Suriye dersleri-I Ulusalcılar, seküler milliyetçiler ve Cumhuriyetçiler
Son bir haftada Suriye’de yaşanan gelişmelerin Türkiye için de Türkiye’deki farklı siyasal aktörler için de bir siyasal kırılma momentine işaret ettiğine kuşku yok.
Kırılma anları aynı zamanda muhasebe ve tartışma anlarıdır.
Muhasebenin büyüğünü Kürt hareketinin ve bu hareketle ittifak kuran sol yapıların yapması gerektiği kesin. DEM parti öncülüğünde bir dizi sol partinin Suriye’deki son gelişmeler üzerine kaleme aldıkları ortak bildiride ABD’nin bahsi geçmemiş olsa da, bu muhasebenin ana konusunu Suriye’deki rejim değişikliği sürecinde ABD’ye verilen desteğin sorgulanması oluşturmalı. Bu konuyu deşmeyi şimdilik erteleyelim.
Görünen o ki, Suriye başlığında siyasi tutumun ne olması gerektiğini ve bizi neyin beklediğini tartışmaya her kesimin ihtiyacı var.
Bu yazıda bu amaçla Cumhuriyetçi kesimlerde kafa karışıklığına yol açan ulusalcı/seküler milliyetçi tutumlara odaklanacağım.
Ulusalcılık ile seküler milliyetçi kesimlerin bu başlıkta bazı vurgu farklarına rağmen siyasi olarak ortak bir noktada buluşabildiklerini gözlemliyoruz. Üstelik bu gruplar arasında siyasal ve ideolojik geçişkenlik de çok yüksek.
Yine de şu tespiti yaparak başlayabiliriz diye düşünüyorum: Ulusalcılık kavramı, siyasete öncelikle dış dinamikler üzerinden bakan bir hattı tarif edegeldi. Siyaseti dünyadaki güç ilişkileri ve jeopolitik gelişmeler üzerinden okuyan ve kendini buradaki çekişmelerde taraf olarak konumlandıran bir siyasal hattan bahsediyoruz. Bu hat, Türkiye’de büyük ölçüde anti-Amerikan ya da genel olarak Batı karşıtı olarak bilinse de aslında tam olarak böyle değil. Tarihten de örnek verebilirim ancak şimdilik Suriye’deki gelişmeler üzerinden neden öyle olmadığını örnekleyebileceğimizi düşünüyorum.
Siyasi olarak önemi sınırlı bir kesim olsa da, bize bu hattın bir karikatürünü sunması bakımından Vatan Partisi ve lideri Doğu Perinçek’in son gelişmeler karşısındaki tutumuna bakabiliriz. Perinçek’e göre Suriye’de HTŞ yönetiminin SDG’ye vurduğu darbe, aslında Türkiye’nin vurduğu bir darbedir ve emperyalizmin bölgesel çıkarlarının tamamen aleyhinedir. Halbuki, hakikat bu söylemin yanından bile geçmiyor. Suriye’deki gelişmeler ABD ve İsrail’in kontrolü ve izniyle gerçekleştiği gibi, bundan sonraki süreçte de onların bölge politikalarına hizmet edecek çerçevede planlanmıştır. Açıkça ABD gözetiminde yapılan bir planı, anti-Amerikan olarak yansıtmak nasıl mümkün oluyor, onu bilmiyoruz. Pragmatizm ve çarpıtmadan ibaret bir siyasi duruş söz konusuyken bu soruya yanıt aramanın anlamlı olduğunu düşünmüyorum.
Ulusalcılık ile seküler milliyetçilik arasında gidip gelen bir kesim ise, yaşananları........
