Performans ebeveynliği ve daralan pedagojik alan
İyi ebeveynliğin sınıf göstergesi biçiminde performans sergileme meselesine dönüşmesiyle birlikte pedagoji algısı usul usul yön değiştirdi. Çocuğun dünyayı keşfettiği bir alan olmaktan çıkıp, dünyanın çocuğa hangi çerçeveden gösterileceğinin titizlikle ayarlandığı bir alana dönüştü.
Meslek profesyonellerine göre iyi ebeveynlikteki aşırı hassasiyetin kaynağında güvencesizlik vardı. Ekonomik dalgalanma, mesleklerin prestij kaybı, iş güvencesinin azalması, yüksek rekabet ortamı gibi gerekçeler. Kusursuz anne baba olma kaygısı da aslında gelecek kaygısını estetize etme çabasıydı. Bu bakış çocuğu bir varoluş projesi biçiminde değerlendirdi. Çocuk, ailenin devamı değil, aile kimliğinin taşıyıcısı hâline geldi.
Çocuk yetiştirme projesinde temel hedef, travmasız çocukluktu. Çocuğun özgüvenli büyümesi, yaratıcı ve eleştirel düşünme becerisini üst düzeyde kazanması, sanatsal yeteneğinin desteklenip geliştirilmesi… Akademik, sanatsal ve sportif alanlarda başarılar. Bunlar için harcanan çaba, beraberinde kurs enflasyonunu, sürekli takip edilen gelişim çizelgelerini, kısacası performans takibini gerektiriyordu. Çocuğu doğal bir özne olmaktan soyutlama hareketiydi bu. İyi ebeveynlik nitelikli kitap seçimiyle, gerektiğinde kitabı sansürlemeyle, neredeyse her konuda değer kategorileri üretmekle, ekran süresi disipliniyle, kültürel etkinlik katılımıyla ölçülüyor, ebeveynlik özel bir alan olmaktan çıkıp yarı-kamusal bir vitrini temsil ediyordu.
Pedagojik hassasiyetle ivmelenen aşırı koruyucu tutum, çocuğa doğru ortamı sağlama ve psikolojik açıdan güvenlik arayışı, yanı sıra okul seçimini kimlik meselesi hâline getirme gibi yaklaşımlar siyasal İslam’ın eğitim alanında genişlemesine meşruiyet zemini hazırladı ve uygulama kanallarını açtı. Çünkü güvenlik arayışı nötr değildir. Ebeveyn kimlik tercihini okul üzerinden kurmaya başladığında eğitim alanı ideolojik rekabet sahasına dönüşür.
Tam da bu noktada pedagojik alanın nasıl daraldığını görmemiz için Paulo Freire’nin yaptığı ayrıma bakmamız iyi olur.
Paulo Freire, “Eğitim ya özgürleştirir ya da evcilleştirir” der. Arası yoktur. Onun “bankacı eğitim modeli” dediği şey, öğrenciyi boş bir kap gibi gören, içine bilgi ve değer dolduran, dünyayı sorgulamak yerine uyum sağlamayı öğreten modeldir. Eğitim öğretim programı öğrenciyi sınırları çizilmiş belirli bir dünya tasavvuruna yerleştirmeyi önceleyen bir içerik taşıyorsa, yani değerler tartışmaya açık değil de aktarılacak hazır paketler olarak sunuluyorsa burada bankacı modeli işler. Pedagojik içerik bir seçenek olarak sunuluyorsa bu bir zenginliktir; fakat merkezileştirilip norm hâline getiriliyorsa pedagojik alan daralır.
Bugünün öğretmeni önündeki iki yoldan birini tercih etmek zorundadır. Aktarıcı mı olacaktır? Diyalog kurucu mu? Freire için öğretmen tarafsız değildir. Öğretmen dogmatik değildir. Sınıfta tek bir doğru evreni kurulmamalıdır. Bir kimlik merkezileştiğinde öteki kimlikler görünmezleşir. Öğretmenin sorumluluğu, görünmezliğin oluşmasını engellemektir. Freire’ye göre baskıcı rejimler korku üretir. Öğretmen eleştirel alanı korumalı, korku iklimine teslim olmamalıdır. Öğretmen sessiz kalabilir ama bilinçli sessizlik pedagojik sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Öğretmenin etik duruşu, sınıf içindeki özgürlük alanını ne kadar koruyabildiğiyle ölçülür. Öğretmen ideoloji savaşçısı olmak zorunda değildir ama öğretmen, pedagojik alanın daralmasına aracılık etmemelidir. Freire pedagojisi öğretmene şu üç misyonu yükler:
Öğrenciyi itaatkâr olarak değil, düşünen birey olarak yetiştirmek.
İnancı bilgiye, bilgiyi sorguya, sorguyu diyaloğa açmak.
Kendi konumunu da sorgulamak.
Öğretmen eğitim öğretim programının içeriğini doğrudan aktardığında, bankacı modelin aracısına dönüşür. Öğrencilere soru sormaya alan açtığındaysa pedagoji yeniden özgürleştirici olabilir.
Mevcut düzeni yeniden üretmekle onu dönüştürmenin eşiğindeki öğretmen kararını geleceği biçimleyeceğinin bilinciyle almalıdır.Freire Kültür İşçileri Olarak Öğretmenler başlıklı kitabında şöyle der:
“Karar vermek bir kopuştur ve her zaman kolay bir deneyim değildir. Fakat ne kadar zor olursa olsun bir şeylerden var olmak imkânsızdır.”1
İyi ebeveynliğin sınıf göstergesine dönüştüğü, iyi eğitimin dini değerlerin referansıyla değerlendirildiği bir dönemde, öğretmenin kararı yalnız pedagojik değil toplumsaldır. Çünkü sınıfta kurulan dünya, dışarıdaki dünyanın taslağıdır.
1Paulo Freire, Kültür İşçileri Olarak Öğretmenler, Çeviren: Çağdaş Sümer, Yordam Kitap, İst. 2022, s.107.
Paulo Freire, Kültür İşçileri Olarak Öğretmenler, Çeviren: Çağdaş Sümer, Yordam Kitap, İst. 2022, s.107.
