menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Frontal lob ve boğazımıza geçirilen NATO ilmeği

50 0
30.03.2026

Bu hafta birbiriyle bağlantılı gördüğüm iki konuyu açmaya çalışacağım. Kısa olmayacak. İlle de okuyacağım diyorsanız, yanınıza büyükçe bir bardak çay ya da kahve almanızı öneririm.

Frontal lobun yediği herzeler

İran’a yönelik emperyalist saldırı birinci ayını doldurdu. İran salt savaş alanında değil, siyaset ve propaganda konusunda da düşmanlarına kök söktürüyor.

ABD-İsrail ikilisinin ya da son zamanlarda kullanmayı tercih ettiğim deyimle, İsrail Birleşik Devletleri’nin ise bocaladığını görüyoruz. Savaşın sonu ne olur bilemeyiz ama şunu itiraf etmek zorundayız: İran hepimizi şaşırttı ve şaşırtmaya devam ediyor. Daha önce yaşamadığımız türden  bir savaş manzarası karşısındayız.

“Daha önce yaşamadığımız” tanımına sokabileceğimiz bir gelişme İsrail’den. İsrail Genelkurmay Başkanı Zamir soykırımcı güruhun içe doğru çökmesi riskinden söz ediyor. Gazze’de çoluğu çocuğu katledip insanlık suç teşkil eden marifetlerini sosyal medyada paylaşacak kadar keyif alan askerleri savaşın bu yeni evresinde bitap düşmüşler. Bu suç çetesinin başındaki Zamir “bana yeni asker bulun” diyor. Filistin ve Suriye’de işgali sürdüren, Lübnan’da ilhak amaçlı bir saldırı yürüten üniformalı haydutlara takviye gerekiyormuş. Bu bir yandan beklenebilecek bir durum ama Zamir’in zırlamasının asıl sebebinin Lübnan’ı savunan direniş, Hizbullah olduğu açık. Şu ana kadar verilen sayılarda abartma payı bulunduğunu varsaysak dahi İsrail kara ordusunun Lübnan’da büyük kayıplara uğradığı anlaşılıyor.

İsrail Birleşik Devletleri’nin Washington cephesinde ise bir tür manyaklık hali hüküm sürüyor. Trump’ı daha sonra ele alacağız ama önce diğerlerine bakalım.

İran savaşının ilk haftalarında pek de ön saflarda gözükmeyen Rubio zuhur etti. En iyi bildiği işi yapıp büyük bir ciddiyetle savaş yalanlarını art arda sıralıyor. Bana sorarsanız savaşı değil, sonrasını düşünüyor. İran konusunda yaşanacak bir başarısızlığın 2028 yılında aday olmayı düşündüğü Başkanlık seçimlerine yapabileceği olumsuz etkilere kafa yoruyor.

Başkan Yardımcısı Vance başka bir alemde. İranlıların müzakere edilebilir Amerikalı olarak kabul etmesinin ardında yatan sebebin Cumhuriyetçi mafya bünyesinde savaş ve İsrail konusunda yaşanan görüş ayrılıklarını derinleştirme isteği olduğu söyleniyor. Bana kalırsa odaklanma zorluğu çeken düz bir salak olmasının da payı var. Vance önceki gün, İranlıların nükleer intihar yeleği imal ettiklerinden söz etti. Sonra bu sözlerinin yeterince ahmakça olmadığını düşünmüş olmalı ki, dün UFO’lar hakkındaki görüşlerini açıklama ihtiyacı duydu. Uzaylıların şeytani varlıklar olduğunu düşündüğünü söyledi. Bu son cümledeki en iddialı sözcük “düşünmek” olsa gerek.

Trump’ın Savaş Bakanı Hegseth’in konuşma ve davranışları Türkiye’de aşina olduğumuz bir durumu gösteriyor. Yetenek ve kapasite bağlamında altından kalkamayacakları görevlere getirilenler, eksikliklerini insanlıktan ve asgari ahlakî standartlardan uzaklaşarak, bir de kendilerini o göreve getirenlere olmadık şekillerde yaranarak gidermeye çalışırlar.

Çete liderine geldik. Trump’ın hayatına dair filmi (The Apprentice-2024) izlerseniz karşınızda, gençliğinden itibaren düz kötü bir adam olduğunu öğrenmiş olursunuz. Epstein skandalındaki rolüne değinmeye bile ihtiyaç duymuyorum. Standart bir patron. Irkçı, faşizan eğilimli, kadın düşmanı, bencil, empatiden yoksun, kötücül vs.. Kendisine tek standart olarak belirlediğini söylediği kişisel ahlâkı zaten mevcut değil. Bunların hepsini biliyoruz. Trump’ın genel özelliklerini yazıp “enter” tuşuna bastığınızda karşınıza ilk gelen teşhislerden biri narsisizm.

Yalnız son birkaç gün içinde ağzından püsküren herzeler sanki zamanla gelişen ikinci bir hastalığa da işaret ediyor. Tıp biliminin profesyonelleri, özellikle de nörologlar beni bağışlasınlar. Bu konulara kişisel merakım olduğu için haddimi biraz aşacağım. Anglo-saksonların deyimiyle düzeltilmeye (I stand to be corrected) hatta azar işitmeye de hazırım.

İran’a karşı yürütülen emperyalist saldırının başkomutanı önceki günü Gerald Ford uçak gemisinin 17 isabet aldığını söyledi. Oysa resmi bilgi dünyanın en büyük ve en pahalı uçak gemisinin “çamaşırhanesinde çıkan bir yangın yüzünden savaş bölgesinden uzaklaştığı” şeklindeydi. Trump’ın bahsettiği isabetin dron mu yoksa askeri uzmanların söylediği gibi balistik füze mi kaynaklı olduğunu bilmiyorum. Bunun fazla bir önemi de yok. Sonuçta vurulmuş ve kaçmış. Bu da tartışmasız bir rezalet ABD için.

Trump’ın söylediklerinin yarısını o gemide görevli bir başçavuş söyleseydi askeri mahkemenin yolunu tutmuştu. ABD Başkanı utanç verici boyutta bir askeri sırrı gözünü kırpmadan ifşa etti. Bunu sadece narsisizmle açıklamak ya da kimilerinin yaptığı gibi kurduğu büyük oyunun içinde yer alan kurnazca bir hamleyle açıklamak mümkün değil.

İkinci örnek ise, Suudi Veliaht Prensi Bin Salman’ın Trump’ın bedeninin gerisiyle girdiği etkileşime dair sözleri. Bu arada, isnat edilen eylemin şeklinin değil ama özünün doğru olduğuna kimsenin kuşkusu yok. Trump yağcılık veya yalakalık da diyebilirdi ve bu yine murat edilen aşağılama etkisini yaratırdı. Ancak o durumu en galiz ifadelerle açıkladı. Bu normal değil.

Son birkaç güne sığan bir iki örnek daha var. Bir tanesi canlı yayında bir televizyon sunucusuna yönelik sözlü sarkıntılık, bir diğeri konuşması sırasında “istediğiniz konuda konuşabiliriz, örneğin seks” deyivermesi. Bu noktada evlilik görünümlü çocuk tecavüzü dahil her türlü pisliği yaptıkları halde görünüşte ahlakçılığı kimseye bırakmayan evanjelist kilise ve benzeri yobaz toplulukların Trump’ın en güçlü destekçileri........

© soL