini destekleyerek onu 1877’de Amsterdam’da yaşayan ilahiyatçı amcasının yanına gönderir.
Burada ilahiyat sınavlarına hazırlanan Van Gogh sınavda başarısız olur. 1878’de amcasının evinden ayrılarak Brüksel’de bir misyonerlik kursuna katılır fakat buranın bitirme sınavında da başarısız olur.
1879’da Belçika’da, kömür madenlerinde çalışan işçilerin oturduğu bir köyde misyonerlik yapmaya başlar. Oturduğu evi bir evsize vererek samanların üzerinde uyuduğu küçük bir kulübeye yerleşir. Ancak........
